asr-ı saadet toplumu

Eskiyi Giymeyenin Yenisi Olmaz!

Asr-ı saadet insanından ibretlik tablo...

Sofrasında Bir Yetim Olmadan Hiç Yemek Yemedi

Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in terbiyesinde yetişen ashâb-ı kirâm, O’nun cömertlik ve diğergâmlığından da büyük bir nasîb almışlardı. Bugün bizim için en çarpıcı örneklerden biri, İbn-i Ömer Hazretleri’nin, sofrasında bir yetim olmadan yemek yemediği, her sofrasında muhakkak bir yetimin bulunduğu rivâyet edilir.

Düşmanlarının Bile Gıpta İle Baktığı Müslümanlar

Asr-ı saadet döneminde sahabeler Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) el-emîn ve es-sâdık sıfatlarından nasîb almışlardı. Müslümanların bu güzel ahlâkına düşmanları bile gıpta ile bakıyor ve îtimâd ediyorlardı.

Affede Affede Af Olun!

İnsan başkalarını çokça affetmeli ki Allah da onu affetsin. Nitekim hepimizin, gerek Allâh’a, gerekse kullarına karşı işlenmiş, affedilmeyi bekleyen pek çok hatâsı vardır.

Tevazuda Zirve Haline Geldiler

Ashâb-ı kirâm, İslâm ahlâkıyla yüceldikçe, tevâzûda da erişilmez bir zirve hâline geldiler.

Asr-ı Saâdet Toplumunda Ahlâkî Olgunluk

İnsanlık tarihinde, fazîlet, adâlet, diğergâmlık ve güzel ahlâk bakımından en müstesnâ devir, hiç şüphesiz ki Asr-ı Saâdet’tir. Çünkü o mübârek devir, bütün âlemlerin yaratılış sebebi olan Hazret-i Muhammed Mustafâ -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in yaşadığı bir devirdi.

İbadetin Kabul Olma Şartları

Fudayl bin Iyâz -rahmetullâhi aleyh- şöyle der: “Şâyet bir amel ihlâsla yapılır da şartları yerine getirilmez, doğru bir şekilde yapılmazsa kabul edilmez. Doğru olur, ancak ihlâslı olmazsa yine kabul edilmez. Hem ihlâslı hem de zâhirî şartları yerine getirilinceye kadar kabul edilmez. İhlâs, onun yalnızca Allah Teâlâ için yapılması, doğru olması da Sünnet-i Seniyye üzere işlenmesidir.”[1]

Asr-ı Saadette İbadet Titizliği

Asr-ı Saâdet toplumu, ibadetlerini büyük bir îtinâ ile îfâ eder, ancak hiçbir zaman kendilerini bu hususta yeterli görmezlerdi. Onlar dâimâ "Korku ile ümit arasında" yaşarlardı.

Fatiha Suresinde Her Hastalığa Şifa Var

Kur’ân-ı Kerîm, ashâb-ı kirâmın hayatına öylesine girmişti ki, onlar her hususta Allâh’ın kelâmına mürâcaat eder olmuşlardı. Hastalıklar karşısında şifâ taleb edeceklerinde, bunu Kur’ân ile yaparlardı.

Sahabe Kur'ân'ı Nasıl Anladı?

Sahabe-i Kiram Kur'ân- ı Kerim'i nasıl anladı? Kur'ân'ı öğrenirken nelerle karşılaştı? İşte ashab-ı kiramın Kur'ân'la yaşadıkları yolculuk...