Celvetiyye’de Sâlikin Riâyet Edeceği Edepler
Celvetiyye tarikatında sâlik, şeyhine, nefsine ve ihvânına karşı hangi edeplere riâyet etmelidir?
Celvetiyye tarikatında sâlik, hem şeyhine hem kendi nefsine hem de ihvânına karşı edep ve ahlâkî sorumluluklarını titizlikle yerine getirmelidir.
CELVETİYYE’DE SÂLİKİN RİÂYET EDECEĞİ EDEPLER
1 – Sâlikin Şeyhine Karşı Edepleri
a – Huzurunda riâyet edeceği edepler:
- Sâlik şeyhinden sırrını asla gizlememeli, gördüğü vâkıaları ketmetmeden ve ilâve de etmeden şeyhine anlatmalıdır. Ancak şeyhi vâkıasını ta’bîr ederse dinlemeli, etmezse ta’bîr etmesi için ısrâr etmelidir.
- Zâhirî ve bâtınî temizliğe dikkat edip şeyhinin huzûrunda abdestsiz bulunmamalıdır.
- Sâlik, şeyhinin huzûrundan hürmetsizlik îfâde eder bir şekilde meselâ, kaftan ve cübbesinin yenini çıkarmış bir halde oturmamalıdır.
- Şeyhi konuşurken sözünü dikkatle dinlemeli, sağına soluna bakınmamalıdır.
- Şeyhinin huzûruna girdiğinde –celvetî âdâb üzre- kemâl-i edep ve ta’zimle şeyhinin dizini öpüp yer gösterilirse gösterilen yere, gösterilmezse münâsip bir yere oturmalıdır.
- Şeyhinin huzûrundan ayrılırken de yine dizini öpmeli ve birkaç adım geri geri gitmedikçe arkasını dönmemelidir.
- Şeyh ayakta iken derviş oturmamalı ve şeyh girip çıktıkça ta’zîmen ayağa kalkmalıdır.
- Şeyh selâm verdiği zaman sâlik, iki elini bağlayıp tevâzu ile selâmı almalı, kendisi şeyhine selâm verdiği zaman yine aynı şekilde kollarını bağlamalıdır.
- Zikir halkası ve sefer gibi zarûrî durumların dışında şeyhine arkasını dönmemelidir.
- Sefer hâlinde şeyh yaya ise derviş geceleri önden, gündüzleri arkadan gitmelidir.
- Şeyh yaya iken derviş binite binmemelidir.
- Şeyh işâret etmedikçe şeyhi ile aynı hizada yürümemelidir. Ve namazda saf tertîbi dışında şeyhi ile müsâvî hizâda durmamalıdır.
- Şeyh, mecliste bir şey ikrâm ettiğinde derviş uzakta bulunup eremese oturduğu yerden ayak üzerine kalkıp ta’zim göstermelidir.
- Şeyhin asâ ve ayakkabı gibi eşyâsını taşıyan derviş, bunları aldığı verdiği zaman şeyhin elini öpmeli ve temiz bir yerde muhâfaza etmelidir.
- Şeyhin ikrâm ettiği seccâde ve ayakkabı gibi şeylerin dışındaki eşyâya ta’zîm edip ayak sürmemelidir.
- Sâlik, şeyhin huzûrunda tükürmek ve sümkürmek gibi yakışıksız hareketlerden sakınmalı, eğer balgam gelecek olursa güzelce mendiline almalı veya yutmalıdır.
- Şeyhinin huzûruna girdiğinde şeyh teveccühte ise konuşmamalı, teveccühü müteâkıp hâline arzetmelidir.
- Sâlik, zâhirî bakımdan kendînî haklı bile görse şeyhin sözüne reddetmemelidir (ki, mürîdin şeyhe i’tirâzı mâni-i tâm ve ehl-i tarîkat katında haramdır.)
- Sâlik şeyhinin bulunduğu bir zikir meclisinde kendisine ba’zı irâdâtın ârız olmasıyla kendisinden geçmedikçe hareket ve sayha etmemelidir. Bunun ölçüsü de, ne kendînî, ne meclisi, ne de söylenen sözü işitemeyecek bir cezbe durumuna gelmiş olmaktır. Bu halde sâdır olan şeyler acâib sayılmaz.
b – Gıyâbında riâyet edeceği edepler
- Her hâlu kârda şeyhin emirlerine riâyet etmeli, onun telkin ettiği zikirden başkası ile meşgul olmamalıdır. Çünki şeyh, mürîde durumuna ve ihtiyâcına göre zikir telkîn eder.
- Uzak ve yakın bir sefere gitmek îcâb ettiğinde şeyhinden müsâade almalıdır. Müsâade almak için gittiğinde şeyhini yerinde bulamasa, işi de te’hîri uygun olmayan bir iş olsa hâlini derûnunda arzetmelidir.
- Şeyhi bulunmadığı zamanlarda seccâdesine ayak basmamalı, ibriğini abdest için kullanmamalıdır.
- Her hâl ve durumda edebe riâyet edip şeyhinden izinsiz bir iş yapmaktan sakınmalıdır.
- Şeyhine sû-i zann etmekten sakınarak şeyhini tarîk-ı Hakk’a ârif ve Allah’ın kullarına nâsıh i’tikad etmeli, kavrayamadığı durumları inkâra kalkışmamalıdır.
- Sâlik, hâlini başkasına ifşâdan sakındığı gibi şeyhinin esrârını hıfzetmeğe ihtimam göstermelidir.
- Şeyhinin şart ve vazîfelerini güç ve kolay demeden kabûl ve ifâ etmelidir.
- Sâlik şeyhinin bulunmadığı mahalde cemâatle zikirden sakınmalıdır.
- Zikir halkasında ve sâir zamanlarda başını açmayıp edebe riâyet göstermelidir.
- Şuûru başından gitmedikçe na’râ atmamalıdır.
- Şeyhi bir hizmet teklîf ettiğinde geciktirmemeli ve bu hizmete bir başka maslahat karıştırmamalıdır. Hattâ emrin sebebini bile araştırmamalı ve te’vil cihetine de gitmemelidir.
- Derviş gurbette bulunup bur müşkili olsa şeyhi cânibine yönelerek, “Yâ Rabbi! İyilerin iyisi Hz. Habîb-i Ekrem’in hürmetine ve cümle evliyân hürmetine ve şeyhim fülân hürmetine müşkilimi ıyân ve âsân eyle” diyerek duâ eder, şeyhinin bulunduğu tarafa doğru üç adım atıp kıbleye müteveccih “Hâcet Namazı” kılar ve şeyhinden istimdâd eder. Şeyh de Hz. Peygamber (s.a.)’in rûhâniyetinden, Hz. Peygamber (s.a.) de Allah Teâlâ’dan istimdâd ederek bi-iznillâh müşkil hall, kalb-i sâlik de münşerih olur.
2 – Sâlikin Nefsine Karşı Edepleri
- Sâlik, şeyhi söylemeden sivâ kaydından kendînî kurtarmalı ve bil-küllîye Hakk’a yönelmelidir.
- Riyâzatta ahlâkını güzelleştirmeli, ya’ni ahlâk-ı zemîmeyi def’, ahlâk-ı hamîdeyi celbetmelidir.
- Nefsin arzûlarını frenleyerek nefsle mücâdele etmelidir
- Her an nefs muhâsebesi yapmalı, amellerini seyyiât ve hasenât cihetinden tartmalıdır.
- Harâm ve şüpheli şeylerden sakınmalıdır.
- İki cihân muhabbetini kalbinden çıkarmalıdır.
- Yolda giderken kendine âit elbise ve para nev’inde bir şey düşürürse onu dönüp aramalıdır.
- Yolda yürürken sağa, sola ve arkasına bakmamalı, bakmak gerekirse bütün vücûdu ile dönüp bakmalı ve yolda hızlıca yürümelidir.
- Fakr, zillet ve meskenet hâli ile hudû ve huşû içerisinde olmalı; fakat izhâr-ı fakr ederken kibre düşmekten sakınmalıdır.
- A’zâ ve organlarına karşı da adâletle muâmele edip her birinin hakkını vermelidir.
- Kemâl mertebesine ulaşmış olan sâlik, ehl-i inkâr ile sohbetten, onların elbise vesâir eşyâlarından istifâdeden sakınmalıdır. Zîrâ tağyîr-i hâle sebep olabilir. Gerçi kitâp ve sünnete muvâfık yerlerde sohbet câiz ise de diğerlerini ve bilhassa ehl-i inkâr meclislerine devâmı terketmek tarîkatın iktizâsıdır.
- Zamânın kıymetini bilip bir vaktin işini diğerlerine bırakmamalı, her şeyi vaktinde yapmalıdır.
- Cenâb-ı Hakk’ın “Rezzâk-ı âlem” oluşunu bilip rızık husûsunda endîşeye düşmemeli, Hakk’a tevekkül ve i’tisâmdan geri durmamalıdır. Zâten kula gereken Cenâb-ı Hakk’a hüsn-i tâat, hizmette tam istikâmet ve fermânına inkiyâddır. Kendine i’timâd edenleri Hâlik Teâlâ başkasına muhtâc etmez.
- Derviş yola yürürken ayağı üzerine bakarak yürümeli, harâm ve faydasız şeylere bakmaktan sakınmalıdır.
- Elbise nev’inden bir şey giydiğinde sağ el ve ayağı, mescide veya eve girerken sağ ayağı ile, elbisesini çıkarırken, evden ve câmiden çıkarken sol ayağı ile yapmalıdır. Helâ bunun tersinedir.
- Derviş kıble cânibine tükürmemeli, yine kıble, ay ve güneş istikâmetine tebevvül etmemeli; abdest alırken kıbleye müteveccih bulunmalıdır.
- Derviş halkın kendisine olan teveccühüne ve kendisinden duâ taleplerine mağrûr olmalıdır. Yoksa nefsin pençesine düşer.
- Sâlik, mücâhede ve azîmet yolunu tutup, müsâade ve ruhsat tarîkını bırakmalıdır.
- Sâlik uykusunda da sünnete mutâbık bir surette “sağ elinin içini sağ yanağına koyarak ve sağ yanı üzre” yatmalıdır.
- Halvet ve inkıtâ hâlinde iken kimseye kapı açmamalı, sohbet ve ziyâretlerden geri durmalıdır. Zîrâ halvetîn sağladığı terakkî zâil olur. Zâten halvet ve uzletten gâye mâ-sivâyı kalbden sürüp atmaktır. Yoksa sırf halktan kaçmak değildir.
- Tarîkata evli iken giren sâlik karısını boşamaz; fakat bekâr iken intisâb eden derviş, ikmâl-i merâtib etmedikçe evlenemez.
- Mürîd, genç ve körpe oğlanlarla sohbet ve ülfetten sakınmalıdır; zîrâ bu sâlikin ayağını en çok kaydıran, fıska düşüren bir durumdur. Nitekim Hüdâyî, büyük sûfî Abdullah Herevî’den naklen: “Genç oğlanlar meclisinden sakının.” buyurmuştur.
- Celvetiyye nezdinde kahve, afyon ve tütün mâni-i ibâdet ve sülûk görüldüğünde sâlik bu mükeyyifâtı kullanmaktan da sakınmalıdır.
3 – Sâlikin İhvânına ve Diğer İnsanlara Karşı Edepleri
- Ehl-i tarîk, biribirlerinin Allah adına kardeşleri olduğu için biribirlerini Allah için sevmeli ve buğzettiklerine de Allah için buğzetmelidirler.
- Sâlik her işittiğini hemen söyleyivermemelidir.
- Kardeşlerini kendi nefsi gibi düşünmelidir. Nitekim bir hadîs-i şerîfde; “Sizden biriniz kendisi için istediğini (din) kardeşi için de istemediği müddetçe gerçek îmânâ ermiş olamaz.” buyurulmuştur.
- Hiç kimse hakkında sû-i zan edip hakâretli bakmamalıdır. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de: Çünkü zannın bazısı günâhtır.” buyurulmuştur.
- Sâlik cömerd, bezl ü atâ sâhibi olmalı, kardeşlerine ikrâmdan geri durmamalıdır.
- Yolda bir şey düşürünce onu almayıp gelen bir muhtâca vermelidir.
- Bir muhtâc kendisinden borç istese onu almamak kaydı ile vermeli, borçlu “illâ alacaksın” diye diretecek olursa alıp bir başka fakîre vermelidir.
- Tevâzû ve alçak-gönüllülüğü kendisine şiâr edinmelidir; zîrâ dervişe yakışan tavır budur.
- Halka adâlet ve müsâvâtla muâmele edip herkese gerekli hürmet ve ta’zîmi göstermelidir.
- Derviş lisânını gıybet ve koğuculuktan korumalı, hattâ yanında oturan komşusundan sorulsa bilmezlikten gelip hakkında ileri geri söz söylemekten kaçınmalıdır.
- Mürîd kendi yapabileceği bir işi başkalarına teklîf etmemeli, mahlûkâta külfet olmaktan sakınmalıdır.
- Sâlik ihvânın ve diğer insanların kendisinden teberrük etmelerine ve kendisine ta’zîm göstermelerine müsâade ve müsâmaha etmemelidir; zirâ bu durum insanın ayağını kaydırabilecek en tehlikeli hâllerden biridir.
- Mürîd kendi nefsini ıslâh etmedikçe başkalarına müdâhaleye cür’et etmemelidir. Zîrâ kendi nefsini ıslâh etmeden başkalarına karışmak, baş olmak ve kendisinden “iyidir” diye bahsettirmek arzûsuyla başkalarına yön vermeye kalkışmak nâfile uğruna farzı terketmek gibidir.
- Sâlik her şeyini Hakk’a fedâ ettiği için yanında herhangi bir nesne bulunduğu hâlde sabahlamamaya dikkat etmeli, sâhip olduğu şeyi infâk yollarını aramalıdır.
- Sâlik, sâhip olamayacağı emâneti almaktan da sakınmalıdır; çünkü emânete riâyetsizlik en kötü hasletlerden biridir. Kaldı ki bu emânet ma’nevî olursa mes’ûliyeti daha fazla olur.
Kaynak: Prof. Dr. Hasan Kamil Yılmaz, Aziz Mahmut Hüdayi, Erkam Yayınları




YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!