Dünya imtihanının Leylâlarına takılıp onlardan Mevlâʼya intikal edememek, -hayır veya şer- başa gelen her şeyin ilâhî bir imtihan tecellîsi olduğunu düşünememek, rızkın peşinde koşarken Rezzâkʼı unutma nankörlüğüne düşmek; insanı bu âlemdeki fânî sebeplere bağlanıp müsebbibüʼl-esbâb olan Rabbini unutma gafletine dûçâr eder.
Bir mü’minin, gerek gönül dünyâsında gerekse beşerî münâsebetlerde kıymet hükümlerini oluşturan iki temel kaynak Kur’ân-ı Kerîm ve Sünnet-i Seniyye’dir. Bu kaynaklarda insanın değer ve îtibârının ancak “takvâ”sı ölçüsünde olduğu belirtilmiştir.
Hat sanatı, Osmanlı'da sultanların ilgi duyup yoğun devlet işleri arasında çalıştığı bir İslami sanattır.
Osman Nuri Topbaş Hocaefendi herkesin verilen nimetlerden hesaba çekileceğinden ve sabrın çeşitlerinden bahsediyor...
İslâm’da bencillik, yani enâniyet yoktur. İslâm bencilliği şiddetle yasaklamıştır. Birlikte yaşadığımız bu dünyada diğer insanları da en az kendimiz kadar düşünmek mecbûriyetindeyiz.
Allah dostları, yalnızların yanıbaşında, mâtemlerin civârında bulunarak kimsesizlerin kimsesi olurlar.
İslâm’ın bir de ahlâk boyutu vardır ki, o da ferdî ve ictimâî hayata derinlik ve kıvam kazandırır.
Hat sanatını kâmil manada icra edebilmek için gerekli olan 3 şart.
Osmanlı’nın nice sanat dallarından idâreye kadar hemen her sahada kaydettiği terakkî ve seviyeyi iktibas eden Batı, yalnızca hat sanatımızı iktibas edememiştir.
Cenâb-ı Hak müʼminleri birbirine zimmetli kılmıştır. Allâhʼın sevdiği bir kul olabilmek için, bilhassa zor zamanlarda din kardeşliğinin gereğini yapmak, dert ortağı olmak, problemlerini çözmeye gayret etmek, onları tatlı sözlerle tesellî etmek, îsar hâlini yaşamak, yani kendinden önce din kardeşini düşünüp “önce ben” yerine “önce din kardeşim” diyebilmek zarûrîdir.