Yetişmiş İnsan Mirası

Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz, hastalığının en şiddetli anlarında dahi ümmetinin namazını ve cemaatini düşünüyordu. Peki, O’nun ardından bırakmak istediği en büyük miras neydi?

Hazret-i Âişe -radıyallâhu anhâ- şöyle anlatıyor:

“Nebiyy-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in hastalığı şiddetlendiğinde:

«–Ashâbım namaz kıldı mı?» diye sordu.

«–Hayır yâ Rasûlâllah, Siz’i bekliyorlar.» dedik.

«–Öyleyse benim için su hazırlayınız!» buyurdu. Su koyduk, yıkandı. Kalkmaya davranırken bayıldı. Bir müddet sonra ayıldı. Yine:

«–Ashâbım namaz kıldı mı?» diye sordu.

«–Hayır yâ Rasûlâllah, Siz’i bekliyorlar.» dedik.

«–Öyleyse benim için su hazırlayınız!» dedi. Su koyduk, yıkandı. Kalkmaya davranırken bayıldı. Bir müddet sonra ayıldı.

Bu durum birkaç defa tekrar etti. O esnâda insanlar, mescidde Peygamber Efendimiz’i yatsı namazına bekliyorlardı. Bunun üzerine Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, namaz kıldırması için Hazret-i Ebû Bekir’e haber gönderdi. Ebû Bekir -radıyallâhu anh- yufka yürekli bir zât idi, bu sebeple Hazret-i Ömer’e:

«–Yâ Ömer, insanlara namazı sen kıldırsan olmaz mı?» dedi. Hazret-i Ömer ise:

«–Sen buna daha lâyıksın.» diye cevap verdi. O günlerde namazı Ebû Bekir -radıyallâhu anh- kıldırdı.

Daha sonraki günlerde Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- kendisini biraz iyi hissedince, iki kişinin kollarına girerek, bir öğle namazı için mescide çıktı. (Yürürken tâkatsizliğinden dolayı mübârek ayaklarını yerde sürümesi hâlâ gözümün önündedir.)

Hazret-i Ebû Bekir -radıyallâhu anh- bu esnâda namaz kıldırıyordu. Efendimiz’in geldiğini görünce geri çekilmek istedi. Ancak Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- ona, yerinden ayrılma, diye işaret buyurdu. Sonra gelip Hazret-i Ebû Bekir’in yanına oturdu. Bu durumda Ebû Bekir -radıyallâhu anh-, Hazret-i Peygamber’e, insanlar da Hazret-i Ebû Bekir’e tâbî olarak namazı tamamladılar.” (Buhârî, Ezân, 51)

12 Rebîulevvel Pazartesi sabahı, Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- kendilerinde bir hafiflik hissetmişlerdi. Ancak bedenî tâkatleri cemaate çıkmaya yetmedi.

Bunun üzerine oda kapısının perdesini kaldırdılar ve o esnâda Hazret-i Ebû Bekir’in imamlığında sabah namazı kılan sevgili ashâbını son kez seyrettiler.

Onları yan yana saf tutmuş, cemaatle namaz hâlinde görmekten memnun kalarak sürûr içinde tebessüm buyurdular. Bir taraftan şiddetli hastalığın acısını çekerken, diğer taraftan da geride sâlihlerden bir cemaat bırakmanın ve Allah tarafından verilen vazifeyi îfâ etmenin sürûrunu yaşıyorlardı. (Buhârî, Meğâzî 83, Ezân 46, 94; Müslim, Salât 98; Nesâî, Cenâiz 7)

Demek ki en büyük miras, Efendimiz gibi, ardında iyi yetişmiş sâlih müʼminler bırakabilmektir.

En büyük gaflet de, Efendimiz’i tanıyamamak, dolayısıyla O’ndan kalben uzak kalmaktır. Zira O’nu gönülden tanıyanın, O’ndan uzak kalması aslâ düşünülemez!

Bu dünyada Efendimiz’den habersiz yaşayanlar, definenin üzerinde ömür sürüp de açlık ve sefâlet içerisinde ölen bedbaht kimselere benzerler.

Rabbimiz’in bizlere ilk emri;

“Yaratan Rabbinin ismiyle oku!” (el-Alak, 1)

Dolayısıyla bir müʼmin, hangi ilimle meşgul olursa olsun, Rabbinden gâfil kalmayacak. Bilâkis bütün kâinat ve hâdisâtın, Oʼnun esmâ terkiplerinin tecellîlerinden ibâret olduğu şuuruyla yaşayacak. Neye baksa Allâhʼı hatırlayacak. Hem Kurʼânʼdaki kavlî âyetleri, hem de kâinat kitabındaki kevnî âyetleri gönül gözüyle okuyacak.

Hâlimizi muhâsebe edeceğiz:

Okuduğumuz ilim bizi Rabbimizʼe yaklaştırıyor mu? Kalbimize bir derinlik veriyor mu?..

Yunus Emre ne güzel söyler:

İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir,

Sen kendini bilmezsin, bu nice okumaktır?

Kaynak: Osman Nûri TOPBAŞ, Rasûlullah Efendimizʼden Eğitim Düsturları, Erkam Yayınları

İslam ve İhsan

ALLAH İÇİN AFFETMEYİ ÖĞRETTİ

Allah İçin Affetmeyi Öğretti

ANNE-BABANIN EVLADINA EN BÜYÜK MİRASI

Anne-babanın Evladına En Büyük Mirası

ÇOCUĞA BIRAKILACAK EN GÜZEL MİRAS

Çocuğa Bırakılacak En Güzel Miras

İNSAN YETİŞTİRME SANATI

İnsan Yetiştirme Sanatı

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle