Medine Toprağına Saygı ve Hürmet Geleneği

Medine toprağına ve Peygamber Efendimiz’e (s.a.v.) duyulan saygı, gönül ehli hayatında nasıl tezahür eder?

Medine topraklarının bereketinden faydalanmak ümidiyle İmâm Mâlik, Allah ona rahmet eylesin, Medine’de herhangi bir binite binmez:

“Resûlullah’ın yattığı toprağa hayvan ayağıyla basmaya Allah’tan utanırım” derdi.

MEDİNE TOPRAĞINA SAYGI

Yine İmâm Mâlik’ten rivâyet olunduğuna göre, kendisine ait birkaç atı İmâm Şâfiî’ye hediye etmişti. İmâm Şâfiî: “Hiç olmazsa bunlardan birini gerektiğinde binmek için yanınızda alıkoysanız” deyince, İmâm Mâlik yukarıdaki sözüne benzer bir şey söyledi.

Sûfî Ebû Abdurrahman es-Sülemî (v. 412/1021), çok iyi ok atmasıyla bilinen zâhid gãzî Ahmed ibni Fadlaveyh’in (Fadlûye) şöyle dediğini nakletmiştir:

“Ben, Peygamber Efendimiz’in eline yay alıp ok attığını duyduğumdan beri, abdestsiz olarak elime yay almadım.”

Resûl-i Ekrem Efendimiz’in, savaşta düşmana savaş âletlerini “atmaya” teşvik eden hadîsi şerîflerinden biri şudur: Ukbe İbni Âmir el-Cühenî radıyallahu anh şöyle dedi: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemi minberde:

“-Düşmanlarınız için elinizden geldiği, gücünüzün yettiği kadar kuvvet hazırlayınız- (Enfâl 8/60) âyetini okuduğunu, ardından da üç defa: “Dikkat ediniz! Kuvvet demek, düşmana karşı fırlatılıp atılan savaş âletlerini en iyi şekilde kullanmaktır” buyururken işittim. (Müslim, İmâre 167, nr. 1917; Ebû Dâvûd, Cihâd 23, nr. 2514; Tirmizî, Tefsîr 9/5, nr. 3083; İbni Mâce, Cihâd 19, nr. 2813.)

İmâm Mâlik, halkın değer verdiği bir adamın “Medine toprağı kötüdür” dediğini duyunca, ona otuz kırbaç vurulmasına dâir fetvâ vermiş, ayrıca bu şahsın hapsedilmesini emretmiş ve şöyle demiştir:

“İnsanoğlunun en hayırlısının defnedildiği bir toprağın temiz olmadığını söyleyen kimse, esasen boynunun vurulmasını çoktan hak etmiştir!”

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem sahîh bir hadiste Medine hakkında şöyle buyurmuştur:

“Her kim Medine’de Kitap ve Sünnet’e aykırı bir iş yapar veya bid’at çıkaran birini korursa, Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların lâneti onun üzerine olsun. Allah Teâlâ kıyâmet gününde o kimsenin ibâdetlerini ve tövbesini kabul etmeyecektir.” (Buhârî, Fezâilü’l-Medîne 1, nr. 1870, Cizye 10, nr. 3172, Ferâiz 21, nr. 6755, İ‘tisâm 5, nr. 7300; Müslim, Hac 467, nr. 1370.)

Anlatıldığına göre Halîfe Hz. Osmân hutbe okurken, Cehcâh el-Gıfârî onun elindeki Peygamber sallallahu aleyhi ve selleme ait olan asâyı alıp dizinde kırmak istedi. (Resûl-i Ekrem’den sonra halîfelerin hutbe okurken dayandıkları bu asâyı) kırmaması için oradakiler ona: “Yapma, yapma!” diye bağırdılar. Çok geçmeden Cehcâh’ın dizi kangren olduğu için bacağını kestiler; kendisi de senesine varmadan öldü. (İbni Abdilber, el-İstî‘âb, I, 253.)

Resûl-i Ekrem Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Benim minberimde yalan yere yemin eden kimse, cehennemdeki yerine hazırlansın!” (Mâlik, Muvatta’, Akdıye 8; Ebû Dâvûd, Eymân 2, nr. 3246; İbni Mâce, Ahkâm 9, nr. 2325.)

Hocalarımın bana rivâyet ettiğine göre Endülüslü Ebü’l-Fazl el-Cevherî Medine’yi ziyârete gelirken, şehrin evlerine yaklaşınca, Peygamber Efendimiz’e hürmeten devesinden indi, şehre doğru yürürken şu mısraları ağlayarak söylemeye başladı:

“Sevgisiyle bizde akıl fikir bırakmayan o yüce zâtın diyârına gelip de, bize onu hatırlatan eserleri görünce bineğimizden indik, ona duyduğumuz saygıdan dolayı yaya yürümeye başladık.”

Medine’yi ziyârete gelen bir zât, Medîne-i Münevvere’yi görünce şu beyitleri okumaya başladı:

“Sevgiliyle aramızdaki perde kalktı, göz kamaştıran ay bütün güzelliğiyle göründü, zihinlerdeki vehimler de kaybolup gitti.

Binitlerimiz bizi Muhammed’e ulaştırdı, artık onlara binmek bize haram oldu.

Çünkü yeryüzüne ayak basanların en hayırlısına bizi iyice yaklaştırdılar. Onlara gereken hürmeti göstermemiz gereklidir.”

Gönül adamlarından biri yaya olarak haccetmişti. Yakınları ona “Niçin bir vasıtaya binmediniz de, yaya olarak haccettiniz?” diye sorunca şu cevabı vermişti: “Efendisinden kaçan köle, efendisinin evine binitli olarak gelmez. Şâyet onun huzûruna yüzüstü gelme imkânım olsaydı, aslâ ayaklarımla yürüyerek gelmezdim.”

Bu gönül adamı şunu anlatıyor: Bizler, günahlarımız ve isyânlarımız dolayısıyla, tıpkı efendisinin evinden kaçan köle gibi Allah’ın yüce divanından kaçtık. Şimdi bağışlanmak için Beytullah’a geldik. Kaçak köle, efendisinin evine nasıl binitli olarak gelemezse, biz de öyle gelemezdik. Eğer Beytullah’a yüzüstü sürünerek gelebilseydim, elbette oraya ayaklarımla gelmezdim.

Kaynak: Kadı İyaz, Şifa-i Şerif

İslam ve İhsan

MEDİNE-İ MÜNEVVERE

Medine-i Münevvere

MEDİNE’NİN FAZİLETLERİ

Medine’nin Faziletleri

MEDİNE'DEKİ ZİYARET YERLERİ

Medine'deki Ziyaret Yerleri

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.