asr-ı saadet toplumu

İslam’ın İlk Yıllarında Israr Edilen İbadet

Asr-ı Saâdet toplumu, zekâta çok ehemmiyet verirdi. Zira Cenâb-ı Hak Kur’ân-ı Kerîm’in pek çok yerinde namazla birlikte zekâtı da ısrarla emrediyordu. Onlar, zekât ve sadakalarını âdeta Allâh’ın eline verdiklerinin şuuruyla, bu ibadeti îfâ ederken büyük bir vecd ve heyecan iklîmine girerlerdi.

Bu İbadetin Benzeri Yok!

Asr-ı saadette mü'minlerin eşi benzeri olmayan ibadetlerinden biriydi oruç. Savaşlara katılan cesur kahramanlar kuvvetli olmak için nafile oruçları tutmuyorlardı fakat cihada çıkmak seyrelince onlar da çoğu vaktini oruçla geçirdi.

Her Zaman Abdestli Olan Sahabeler

Ashâb-ı kirâm için ibadetler, Cenâb-ı Hak ile mülâkât ve yakınlaşma anlarıydı. Dolayısıyla çok mühim ve bulunmaz birer fırsat ve huzur hâliydi. Onlar bütün ibadetlerini, Cenâb-ı Hakk’ın emrine muhâtap olma bahtiyarlığına ermenin heyecanıyla yapıyor, herhangi bir ibadeti yerine getirmeyi büyük bir şeref ve nîmet olarak görüyorlardı.

İslam'ın Güler Yüzünü Temsil Edecek Kıvam

Asr-ı Saâdet toplumu, incelik, nezâket ve zarâfet toplumuydu. Onlar, insanlar bir tarafa, hayvanlara ve bitkilere dahî nezâketle davranıyor, hiçbir şeyi incitmiyorlardı. Böylelikle  İslâm’ın güler yüzünü temsîl edecek kıvâma ulaşıyorlardı.

Kur'ân Mucizesinin Canlı Misali

Onlar, aklın, rûhun ve nefsin ulaşabileceği son noktaya ulaştılar. Nefs-i emmârenin şerrinden kurtulup nefs-i kâmileye nâil oldular. Nefislerini sorgulayan insanlar hâline geldiler. Nefsânî arzularını körelttiler, fıtrattan gelen ulvî istîdatlarını tekâmül ettirerek “Hakk’a vuslat” yolunda mesâfe aldılar. Vahşî, bedevî insanlar, melekler misâli latîf bir hâle büründüler.

En Zor Şartlarda Kur'ân Okudular

Ashâbın en mühim meşgûliyeti, Allâh’ın kitâbını anlamak, öğrenmek, hikmet tecellîlerine nâil olabilmek ve muktezâsınca amel etmekti. Hayâtın lezzetini Kur’ân’ı tekrar tekrar okumak, dinlemek ve yaşamakta buluyorlardı.

En Güzel Üç Dakika

Önceleri koyu karanlıklar içinde yaşayan Câhiliye toplumu, Efendimiz’in irşâdıyla “gerçek bilenler” hâline geldi. Geceler gündüze döndü. Kışlar bahar oldu. Tefekkür gelişti. İnsan vücûdunun bir damla sudan, kuşun ufak bir yumurtadan, ağacın ve meyvelerin yok denecek kadar küçük bir çekirdekten meydana gelişleri ve emsâlleri üzerinde derin tefekkürler başladı… Hayat, Allah rızâsına endekslendi. Merhamet, şefkat ve hakkı tevzîdeki derinlik zirveleşti.

Örnek İnsanların Hikayesi

Asırlar boyu kayda değer bir tek adam yetiştirememiş olan Câhiliye toplumu, Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in mânevî eğitimi ve irşâdı sâyesinde, ulvî vasıflarla bezenmiş, insanlığa örnek olabilecek çapta pek çok âbide şahsiyet çıkardı. Ve onlar, Kur’ân ve Sünnet’ten aldıkları feyzi, birer îman, ilim ve irfan meş’alesi hâlinde dünyanın dört bir bucağına taşıdılar.

İslam'ın Cahiliye İnsanına Kazandırdıkları

İslâm, Câhiliye toplumunun yanlış âdetlerini kaldırıp yerine en güzel ve en mükemmel hayat düsturları getirdi. Câhiliye insanının kontrolden çıkmış, taşkın öfkesini, hilim, sabır, hak ve adâlet gibi yüksek vasıflarla dizginledi. Şuursuz cesaretini duygusallıktan ve nefsâniyetten arındırıp aklîleştirdi. Nefsânî şecaatini müsbet gâyelere istikâmetlendirdi. Onu, hak ve adâletin yerini bul­ması gibi ulvî idealler uğrunda kullanmayı öğretti.

Peygamberimizi Ağlatan Hadise

Câhiliye devrinde insanlar pek çok yanlış inançlara saplanıyor; akıl, idrak, şuur ve tefekkür gibi en kıymetli insânî meziyetleri alçaltan son derece gülünç durumlara düşüyor ve böylece ağır bir insanlık dramı yaşıyorlardı. Doğru bir düşünce, müstakîm bir fikir bulmak zordu. Yanlış fikirler almış başını gitmişti. Bunun bir neticesi olarak toplumda kadın ezilmiş; anneler horlanmış, kızlar utanç vesilesi olarak kabul edilmişti. Bu dönemde yaşanan bir hikayeyi dinleyen Peygamber Efendimiz (s.a.v.) hadiseyi dinlerken ağlamaya başladı...