Anne Sütünün Özellikleri

Anne sütünün tıp bilimi açısından özellikleri ve faydaları nelerdir?

Anne sütünün niteliklerini bu konuda otorite olan Prof. Dr. Şinasi Öz­soylu özet olarak şöyle belirlemektedir:

“Bütün memelilerin yavrularının beslenmesinde kendi annelerinin sütü en iyi olduğu gibi, süt çocuğunun beslenmesinde de en önemli ve yeri doldurulamaz olan besin anne sütüdür. Klasik kitaplarda anne sütünün temiz, mikropsuz daima uygun ısıda ve çocuğun yanında olması vurgulanır. Ancak anne sütünün yüksek beslenme değeri yanında içerdiği hücreler, hormonlar, enzimler ve immünglobulinler bağışıklık sağlayan koruyucu maddeler yönünden etkilerini yeni yeni anlamaya başlıyoruz. Anne sütünün şekerinin, inek sütünden yüksek olması (loktoz: Anne sütü %7, inek sütü %4) yanında, proteinlerinin farkına da her kitapta işaret edilmiştir. Protein yönünden laktalbuminin (bir protein türü) anne sütünde yüksek olması önemli kimyasal özelliğidir. Bugün anne sütünün bütün üstünlüklerini kimyasal yapısı ile açıklayamamaktayız. Bu da biyolojik özelliklerin hepsinin kimyasını bilmediğimizin bir belgesidir. Son olarak anne sütü ile beslenen bebeklerin büyüme ve gelişmesindeki fark nedeniyle, suni gıdalarla beslenmiş bebeklere ait sıvı ve kalori hesaplarının yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini anlamış bulunuyoruz.”[1]

Anne sütü yerine, suni gıda ve mama ile beslemenin son yirmi yıllık gelişimi şöyle belirlenir. “Sunî beslenmenin bir zamanlar çok yaygın olduğu Amerika Birleşik Devletlerinde de anne sütüne dönüş aşağıdaki tabloda görülmektedir.[2]

Anne sütü verilme yüzdeleri:

Yıl: 1960 1970 1975 1978 1979 1980

Yüzde: 28,4 24,9 33,4 45,1 49,1 54

Buna göre 1960’larda ABD’de bebek sahibi annelerin ancak %28,4’ü çocuğunu emzirme yoluyla beslerken, bu oran 1980’de %54’e yükselmiştir.

Eserde; şöyle denilmektedir: “Yavrusunu sütle besleyen hiçbir canlının yavrusunun, annesinde olmadığı için suni beslenmeye mecbur kaldığı görülmemiştir. Hatta hiç hamile kalmamış kızların bile bir bebek tarafından emilmesi durumunda sütlerinin gelebileceği ve bu sütle bebeği olan annenin sütü arasında kimyasal yapı yönünden bir fark bulunmadığı ortaya çıkmıştır.”[3]

Buna göre Cenâb-ı Hak her anneye, doğurduğu çocuğu besleyecek ölçüde süt nimetini vermiştir. Sütün gelmemesi, kesilmesi veya azalması gibi endişe ve düşünceler yersizdir. Yavrusunu emzirme istek ve özlemi içinde olan bir annenin bünyesi süt imal ve ifrazına uygun olarak yaratılmıştır. Ancak hastalık gibi bir özrü olanlar bundan müstesnadır.

Anne sütünün bebeğin ihtiyacı olan gıdayı sağlamada yeterli olduğu şöyle vurgulanır: “Bir kimse yediği gıdaların içindeki emilebilen demirin ancak %10’unu emebildiği halde, bir bebeğin ek gıda verilmedikçe, anne sütündeki demirin %60’ını emebildiği ortaya çıkmıştır. Bugün annede demir eksikliği olsa bile, sütündeki demir, bebeğe yeterli olabilmektedir. Sonuçta; sağlıklı annelerin sütündeki bütün faktörlerin bebek için ilk altı ay yeterli olacağını ve başka bir ek gıdanın şart olmadığını anlamış bulunuyoruz.”[4]

ANNE SÜTÜNÜN BİLİMSEL BAKIMDAN ÖZELLİKLERİ

Anne sütünün çocuğun büyümesini ve gelişmesini sağlaması yanında, çocuğun sağlığını koruma ve vücut direncini arttırıcı nitelikleri de şöyle özetlenebilir.

a) Anne sütünün çocuk doğar doğmaz (ilk on dakika içinde) emilmesi teneffüs ve idrar yollarının infeksiyonlarına karşı, çocuğun korunmasını sağlar. Çünkü bu ilk emme mikropsuz ortamda dünyaya gelen bebeğin, özellikle ağız ve mide-barsak sistemi iç zarları (gastro-intestinal) mukozalarının koruyucu bir madde ile (sekretuar Iga) örtülerek korunmasını sağlamış olur.

b) Anne sütünde, bebeğin sık ishal olmasına neden olan mikroplara karşı etkili bulunan bir koruyucu maddenin (IgG antikoru) varlığı da belirlenmiştir.

c) Anne sütü, bebeğin gereksiz şişmanlamasını önler ve onun Standard kiloda gelişmesine yardımcı olur.

d) Anne sütünün mikropsuz (steril) oluşu ve bakterilere karşı etkili bulunuşu yüzünden bebeğin gözüne damlatılması durumunda, gözü konjuktivitten (bulaşıcı bir göz hastalığı) koruduğu ve tedavi ettiği belirlenmiştir. Anadoluda gözü ağrıyan çocuğa anne sütü damlatılmasının nedeni budur.

e) Anne sütünün bir çeşit “aşı” görevi yapması nedeniyle özellikle geri kalmış ülkelerde, yalnız anne sütü ile uygun beslenen bebeklerin hastalanmalarının, kızamık, ishal ve pnömoniden (zatürre) ölümlerinin az olduğu görülmüştür.

f) Anne sütündeki lipazın (bir enzim türü) yağ sindiriminde önemli bir etkisi vardır. Çünkü bebeğin pankreasından ilk aylarda lipaz ve amilaz (protein sindirimde yer alan bir madde türü) salgılanması çok azdır.

g) Anne sütü ile beslenen bebeklerde allerji az görülür. Bebeğin inek sütü, soya sütü gibi değişik gıda allerjilerine karşı da anne sütü koruyucu bir niteliğe sahiptir.

h) Anne sütünün, bebeği orta kulak iltihabına karşı (otitis medi) koruyucu etkisi vardır.

i) Anne kızamıkçık (Rubella) aşısı olduğunda sütünde aşı virüsü görülmesine rağmen bebekte infeksiyon ve hastalık yapmadığı belirlenmiştir.

Sonuç olarak bu açıklamalar anne sütünün bebeğin biyolojik ve psikolojik bütün ihtiyaçlarının karşılanmasında yeri doldurulamayacak bir besin olduğunu göstermektedir.[5]

İşte çocuğun gelişmesinde bu derece önemli olan anne sütünü, öz anneden sağlama imkânı olmaz veya bebeğin sağlığı için gerekli görülürse, öz anneden başka bir süt anneden emme konusunda yararlanma da İslâm’ın önem verdiği bir husustur.

Dipnotlar:

[1]. Şinasi Özsoylu, Pediatri’de Yenilikler, Neşr. Türkiye Sağlık ve Tedavi Vakfı, Ankara, 1983, s.4, 5. [2]. Martinez GA et al: Milk feeding patterns in the United States during the first 12 months of life. Pediatr. 68; 863, 1981’den naklen Özsoylu, age, s. 5. [3]. Özsoylu, age, s. 5, 6. [4]. Özsoylu, age, s. 6, 7. [5]. Özsoylu, age, s. 6-25.

Kaynak: Prof. Dr. Hamdi Döndüren, Delilleriyle Aile İlmihali, Erkam Yayınları

SÜT EMZİRME İLE İLGİLİ AYETLER

Süt Emzirme ile İlgili Ayetler

İSLAM’IN ÇOCUKLARI KORUMAK İÇİN ALDIGI ÖNLEMLER

İslam’ın Çocukları Korumak İçin Aldığı Önlemler

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.