İslam İle Terörü Yan Yana Getirme Çabası

İnsanlar, hayvanlar ve diğer bütün varlıklarla birlikte bütün kâinâtı yaratan ve onu muhteşem bir nizâm üzere ayakta tutan Cenâb-ı Hak’tır.

İSLÂM İLÂHİ VE HAK BİR DİNDİR

Yüce Rabb’imiz, akıl ve irade lûtfettiği insanların kendi aralarındaki münâsebetleri ve diğer varlıklara karşı davranışlarını tanzim etmek için İslâm’ı göndermiştir. Yani İslâm ilâhî ve hak bir dindir. İslâm’ı insaf ile inceleyen herkes bunu kabûl eder.

CENAB-I HAK FESAFI VE TERÖRÜ İSTEMEZ

Cenâb-ı Hak bütün noksan sıfatlardan münezzehtir. Dolayısıyla O, hiçbir zaman fesâdı, yani terörü ve kötülüğü istemez. Nitekim Cenâb-ı Hak, münâfık ve kötü insanlardan bahsederken şöyle buyurmaktadır:

“O iş başına geçti mi, yeryüzünde ortalığı fesâda vermek, ekinleri tahrip edip nesilleri bozmak için çalışır. Allah fesâdı sevmez!” (el-Bakara, 205)

Yine Cenâb-ı Hak, fesâdı istemeyi, onu hoş görmeyi ve fesat çıkarmak için fırsat ve yol aramayı kullarına yasaklayarak şöyle buyurur:

“Yeryüzünde fesat çıkarmanın peşinde koşma! Şüphesiz ki Allah, fesatçıları sevmez.” (el-Kasas, 77)

KUL HAKKI İHLÂLİ

Cenâb-ı Hak, kullarına karşı çok merhametlidir. Onlar için hep hayrı, salâhı ve felâhı ister. Kul hakkı ihlâlini en ağır cürümlerden biri olarak görür. Böyle bir günahı, haksızlığa uğrayan kul affetmedikçe Allah da affetmez. Cenâb-ı Hak günâhkâr kuluna bile af ve merhametle muâmele eder. Onun dahî arkasından konuşarak gıybetini yapmanın büyük bir günah olduğunu bildirir ve bundan şiddetle sakındırır.

İSLÂM'DA CAN, MAL VE NÂMUSUN MUHAFAZASINI ZARÛRÎDİR

Dolayısıyla, Cenâb-ı Hak tarafından insanlığın huzur ve saâdeti için gönderilen İslâm’ın, mâsum insanların öldürülmesini istemesi ve teröre göz yumması kesinlikle mümkün değildir.

İslâm, her insanın canının, malının, ırzının, nâmûsunun, aklının, neslinin muhâfazasını zarûrî görür.

TERÖRLE EN ÇOK MÜCADELE EDEN KİŞİ: PEYGAMBER EFENDİMİZ

Bu sebeple, târihe baktığımızda terörle en fazla mücâdele eden kişinin Peygamber Efendimiz -sallâllahu aleyhi ve sellem- olduğunu görürüz. O’nun 23 senelik nebevî hayatı hep terörle mücadeledir. İnsana karşı terör, hayvanlara karşı terör, nebâtâta karşı terör… Efendimiz -sallâllahu aleyhi ve sellem- hep bunlarla mücadele etmiştir. Kâfir olsun mü’min olsun, dâimâ her insanın hakkına riâyeti esas almıştır. Neticede O’nun gayretleriyle bütün dünya sükûnet bulmuş, kan gölüne dönen çöller, huzura kavuşmuş ve insanlık tarihi, o zamana kadar görülmemiş bir fazîletler medeniyetine sahne olmuştur.

İSLÂM'I TERÖRLE YAN YANA GETİRMEK YERSİZDİR

Hâl böyleyken birkısım insanlar, yüce İslâm’ı, günümüzün en büyük fecaatlerinden biri olan terör kelimesiyle birlikte kullanmaya kalkışmaktadır. Hâlbuki terör ve anarşizm, kalpsizlik üzerine kurulmuştur ve onlara aslâ ahlâk gibi ulvî hisler lâzım değildir. Terörün gözyaşı yoktur, merhamet ve vicdânı yoktur. İslâm ise şefkat ve merhamet üzerine binâ edilmiştir. Cenâb-ı Hak Kur’ân-ı Kerîm’de en çok Rahmân ve Rahîm isimlerini, yani bütün varlıkları ihâta eden umûmî merhameti telkîn buyurmaktadır. İslâm; hak-hukuk tevzî eden bir insanlık ve medeniyet dînidir. İslâm’ı hakkıyla öğrenenler, onun terör kelimesiyle aynı cümlede kullanılmasının bile ne kadar yersiz olduğunu derhâl idrâk ederler.

Kaynak: Osman Nûri Topbaş, Hak Din İslâm, Erkam Yayınları

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.