Sultan Muhammed Tapar Kimdir?

Sultan Muhammed Tapar kimdir? Muhammed Tapar’ın annesi kimdir? Muhammed Tapar nasıl tahta çıktı? Büyük Selçuklu hükümdarı Muhammed Tapar’ın hayatı, dönemi ve yaptıkları.

Muhammed Tapar, Büyük Selçuklu Devleti’nin yedinci hükümdarıdır.

SULTAN MUHAMMED TAPAR’IN HAYATI

Muhammed Tapar, 21 Ocak 1082’de Seferiye Hatun adlı bir câriyeden doğdu. Babası Sultan Melikşah 1092 yılında Bağdat’ta vefat ettiğinde yanında bulunuyordu. Bir süre sonra beş yaşındaki oğlu Mahmud’u Büyük Selçuklu tahtına çıkarmaya çalışan üvey annesi Terken Hatun’la başkent İsfahan’a gitti. Ağabeyi Berkyaruk, İsfahan’da Terken Hatun ile Mahmud’u muhasara ederken bir fırsatını bulup Berkyaruk’un ordusundaki annesinin yanına kaçtı.

TAHT MÜCADELESİ

1093 yılında Bağdat’a giderken Muhammed Tapar’ı da yanında götüren Sultan Berkyaruk onu Gence’ye melik olarak gönderdi; Emîr Kutluğ Tegin’i de kendisine atabeg tayin etti. Muhammed Tapar, Gence’de bulunduğu sırada çevresindeki emîrlerin ve Berkyaruk’un azlettiği Vezir Müeyyidülmülk’ün yönlendirmesiyle saltanat mücadelesine girişmeye karar verdi. Yıllarca sürecek taht mücadelesi de başlamış oldu. Taht mücadelesi sırasında beylerin, emirlerin ve komutanların sık sık taraf değiştirmesi nedeniyle Muhammed Tapar, Sultan Berkyaruk sık sık karşıya geldi. Sultan Berkyaruk, ikinci savaşta kardeşine yenilmesine rağmen yapılan diğer savaşları kazanarak Muhammed Tapar’a ve tüm Selçuklu hanedanına hakimiyetini kabul ettirdi. 

Yıllardan beri devam eden iç savaşların devleti yıprattığını gören Berkyaruk ve Muhammed Tapar, Kadı Ebü’l-Muzaffer el-Cürcânî ve Ebü’l-Ferec el-Hemedânî’nin de teşvikiyle barış yapmaya karar verdiler. Ocak 1104’de gerçekleştirilen antlaşmaya göre Sultan Berkyaruk, Muhammed Tapar’ın beş nevbet çaldırmasına müdahale etmeyecek, Muhammed Tapar’ın payına düşen şehirlerde Berkyaruk adına hutbe okunmayacak, aralarındaki yazışma vezirler vasıtasıyla yapılacak, askerler diledikleri tarafa geçebilecekti. Cibâl, Fars, İsfahan, Rey, Hemedan, Hûzistan ve Bağdat Berkyaruk’un; Azerbaycan, Diyarbekir, el-Cezîre, Musul, Suriye ve Hille Emîri Sadaka b. Mansûr’un idaresindeki topraklar Muhammed Tapar’ın hâkimiyetine bırakılacaktı. Ayrıca Berkyaruk’tan sonra Muhammed Tapar sultan olacak, Melik Sencer’in Mâverâünnehir ve Horasan’daki durumunda herhangi bir değişiklik yapılmayacaktı; Sencer, Muhammed Tapar’ı metbû tanımaya devam edecekti. Bu antlaşma sayesinde Sultan Melikşah’ın 1092 yılında ölümüyle başlayan taht kavgaları sona ermiş oluyordu.

SULTAN MUHAMMED TAPAR’IN SULTAN OLMASI

Antlaşmanın ardından İsfahan’a geçen Berkyaruk burada hastalandı, Bağdat’a götürülürken Burûcird’de ağırlaştı. Oğlu Melikşah’ı veliaht, Emîr Ayaz’ı ona atabeg tayin ettikten kısa bir süre sonra 22 Aralık 1104’te vefat etti. Atabegiyle Bağdat’a giden Melikşah, Halife Müstazhir-Billâh tarafından Ocak 1105’te “Celâlüddevle” lakabıyla sultan ilân edildi. Bu sırada Musul’u kuşatmakta olan Muhammed Tapar, Berkyaruk’un ölüm haberini alınca Bağdat’a hareket etti ve 10 Şubat 1105’te şehre girdi. Şehrin batı yakasında hutbe Muhammed Tapar, doğusunda Melikşah adına okunmaktaydı. Taraflar yeni bir savaşa hazırlanırken barış müzakereleri olumlu sonuçlandı; ileri gelen devlet adamları Muhammed Tapar’ın huzuruna çıkarak atabeg Emîr Ayaz ve Melikşah adına af dilediler. Muhammed Tapar, 13 Şubat 1105’te böylece Büyük Selçuklu Devleti sultanı oldu.

SULTAN MUHAMMED TAPAR DÖNEMİ

Sultan Muhammed Tapar, tahta geçince merkezî otoriteyi sağlamak amacıyla yoğun bir mücadele başlattı. Tavırlarından rahatsız olduğu Atabeg Ayaz’ı öldürttükten sonra Selçuklu hânedanından Mengü Bars b. Böri Bars’ın isyanını bastırdı. Musul Emîri Çökürmüş ve Atabeg Çavlı Sakavu’yu itaat altına aldı.  22 Mart 1107’de Büyük Selçuklu tahtına oturmayı planlayan Anadolu Selçuklu Sultanı 1. Kılıcarslan’ı bozguna uğrattı ve onun ölümüyle kuvvetli bir rakibinden kurtulmuş oldu. Hille Mezyedî Emîri Sadaka b. Mansûr’u bertaraf etti.

Muhammed Tapar’ı en çok uğraştıran meselelerden biri de Bâtınîler’in faaliyetleri oldu. Sultan Melikşah zamanından beri gizli bir örgüt halinde faaliyette bulunan Bâtınîler’le mücadeleyi gayrimüslimlerle cihattan daha önemli gören sultan, İsmâilî-Bâtınî reisi İbn Attâş’ı esir aldı ve birçok Bâtınîyi öldürttü.

İslâm dünyası, Sultan Melikşah’ın ölümünden sonra taht kavgaları ve mezhep çatışmaları yüzünden Haçlı istilâsına mâruz kaldı; Urfa, Antakya, Kudüs gibi stratejik önem taşıyan üç büyük şehrin Haçlılar’ın eline geçti. Haçlılar, sahil bölgesini ve Suriye’deki kaleleri ele geçirdikten sonra Müslüman halka zulüm ve işkence yaptı, bir kısmını katletti. Halktan gelen şikâyetler üzerine Muhammed Tapar, Haçlılar’la mücadeleye (1106-1116) girişti.

Karahanlılar’la Selçuklular arasındaki münasebetler Muhammed Tapar devrinde zaman zaman bozulmakla birlikte Karahanlılar, Muhammed Tapar’ı metbû tanımaya devam ettiler. Gazneli Sultanı 3. Mesut döneminde (1099-1115) Gazneli-Selçuklu ilişkilerine barış hâkim oldu ve siyasî evlilikler yoluyla dostluklar pekiştirildi.

Gürcü Kralı 2. David’in Kafkasya’daki Türkmenler’i bölgeden uzaklaştırıp Gence’ye kadar ilerlemesi üzerine Muhammed Tapar 1110 yılında gönderdiği orduyla Gürcüler’i mağlûp etti. Onun döneminde Abbâsî halifeliğiyle ilişkiler de normal bir seyir takip etti.

Bir süredir hasta olan Muhammed Tapar, 1118 yılı kurban bayramında Oğuz töresince büyük bir toy düzenledi ve bu ziyafet sonunda sofrasını ve sarayını yağmalattı. Beş oğlundan (Mahmut, Tuğrul, Mesut, Süleyman Şah, Selçuk Şah) en büyüğü olan Mahmut’u yanına çağırarak artık ömrünün sonuna geldiğini söyledi, tahta oturmasını ve devlet işlerine nezaret etmesini istedi. Emîrlerden onun için biat aldı.

SULTAN MUHAMMED TAPAR NE ZAMAN VEFAT ETTİ? 

18 Nisan 1118’de vefat eden Muhammed Tapar’ın cenazesi İsfahan’da yaptırdığı medresenin hazîresine defnedildi.

Kaynak: DİA

SULTAN MELİKŞAH KİMDİR?

Sultan Melikşah Kimdir?

BÜYÜK SELÇUKLU DEVLETİ SULTANLARI

Büyük Selçuklu Devleti Sultanları

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.