Hayattaki Tecellileri Nasıl Doğru Okuruz?
Abdullah Sert Hocaefendi, hayattaki tecellileri doğru okumayı; ölüm, doğum ve yeni başlangıçlar üzerinden hayatı ve âhireti tefekkür etmeyi anlatıyor.
Tabuttan doğuma, kurulan yuvadan kendi akıbetimize… Her tecelli, bize hayatı yeniden okumayı öğretiyor.
HAYATTAKİ TECELLİLERİ DOĞRU OKUMAK
Olayların bazen sadece bir tarafını görüyoruz. Herkes kendisine ait tecelliyi görüyor. Ama tecelli o kadar değişik ki... Bir öğlen vakti İstanbul’un kaç camisine kaç tabut geliyor? Kaç eve de gelin giriyor? Kaç eve de yeni bir çocuk doğuyor?
O zaman herkes kendisiyle ilgili tecellinin farkında olmalı.
Benim için bugün tabut tecelli etti. O zaman onu doğru okumak lazım. Nasıl okumalıyım? Caminin önündeki tabut, yarının tabutu, belki bir Müslümanın tabutu... Ha, nasıl okuyacaksınız hocam?
Evet, geldi dünyaya ve işte gidiyor. Ben de bir gün geldim bu dünyaya, bir gün ben de gideceğim. Bugün bu tabutun içinde ben de olabilirdim.
Olabilir miydik? Olurduk.
Bir çocuk dünyaya geldi. Ya, ben de geldim işte. O çocuk da benim gibi büyüyecek. Nasıl büyüyecek acaba?
Evet. Bir başka yuva kuruldu. Nasıl yaşayacak bu yuva? O zaman yuvayı Kur’an’da oturtacak. Düşüneceğiz: Biz bu yuvayı nasıl götüreceğiz? Yani Allah bizden nasıl bir yuva istiyor?
Onun için âyet-i kerîmede buyurulan: «kulle yevmin huve fi şe'n». Allah Teâlâ her an bir yaratma halindedir. (Rahman, 29)
Bir murâd-ı ilâhî hepimiz üzerinde tecelli etmekte.
Değerli kardeşlerim, işte gönlü açık olan, özellikle kalp dilini biraz geliştirebilen insan, okumalarını biraz daha farklı yapmaya başlıyor. Üzerindeki her tecellinin Yüce Rabb’inin dilemesiyle, murâd-ı ilâhiyesiyle ve kudretiyle olduğunu ve onu doğru okuması gerektiğinin farkına varıyor.
Ama en doğru okuyacağımız şey ne? Hayatın kendisi.
Nereden geldik? Nereye gidiyoruz ve nasıl gidiyoruz?
Evet. Nereye gidiyoruz? Nasıl gidiyoruz?
Evet. Herkes yarına ne hazırladığına bir baksın. (Haşr, 18)
Gidiyorum da neyle gidiyorum ve nereye gidiyorum?
Evet. Gittiğimiz yer belli. Gideceğimiz yer de belli. Mümin için gideceği yer belli. Hiç şüphemiz yok.
Vebil-âḣirati hum yûkinûn. (Bakara, 4) Yüminun da var, yukinun da var. Yüminun inanmak demek. Yûkinûn ise sanki gidip gelmiş gibi kanaat sahibi olmak demek. Yakinen bilmek demek.
Cenâb-ı Hak bizden o yakin hâlini istiyor. Ama o yakin hâline ermek için de bedeller ödemek gerekiyor.
Seherlerde bedelleri örmek gerekiyor. Gündüzlerde bedelleri ödemek gerekiyor. Tövbelerle, istiğfarlarla, infaklarla, cehdlerle, gayretlerle farklı farklı bedeller ödeyerek insan imanda ikana eriyor.
Yani imanı yakin hâline ulaşmış oluyor.








YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!