Yalnızlaşan İnsan İçin Nebevî Reçete: Sıla-i Rahim

Günümüzün yalnız insanı, akrabalık bağlarını ihmal ederek huzursuz mu oluyor? Sıla-i rahim, Peygamber Efendimizin öğrettiği Nebevî reçete ile yalnızlığa çare olabilir mi?

Hakkında “Kaleme ve yazdıklarına yemin olsun ki ‘Sen en yüce (büyük) bir ahlâk üzeresin.” (Kalem, 4) buyrulan Âlemlerin Fahri Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, içinde yaşadığı cahiliye toplumunun hiçbir kirine bulaşmadan tertemiz kalabilmişti. O toplum O sallallahu aleyhi ve sellem’in, nübüvvetten sonra ilahî vahiyle insanlara hangi güzellikleri buyurdu ise nübüvvetinden önce de bu güzellikleri zaten yaşadığına şahitlik etmekteydi. O’nu hem gençliğinden beri yakından tanıyan hem de bütün davranışlarını bir eş olarak en yakından izleyen Hz. Hatice radıyallahu anha annemiz O’nun bu yüce ahlâkının ilk şahidi idi.

YALNIZLAŞAN İNSANA NEBEVÎ BİR REÇETE: SILA-İ RAHİM

Sıla-i Rahim ve Akraba Hukuku

Sertâcü’l Enbiya sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz Hira'da Cebrail aleyhisselamdan ilk ayetleri telakki edip sonra Cebrail ayrılıp gidince yüreği titreyerek Hz. Hatice annemizin yanına dönüp endişeli bir şekilde:

“- Ya Hatice şimdi bana kim inanır?” dediğinde o mübarek anne, mübarek zevcine bir taraftan:

“- İşte ilk önce ben inandım.” derken bir taraftan da onun geçmişten beri bir tabiat-ı aslî olarak devam edip gelen yüce ahlâkına en beliğ ifadelerle şahitlik ediyordu:

“- Allah'a yemin ederim ki Allah seni hiçbir vakit utandırmaz (mahcup etmez). Çünkü Sen:

  • Akrabanı (korur, gözetir) himaye edersin.
  • İşini görmekten âciz olanların ağırlığını yüklenirsin.
  • Fukaraya infak eder, kimsenin yapamayacağı kadar iyilikte bulunursun.
  • Misafirine ikram edersin.
  • Hak yolunda zuhur eden hadiselerde (halka) yardım edersin." (Buharî, Bedü’l vahiy)

Mü’minlerin mübarek annesi Hazreti Hatice radıyallahu anh’ın ayrı ayrı zikrettiği bu ahlâkî güzellikler İslâm ahlâkının da en önemli umdeleri olmuştur. Özellikle sıla-i rahim (akraba hukuku) en küçük topluluk olan aile hayatı ve hukukundan sonraki ilk halkayı teşkil eder.

“Akl-ı selim sahipleri Allah'ın gözetilmesi emrettiği şeyleri gözetirler.” (Rad, 21) ayetinin tefsirinde şöyle denilmektedir:

“Gözetilmesi gereken hukuk, akraba hukukudur. Akraba ile münasebeti kesmek haramdır. Akraba hukukuna riayet ise vâciptir. Sıla-i rahim, akrabayı ziyaret etmek, hediye vermek; gerek sözle gerekse fiilî olarak yardım ederek, onları unutmamak, arayıp sormak mânâsına gelir. Sıla-i rahimin en azı selam vermek veya birisiyle selam veya mektup göndermektir. Sıla-i rahîm hem rızkın hem de ömrün artmasına sebep olur.” (Rûhu’l Beyan, Cilt 9, Buhari Edeb)

Bütün ahlâkî güzelliklerde en güzel bir örnek olan Nebiler Sultanı Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, sıla-i rahim/akraba hukuku hususunda da ümmetini hem teşvik etmiş hem de bu mühim vazifenin ihmali durumundaki acı sonuçları hatırlatmıştır.

Cenâb-ı Hak “rahim” diye adlandırılan akrabalık bağına “Rahman” ism-i şerifinden türeyen bir isim vermiş ve:

“- Ona riayet edip onu koruyana ben de iyilik ve ikramda bulunurum. Onu koparanı da lütuf ve merhametimden mahrum bırakırım." buyurmuştur. (Ebu Davud, Zekât)

Nübüvvet Sonrası Örnek Davranışlar

Rahmet Peygamberi sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin hayatı hep bu rahmet, merhamet tecellileriyle geçmiştir. Nübüvvetten önce Peygamber Efendimiz'in amcası Ebu Talib’in maddî durumu zayıf, aile efradıysa hayli kalabalıktı. Bu sebeple sıkıntı içindeydi. Peygamber Efendimiz diğer amcası Hazreti Abbas'a gidip:

“- Amcacığım biliyorsun ki kardeşin Ebu Talib’in ailesi çok kalabalık. İnsanlar kıtlık ve açlığa maruz kalmış, kıvranıp duruyorlar. Haydi Ebu Talib'in yanına gidelim ve kendisiyle konuşalım. Oğullarından birini ben yanıma alayım, birini de sen al. Böylece onun yükünü biraz hafifletmiş oluruz.” dedi.

Abbas radıyallâhu anh, bu âlicenap teklifi kabul etti ve beraberce Ebu Talib'in yanına vardılar. O:

“- Âkil’i bana bırakınız, diğerlerinden istediğinizi alabilirsiniz.” dedi.

Bunun üzerine Efendimiz aleyhissalâtu vesselâm, Ali’yi, amcası Abbas da Câfer’i aldı. Efendimize peygamberlik lütfedilinceye kadar Hz. Ali, hep O’nun yanında yetişti (İbn-i Hişam I, 264).

Akrabalarla İlişkide Sabır ve Devamlılık

İslam’ı tebliğe ilk önce akrabalarından başlayan Nebiler Sultanı sallallahu aleyhi ve sellem, yakın akrabalarının bu ilâhî davete icabet etmemesine hatta daha da ileri gidip düşmanlıklar göstermesine rağmen akrabalık sebebiyle onlarla alâkasını kesmeyip devam ettireceğini beyan etmişti.

Ebu Hureyre radıyallahu anh şöyle der:

“Yakın akrabalarını uyar!” (Şuara, 214) ayet-i kerimesi nazil olunca Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, Kureyş kabilesini davet etti. Onlar da Efendimizin yanına gelip toplandılar. Hz. Peygamber aleyhisselâtü vesselam, kimine umûmî, kimine de husûsî olarak şöyle hitap etti:

“- Ey Abdüşemsoğulları! Ey Ka'b bin Lüeyoğulları! Kendinizi cehennemden kurtarınız!

Ey Abdümenafoğulları! Kendinizi cehennemden kurtarınız!

Ey Hâşimoğulları! Kendinizi cehennemden kurtarınız!

Ey Abdülmuttalipoğulları! Kendinizi cehennemden kurtarınız!

Ey Fatıma! Kendini cehennemden kurtar.

Çünkü sizi Allah’ın azabından kurtarmaya benim gücüm yetmez. Ama aramızdaki akrabalık bağı sebebiyle sizinle alâkamı kesmeyeceğim.” (Müslim, İman 348, 351)

Nebevî Ahlâktan Toplumsal Dersler

Risâleti bütün âleme şâmil olan Allah Rasûlü sıla-i rahim/akrabalık hukukunun çerçevesini de oldukça geniş tutmuştur. Bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuşlardır:

“- Siz (bir para birimi olan) kîrâtın kullanıldığı Mısır'ı fethedeceksiniz. Oranın halkına iyi davranmanızı tavsiye ediyorum. Vasiyetimi tutunuz! Zira onlara bir ahit ve emân vazifemiz, bir de onlarla akrabalık bağımız vardır.” (Müslim, Fedâilü's-sahabe 226-227)

Âlimlerin bildirdiğine göre hadiste sözü edilen akrabalık bağı Allah Rasûlü'nün atası Hazreti İsmail'in annesi Hacer'in Mısırlı olması, hısımlık bağı ise Peygamber aleyhisselamın oğlu İbrahim'i dünyaya getiren Hazreti Mâriye’nin onlardan olması sebebiyledir.

Âlemlerin Fahr-i Ebedîsinin akrabalarını düşünüp gözetme hususundaki bu hassasiyetleri biz ümmet-i Muhammed için mühim bir nebevî ahlâk tâlimidir.

Tek başına yaşamanın aile olarak yaşamaya tercih edildiği bir anlayışın gittikçe yaygınlaştığı bir zamanda sıhhatli bir toplumun yeniden inşası öncelikle huzurlu aile yuvası, sonra bu aileler arasında sıcak, samimi ilişkilerin yaşanacağı akrabalık bağlarını tesisi ile mümkündür.

Kaynak: Abdullah Sert, Altınoluk Dergisi, Sayı: 477

İslam ve İhsan

RAHİMDEN RAHMETE: SILA-İ RAHİMİN UNUTTUĞUMUZ HİKMETİ

Rahimden Rahmete: Sıla-i Rahimin Unuttuğumuz Hikmeti

PEYGAMBER EFENDİMİZ AKRABALARINA NASIL DAVRANIRDI?

Peygamber Efendimiz Akrabalarına Nasıl Davranırdı?

SILA-İ RAHİM YAPMANIN ÖNEMİ VE DİNİ HÜKMÜ NEDİR?

Sıla-i Rahim Yapmanın Önemi ve Dini Hükmü Nedir?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.