Engellinin Kaderini Sorgulaması Günâh mıdır?
Engellinin kaderini sorgulaması günâh mıdır?
Her olay, yokluktan varlık âlemine getirilme cihetiyle Allâh’ın kudretine[1], sebeplere bağlı ortaya çıkma cihetiyle ise bizim fiillerimize bağlıdır.[2] Başımıza gelen tüm hâdiseler, sünnetullâh olarak ifâde edilen Rabbimizin varlıkların doğasına yerleştirmiş olduğu kânûnlara bağlı gerçekleşebildiği gibi” [3] doğrudan Allâh’ın (c.c.) kaderdeki bir yazgısı olarak da gerçekleşebilir.[4]
Cenâb-ı Hak, kâinattaki her şeyi ezelde tespît ettiği ilâhî plan ve yüce nizâma göre idâre etmektedir. Her şey, Allâh’ın ezeli ilmî, mutlak irâde ve sonsuz kudretîyle ilâhî nizâm ve plana uygun olarak yaratılmaktadır. Âlemde vâkî olan maddî mânevî her türlü hâdise, maksatsız ve gâyesiz olarak rastgele meydâna gelmemektedir.
Îmân edilmesi gereken altı esâstan biri olan kader, insânı inkâra götürebilecek yolu kapatan bir set gibidir. İnsanın kendisine verilen nîmetleri Cenâb-ı Hakk’ın ihsânı olarak bilmemesi, gurûra ve kibire yol açar, bu da insânı kendi üstünde hiçbir irâde ve kudretî tanımama düşüncesine mahkûm etmeye sevk eder. Kadere îmân, “mağrûr olma, yapan sen değilsin” diyerek insânı kibire ve gurûra düşmekten korur. Allâhü Teâlâ bütün güzellik ve hayırların gerçek sâhibinin Allâh olduğunu, buna karşılık bütün kötülük ve günâhların ise insânın kendi nefsinden kaynaklandığını bildirir.[5]
Kadere inanan insânda en küçük bir ümitsizlik ve gevşeme olmaz. Başarıya ulaştığı zamân da tevâzûyu ve alçakgönülülüğü elden bırakmaz, zafer sarhoşluğuyla kendini kaybetmez.[6] Bu husûs şu vecîz ifâdelerle âyette şöyle yer almaktadır:
“Yeryüzünde ve kendilerinizde meydâna gelen bir musîbet yoktur ki, Biz onu uygulamaya koymadan önce bir kitâpta yazılı olmasın. Şüphesiz bu, Allâh’a göre kolaydır! Böylece elinizden çıkana üzülmeyesiniz ve Allâh’ın size verdiği nîmetlerle şımarmayasınız. Çünkü Allâh, kendini beğenip böbürlenen kimseleri sevmez.”[7]
Kader inancı, aynı zamânda insânın irâdesini güçlendirir. Çünkü kadere inanan bir kul, Hadîs-i Şerîfin de ifâdesiyle başına gelecek bir musîbetinin engellenmeyeceğine inandığı için cesâretlidir:
Rasûlullâh (s.a.s) buyurdular ki: “Kul, hayrıyla, şerriyle kadere inanmadıkça, kendine (hayır ve şerden) isâbet edecek şeyi atlatamayacağını, (hayır ve şerden) kaçacak olan şeyi de yakalamayacağını bilmedikce îmân etmiş olmaz.”[8]
Kadere îmân, her şeyimizin tükendiği, elimizden gelenler bittiği zamân dahî yalnız kalmadığımızın, terk edilmediğimizin ve de en yüce dayanağın bizimle berâber olduğunu bilmenin ifâdesidir. Başarısızlığa uğradığı zamânda bile “bunda da vardır bir hikmet” diyerek insânın, azmini ve irâdesini kaybetmemesidir.[9]
Kadere îmân, “her şeyin Allâh tarafından bir tertip ve ölçüye bağlandığına îmân” mânâsına geldiğinden, insân zihninde, kâinatta tesadüflere yer olmadığı şuûrunu ve bir nizâm fikrini yerleştirip insânı devâmlı ve programlı bir çalışmaya sevk eden bir esâs olmuştur.[10]
Bu dünyâda başımıza gelen şeyler hoşumuza gitmeyebilir. Ancak kaderde yazılı olan bu durum belki de bizim için hayırdır. Peygamberimiz (s.a.s) şöyle buyurur:
“Allâh bir kuluna hayır murâd etti mi onun cezâsında acele edip dünyâda verir; bir kulu hakkında da kötülük murâd etti mi onun günâhlarını tutar, kıyâmet günü cezâsını verir.”[11]
Nefsimize zor gelen şeyler, belki de bizim için hayır olabilir. Peygamber Efendimiz (s.a.s) şöyle buyurur:
“Cehennem nefsin hoşuna giden arzûlarla, Cennet de hoşuna gitmeyen şeylerle donatılmıştır”[12].
İlâhî takdîrîn/kaderin her şeyi güzeldir! Hakîkatini kavrayıp ona teslîm olan bir insân, her şeyde ilâhî kaderin hikmet ve adâletini görür. Böyle bir kişi zorluklar karşısında yılmaz, tembellik ve gevşeklik göstermez. Musîbetlere, kader açısından bakamayan insân, her ümit kırıcı hâdise karşısında apışıp kalır, sürekli hâlinden şikâyet eder, netîcede günâh ve sefâlet bataklığına düşer. Kadere inanan insân, ne kazandığıyla sevinip gurûra kapılır, ne de kaybettiği şeye mahzûn olur. Zîrâ o bilir ki her şey bu dünyâdan ibâret değildir; her şeyin en iyisi ve güzeli bir sonraki hayâttadır.[13]
Dipnotlar:
[1] Nisâ, 4/78.
[2] Nisâ, 4/79.
[3] Furkân, 25/2.
[4] Hadîd, 57/22.
[5] Yazır, Elmalılı, Hak Dini Kur’ân Dili, 2/1397-1398.
[6] Coşkun, İbrâhîm; İlahî Adâlet ve Engelli Bireyler, s. 160.
[7] Hadîd: 57/22-23.
[8] Tirmizî, “Kader” 10.
[9] Coşkun, İbrâhîm; İlahî Adâlet ve Engelli Bireyler, s.161.
[10] Coşkun, İbrâhîm; İlahî Adâlet ve Engelli Bireyler, s.158.
[11] Tirmizî, “Zühd” 57, (2398)
[12] Buhârî, “Rikak” 28; Müslim, “Cennet” 1. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, “Sünnet” 22; Tirmizî, “Cennet” 21; Nesâî, “Eymân” 3.
[13] Coşkun, İbrâhîm; İlahî Adâlet ve Engelli Bireyler, s.160-161.
Kaynak: Hasan Serhat YETER, Engellinin İlmihâli, 2022








YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!