Süt Emzirme ile İlgili Ayetler

Kur’an-ı Kerim’de çocuğa süt emzirmeyi emreden ve teşvik eden ayetler.

Radâ sözcüğü arapça “radaa” kökünden mastar olup, bir çocuğun annesinin sütünü emmesi demektir. Bir isim olarak, süt kardeşliği ve süt hısımlığı anlamına gelir.

Doğan bir çocuğun en önemli gıdası anne sütüdür. Çocuğun fizik ve biyolojik gelişmesinde anne sütünün önemi günümüz tıp otoritelerince de ortaya konulmuştur.

SÜT EMZİRMEYİ EMREDEN VE TEŞVİK EDEN AYETLER

Kur’ân-ı Kerîm’de çocuğa süt emzirmeyi emir ve teşvik eden âyetler yanında emzirmeyi düzenleyen bazı hükümler de vardır.

Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“Emzirmeyi tamamlatmak isteyen kimse için, anneler çocuklarını tam iki yıl emzirirler.”[1]

“Boşadığınız kadınlarınız kendisinden olan çocuklarınızı emzirirlerse, onlara ücretlerini verin. Bu konuda birbirinize danışarak hareket edin. Eğer anlaşamazsanız, çocuğu başka bir kadın emzirecektir.”[2]

“Biz, Mûsâ’nın annesine; “Onu emzir, sana ona ait bir tehlike gelince, kendisini denize (Nil Nehrine) bırak, korkma, üzülme biz onu sana yeniden geri vereceğiz ve onu elçilerden yapacağız.” diye vahyettik.”[3]

Biz daha ilk günden, çocuğun sütanneleri emmesini engellemiştik. İşte o sırada kız kardeşi dedi ki: “Sizin için, onun bakımını üstlenecek, hem ona şefkatle bakacak bir aileyi göstereyim mi?”[4]

“Süt emziren analarınız ve süt cihetinden kız kardeşleriniz (de size haram kılındı)[5] Çoğunluk İslâm fakihlerine göre, bir annenin kendi çocuğunu emzirmesi menduptur. Ancak emzirmek istemediği takdirde aşağıda belirteceğimiz istisnalar dışında kaza yoluyla emzirmeye zorlanamaz. Çünkü çocuğun emzirilme işi nafaka kapsamına girer ve bu da çocuğun babası üzerine vâciptir. Bu yüzden koca, karısını emzirmeye zorlayamaz. Çünkü; “Emmeyi tamam yaptırmak isteyenler için, anneler çocuklarını tam iki yıl emzirirler” (el-Bakara, 2/233) âyeti tavsiye niteliğindedir.

Ancak aşağıdaki durumlarda, anne çocuğunu emzirmeye zorlanabilir.

a) Çocuğun kendi annesinden başkasının sütünü emmemesi,

b) Başka bir süt anne bulunamaması

c) Çocuğun babasının olmaması ve kendisinin de süt anne tutabilecek bir malının bulunmaması durumlarında anne çocuğunu emzirir. Burada gaye, çocuğu helâk olmaktan korumaktır.

Yukarıdaki durumların dışında, anne çocuğunu emzirmekten kaçındığı takdirde, babanın bir süt anne tutması gerekir. Süt anne, çocuğu öz annesinin yanında emzirir. Çünkü anne için çocuğu “hıdâne” çağı süresince (bk. aşağıda “Hıdâne” konusu) yanında tutma hakkı vardır.

Baba, evlilik içinde olan veya ric’î (cayılabilir) boşamadan sonra iddet beklemekte bulunan karısına, kendi çocuğunu emzirmesi karşılığında bir ücret vermek zorunda değildir. Çünkü bu durumda kocanın nafaka yükümlülüğü sürmektedir. Bâin (kesin) boşama durumunda ise, kadın iddet içinde kazaen emzirmeye zorlanamaz. Hanefîlerin sağlam görüşüne göre, bu durumda anne, emzirme ücreti isteyebilir. Delil şu âyettir: “Onlar sizin için, kendilerinden olan çocuğunuzu emzirmişlerse, onlara ücretlerini verin.”[6] Bu âyet, boşanmış kadınlar hakkında inmiştir.

Mâlikîlere göre kadın önemli bir özrü bulunmadıkça, evli olduğu veya ric’î boşamadan dolayı iddet içinde bulunduğu sürece, çocuğunu emzirmeye zorlanır. Onlar “kadının çocuğunu iki yıl emzirmesini” öngören âyetin vücub ifade ettiğini söylerler. Ancak kadın zengin ve şerefli bir aileden olursa, emzirmeye zorlanamaz. Burada delil maslahata dayalı örftür. Diğer yandan bâin (kesin) talakla boşanan kadına çocuğunu emzirmesi vâcip olmaz. Delil, bu durumda kadının emzirme ücreti isteyebileceğini bildiren âyettir.[7]

Buna göre İslâm, yeni doğan çocuğun belli bir süre anne sütü ile bes­lenmesine önem vermiş, öz annenin herhangi bir nedenle çocuğu emzirememesi durumunda, süt anne yoluyla bu beslenmenin yine bir anne sütüyle yapılmasını öngörmüştür. İslâm’ın çıkışı sırasında, yeni doğan çocuğun sağlığı da dikkate alınarak çevre yerleşim merkezlerinde, aşiret ve kabilelerin yaşadığı yörelerde çocuklar bir süre süt anneye verilir ve emzirme işi bir ücret karşılığında yapılırdı. Hz. peygamber (s.a.v.)’in de iki yılın üzerinde süt annesi Halime (r. anhâ)’nın yanında kaldığı bilinmektedir.[8]

Dipnotlar:

[1]. Bakara, 2/233. [2]. Talâk, 65/6. [3]. Kasas, 28/7. [4]. Kasas, 28/12. [5]. Nisâ, 4/23. [6]. Talâk, 65/6. [7]. Kâsânî, age, IV, 40; İbnü’l-Hümâm, age, III, 345; Cassâs, Ahkâmü’l-Kur’ân, I, 403 vd.; Zühaylî age, 698, 699. [8]. İbn Hişam, es-Sîre, Beyrut, 1391/1971,1,172, 173, İbnu’l-Esîr, el-Kâmil fî’t-Tarih, Beyrut 1385/1965, I, 461.

Kaynak: Prof. Dr. Hamdi Döndüren, Delilleriyle Aile İlmihali, Erkam Yayınları

İSLAM’IN ÇOCUKLARI KORUMAK İÇİN ALDIGI ÖNLEMLER

İslam’ın Çocukları Korumak İçin Aldığı Önlemler

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.