Dergâhlar gönül cevherini Leylâ’dan Mevlâ’ya çeviren ocaklardır. Dünya sevgisini gönül tahtından indirip Mevlâ’nın hâkimiyetini orada hâkim kılmaya çalışırlar. Dergâhlar, insanların ünvanlarına, makamlarına ya da mallarına göre itibar gördüğü yerler değil, takvâlarına, hallerine ve gönüllerine göre ağırlandıkları mahallerdir. Bu ulvî terbiye ocağına tevâzu ve hiçlikle gelenler lütufla dönerler. Ancak dolu gelenler boş dönmek durumunda kalırlar.
Edep, İslâm nazarında o kadar ehemmiyetlidir ki, onu kısaca târif etmek için “İslâm, edepten ibârettir.” denilebilir. Çünkü İslâmî emirlerin tamamı, aynı zamanda edep îcâbıdır. Yasaklar ise edebe muhâlif olan şeylerdir.
Dr. Adem Ergül, "Âriflerin İzinden Hikmetler başlığı ile Hz. Lokman" sohbetini sizler için derledik.
Sohbet eden kişi, sohbet meclisine, tıpkı bir mâbede girer gibi edep ve huşû ile girmelidir. Üstlendiği vazifenin, her şeyden önce kendisi için büyük bir nîmet ve lutuf olduğunu düşünmeli, buna şükrâne olarak da kardeşlerinin maddî ve mânevî donanımından kendini mes’ûl hissetmelidir.
İncitmeme ve incinmeme hususunda kalbî seviyemiz “Seni öldürmeye gelen, sende dirilsin.” düstûrunu gerçekleştirebilecek bir kıvamda olmalı. Bu anlamda insanlar arasında kendini bilenlerin belli edep sahibi insanlar olduğu belirtilir.
En çok utanıp hayâ edeceğimiz ve buna layık olan Rabbimizdir. Rabbimizin haram kıldığı her sınırı aşarken, “Rabbim beni görüyor!” deyip evvelâ Rabbimize karşı hayâlı olmalıyız. Onun bize ihsan ettiği sayısız nimetleri düşünmeli, O’nun mülkünde, O’na hayâsızlık yapmamalıyız.
Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in sünneti dediğimizde sadece sağ elle yemek yemesini, oturarak su içmesini örnek verir ve onu uygularız. Kendisine ikram edilen bir hediye veya yemeği, güler yüzle kabul edip eğer yemediği bir ikramsa nîmeti hor görmeden, ikram sahibini kırmadan geri çevirmesini sünnet olarak uygulayabiliyor muyuz?
Bazı varlıklar, araç ve gereçler kullanılış şekline göre ya iyidir ya da kötüdür. Bazıları ise nasıl kullanılırsa kullanılsın yapılarında kötülük bulunduğundan insan için daima zararlıdır.
Allah (c.c) Peygamberlerine ve kullarına, tebliğ yaparken nasıl bir dil kullanılması gerektiği hakkında Hz. Mûsâ (a.s) ile örnek vermiştir. İşte o örnek:
Ecdâdımız, akıl hastalarına “muhterem âcizler” diye hitâb etmiştir. Onların insanlık haysiyetini korumak için “muhterem”; Yaratan’dan ötürü yaratılanlara şefkatleri sebebiyle de “âciz” ifadesini kullanmışlardır. Buna mukâbil o dönemin Hristiyan Batı dünyası, psikiyatrik hastaları; «Bunların içine cin girmiş!» deyip ateşe atıyordu. İşte iki medeniyet arasındaki insanlık ve nezâket farkı!..