Tarikatte Hilafet Nasıl ve Kimlere Verilir?

Celvetîyye tarikatinda hilafet almak için hangi şartları yerine getirmek gerekir ve kimler bu makama layık görülür?

Tarikatta halîfe olmak, sadece irşâd ve rehberlik hususiyetlerine sahip olmakla değil; sâlikin nefs terbiyesi, edep ve istikâmet üzere olmasına bağlıdır.

TARİKATTE HİLAFET KİME VE NASIL VERİLİR?

Sâlik, celvetî âdâb üzre seyr u sülûkünü ikmâl ettikten sonra artık yaratılışının sırrına ermiş ve insanlara “nümûne-i imtisâl” olarak halkın arasına karışıp irşâda liyâkat kesbetmiş demektir. Bu duruma yükselmiş olan sâlik, şeyhi tarafından halîfe nasbedilir ve bu hilâfet izni emr-i Hakk’tan telâkkî edilerek alınır ve verilir.

Peygamberimiz (s.a.v.) nasıl Muâz b. Cebel’in (r.a.) Yemen’e irşâd için rasûl olarak göndermişse şeyh de sülûkünü ikmâl eden mensûbunu ihtiyâc olan beldeye halîfe olarak gönderir.

Ancak istikâmet ve sıdk üzre bulunmayan, nefs ve tabîat darlığından henüz kurtulamamış, dünyâ tahsîline heveskâr, sevgi ve mahabbeti o istikâmette olanlara asla hilâfet verilmez. Halîfe namzedînîn kasdı ancak ma’rifetullah ve insanları buna teşvîk olmalıdır.

Hilâfet vazîfesi verilen kimse hemen halka vaaz ve nasîhatla mürîd toplama sevdâsına düşmemeli, halkın kendisine mürâcaatlarını beklemelidir. Böyle mürâcaatlar tevâlî ettikçe vazîfesini îfâ ederek bunlara “bey’at” vermelidir. Kendisi perhiz ve riyâzata tam isti’dad kesbetmedikçe de mürîdânı riyâzat ile emretmemelidir.

Halîfe, ta’yin edildiği mahalden şeyhinden habersiz asla ayrılmamalıdır. Çünkü böyle bir hareket felâhına mâni’ olabilir. Emre imtisâl en büyük edebîdir.

Halîfe hilâfet vazîfesinden dünyevî bir karşılık beklememeli, huzûruna getirilen dünyâya müteallık şeyleri de eline almadan bir yere koydurmalı ve ihtiyaç ânında oradan alıp sarfetmelidir. Hattâ halîfe bu bâbda göstererek mahlûkattan hiçbir şeyi kalbine getirmemeğe gayret göstermeli, kemâl-i edeple vazîfesini îfâ etmelidir.

Kaynak: Prof. Dr. Hasan Kamil Yılmaz, Aziz Mahmut Hüdayi, Erkam Yayınları

İslam ve İhsan

CELVETİYYE’DE ŞEYH-MÜRİD İLİŞKİSİ

Celvetiyye’de Şeyh-Mürid İlişkisi

CELVETİYYE’DE SÜLÛKÜN ESASLARI

Celvetiyye’de Sülûkün Esasları

CELVETİYYE’NİN TEMEL PRENSİPLERİ

Celvetiyye’nin Temel Prensipleri

CELVETİYYE’DE SÂLİKİN SEYR U SÛLÛK MÜKELLEFİYETLERİ

Celvetiyye’de Sâlikin Seyr u Sûlûk Mükellefiyetleri

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.