Cihâdı savaştan ibaret görmek, hakîkati ifâde etmediği gibi cihâdın Kur’ân ve Sünnet’te verilen mânâ ve muhtevâsı bakımından da eksik ve yanlıştır. “Gayret etmek, çalışmak” gibi mânâlara gelen cihâd; kalp, dil, el, mal, can, kültür, ekonomi, silâh gibi her türlü vâsıta ile yapılabilir.
İslâm’ın getirdiği prensiplerden biri de bir kişinin suçunu bir başkasının çekmeyeceğidir.
Canı Allah vermiştir ve ancak O geri alabilir. Bu sebeple haksız yere bir cana kıymak, Allâh’a karşı işlenmiş çok büyük bir cürümdür. Zira İslâm nazarında her bir can, bütün insanlığa denk bir kıymet ifâde etmektedir.
Fâtih Sultan Mehmed, toplumun korunmaya muhtaç fertleri için en hassas edep ve şefkat ölçülerini aksettiren ulvî kâideleri asırlarca evvel ortaya koyuyordu.
İslâm’ın rûh itibâriyle özü, îtikadda tevhîd; amelde ise edeb, istikâmet ve merhamettir. Merhamet, îmânın ilk meyvesidir. Ondan uzak bir gönül, ne müthiş bir hüsrânın girdabındadır.
Yüzakı Dergisi yazarları bu sayıda mânevî eğitimin zaruretine işaret ediyor. Dînî eğitimin önündeki dünyevî endişeleri, nefsânî takıntıları masaya yatırıyorlar. Hac ve kurbanın içerisinde olduğumuz bir ayda Yüzakı yine dopdolu bir sayıyla meraklı okurlarını bekliyor.
Bütün kâideler, hattâ şer’î hususlar bile onları tatbik eden kimselerin kalbî âlem, olgunluk ve istikâmetlerine göre netice verir. Zira kânunlar, keskin bir bıçak veya silâh gibidir. Hak ve adâleti tevzîde de kullanılırlar, nefsin galebesiyle binbir zulme de âlet edilebilirler. Yani bıçak veya silâh, onları elinde tutanın durumuna göre hayra veya şerre kullanılabilir.
Hattat Hamid Aytaç, Hat sanatını kıymetli yapan 3 sebebi açıklıyor.
İnsanlar, hayvanlar ve diğer bütün varlıklarla birlikte bütün kâinâtı yaratan ve onu muhteşem bir nizâm üzere ayakta tutan Cenâb-ı Hak’tır.
Allâh’a îmân etmek, merhametli olmayı îcâb ettirir. Zira Cenâb-ı Hakk’a îmân eden kişi O’nu sever ve emirlerine itaat eder. Hattâ zamanla O’nunla alâkası olan her şeyi derece derece sevmeye başlar.