Medine Vesikası Nedir?

Medine Vesikası nedir? Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) Medine’de tesis ettiği bu yazılı antlaşmanın maddeleri ve İslam toplum düzenindeki önemi anlatılıyor.

“Muâhât” denilen Ensâr-Muhâcir kardeşliği ile Müslümanlar arasındaki cemiyet ni­zâmını tesis eden Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, vakit geçirmeden Medîne’de yaşayan yahûdîleri de yazılı bir metinle vatandaş kabûl etti ve Medîne Şehir Devleti’nin bir nevî anayasası olacak bâzı esaslar ortaya koydu. “Medîne Vesîkası” adı verilen ve İslâm Devleti’nin kurulu­şunun resmî bir tescîli durumunda olan bu belgenin bâzı umdeleri şunlardı:

MEDİNE VESİKASI’NIN MADDELERİ VE İÇERİĞİ

“Bismillâhirrahmânirrahîm.

  1. Kureyşli ve Yesribli (Medîneli) mü’minler ile onlara tâbî ve dâhil olanlar ve onlarla birlikte cihâd edenler -diğer insanlardan ayrı- bir ümmettir.
  2. Bozgunculuk ve tecâvüz yapılmayacaktır. Takvâ sâhibi mü’minler, içlerinden azgınlık eden, zulüm ve haksızlık yapmak isteyen, günah işleyen, düşmanlık eden ve mü’minler arasında karışıklık çıkaran kimseye karşı hep birlikte cephe alacaklar ve -o kendilerinden birinin evlâdı bile olsa- hepsinin elleri onun aleyhine kalkacaktır.
  3. Cinâyet işlenmeyecek, işlendiği takdirde Muhâcirler ve Medîne’deki her âile, kan diyetlerini aralarında müştereken örfe göre ödeyeceklerdir. Her zümre, esirlerinin kurtuluş akçelerini de -mü’minler arasında mâlum olan âdil esaslar dâiresinde- müştereken ödeyeceklerdir.
  4. Mü’minler, borçlu ve âile efrâdı kalabalık olanları kendi hâllerine bırakmayarak onların kurtuluş akçelerini veya kan diyetlerini -aralarında mâlum olan âdil esaslar dâiresinde- ödeyeceklerdir.
  5. Medîne içinde ve dışında güvenlik sağlanacaktır. Medîne’den çıkan da Medîne’de oturan da emniyette bulunacaktır. Bir zulüm veya suç işleyen kimse bundan müstesnâdır.
  6. Yahûdîler dîn hürriyetine sâhip olacaklardır. Yahûdîler kendi dinlerinde, müslümanlar da kendi dinlerinde olacaklardır. Bize tâbî olan yahûdîler de hiçbir zulme uğramaksızın ve aleyhlerinde bir ittifak olmaksızın yardım göreceklerdir. Herhangi bir harp çıkarsa, taraflar birbirine yardım edeceklerdir. Yahûdîler, mü’minlerin yanında savaşa devâm ettikleri müddetçe, savaş masraflarına katılacaklardır.
  7. İki taraf da müşrikleri himâye etmeyecektir. Ne Kureyşliler, ne de onlara yardım edenler, hiçbir sûrette himâye olunmayacaktır.
  8. Medîne içinde harp yasaktır. Yesrib Vâdisi’nin içerisi, bu sahîfe sâhipleri için harâm (yâni dokunulmaz) bir bölgedir. Dışarıdan bir saldırı olursa, taraflar bölgelerini koru­yacaklardır. Bir tarafın yaptığı sulhu diğer taraf da kabûl edecektir. (Savaş hâlinde) yahûdîlerin masrafları kendilerine, müslümanların masrafları da kendilerine âit olacaktır. Şu kadar ki, onlar bu sahîfe sâhiplerine harp açanlara karşı aralarında yardımlaşacaklar ve birbirlerine karşı kötülük yerine nasihat, hayırhâhlık ve iyilik esas olacaktır. Hiç kimse, müttefikine kötülük yapmayacak, mazluma mutlakâ yardım edilecektir.
  9. Anlaşmazlık çıkarsa, mesele Allâh ve Rasûlü’ne arz edilecek, Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in verdiği hükme riâyet edilecektir.
  10. Allâh’ın ahdi ve teminâtı birdir (aynı seviyededir); onların en hakir görülenlerine bile şâmildir. Çünkü mü’minler diğer insanlardan ayrı olarak birbirlerinin mevlâsı, yâni müttefik ve dostudur.
  11. Onlardan (yahûdîlerden) hiçbir kimse, Hazret-i Muhammed -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in izni olmadan askerî bir sefere çıkamayacaktır.

Şüphe yok ki Allâh Teâlâ bu sahîfedekilere riâyetsizlikten son derecede sakınan, doğruluğu ve iyiliği şiâr edinen kimselerden râzı olur. Bu yazı, bir zâlimi ve suçluyu cezâlandırmaya aslâ mânî olmayacaktır.

Allâh iyilik yapan ve kötülüklerden sakınan kimseleri himâye eder. Muhammed -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Allâh’ın Rasûlü’dür.” (İbn-i Hişâm, II, 119-123; İbn-i Kesîr, el-Bidâye, III, 263-264; Hamîdullâh, el-Vesâik, s. 57-64)

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Hazret-i Muhammed Mustafa 2, Erkam Yayınları

İslam ve İhsan

MEDİNE SÖZLEŞMESİ NEDİR, MADDELERİ NELERDİR?

Medine Sözleşmesi Nedir, Maddeleri Nelerdir?

PEYGAMBERİMİZİN MEDİNE DÖNEMİ

Peygamberimizin Medine Dönemi

HZ. MUHAMMED (S.A.V.) KİMDİR?

Hz. Muhammed (s.a.v.) Kimdir?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.