Kur’ân’a Göre İnsan Sudan Nasıl Yaratıldı?
Kur’ân-ı Kerîm’de insanın sudan ve nutfeden yaratılışı, ana rahmindeki gelişimi ve bu yaratılıştaki ilâhî hikmetleri.
Yüce Allah, insanı önce sudan yarattığını bildirir:
“İnsanı sudan yaratarak, ona soy sop veren O’dur. Rabbin her şeye kâdirdir.” (Furkân, 25/54)
Sonra çok değersiz bir sudan yarattığını bildirir:
“Biz sizi bayağı bir sudan yaratıp belli bir süreye kadar sağlam bir yere yerleştirmedik mi? Buna gücümüz yeter; Biz ne güzel güç yetireniz.” (Mürselât, 77/20-23)
İNSANIN NUTFE VE RAHİMDEN YARATILIŞI
İnsanın yaratıldığı bayağı su; “nutfe (meni)”dir; insanın yerleştirildiği sağlam yer; rahimdir.1 Ana rahmi, çocuğun sağlıklı ve en güzel bir şekilde yetişmesi için en uygun bir yerdir.
Ana rahminde oluşan bu cenîn, gelişiyor, mükemmel organlara sahip oluyor ve belli bir süre (dokuz ay on gün) sonunda, başı; başında gözleri, ağzı, burnu, kulakları, dili olan; vücudu, elleri, ayakları olan düzgün bir insan olarak doğuyor. Bir müddet sonra konuşmaya başlıyor. Aklı sayesinde düşünüyor; kendisi için faydalı ve zararlı şeyleri ayırt edebiliyor. Sonra çevreyi tanıyor. Büyüyor, gelişiyor, okuyor, öğreniyor. Güçlü, kuvvetli, iş bilen, beceren, düşünen, konuşan bir mükemmel varlık oluyor.
Bütün bunlar elbette kendiliğinden olmuyor. Bütün bu organları ve imkânları ona veren, Yüce Allah’tır. Kendisinde bir varlık görüp de Allah’ın kendisini yarattığını, bütün sahip olduğu bu organları, yetenekleri kendisine Allah’ın verdiğini unutup da Allah’ı inkâr etmemesi için Allah Teâlâ, kulunu uyarıyor.
İNSAN YARATILIŞINI NEDEN DÜŞÜNMELİDİR?
İnsan, neden yaratıldığına bakmalı ve düşünmelidir.
“İnsan neden yaratıldığına bir baksın. Dışa atılan koyu bir sudan (menîden) yaratıldı. O su, omurga kemikleri ile göğüs arasından çıkar.” (Târık, 86/5-7)
Bu âyet de insanın bayağı bir sudan yaratıldığını hatırlatarak, onun ilk zayıflık durumlarını unutmaması gereğine işaret etmektedir. Şu âyette de aynı husus ifâde edilir:
“Sizi güçsüzlükten yaratan, sonra güçsüzlüğün ardından kuvvet veren ve sonra kuvvetin ardından güçsüzlük ve ihtiyarlık veren, Allah’tır. Çünkü O, dilediğini yaratır. Hakkıyla bilen ve üstün kudret sahibi olan ancak O’dur.” (Rûm, 30/54)
Bu âyette, insanın ilk önce menîden yaratılışına, sonra delikanlılık çağına erişip güçlenmesine, daha sonra ise ihtiyarlayıp yine güçsüz hale gelişine işaret olunmaktadır.
Kur’ân’da zaman zaman insanın Allah Teâlâ tarafından bayağı bir sudan yaratıldığının ve kendisine mükemmel organlar verildiğinin hatırlatılması, insanın kendisini tanrı sanmaması, büyüklenmemesi, gururlanmaması, kibirlenmemesi içindir. Çünkü bu sıfatlar şeytanın, Allah’ın huzurundan kovulmasına, Cehenneme girmesine ve orada devamlı kalmasına sebep olan kötü sıfatlardır. Akıllı kişi Yüce Yaratıcı’ya kulak verir, O’nun istediği bir kul olmaya gayret gösterir.
Hatırlatmalardan biri Yâsîn sûresindeki şu âyetlerdir:
“İnsan kendisini bir nutfeden (sudan) yarattığımızı görmez mi ki hemen apaçık bir düşman kesilir ve kendi yaratılışını unutur da: “Çürümüş kemikleri kim diriltecek?” diyerek, bize misal vermeye kalkar.” (Yâsîn, 36/77-78)
Bu âyetlerde Yüce Allah, aynı şekilde insana bayağı bir sudan yaratıldığını hatırlatıyor. Allah’a, O’nun kudretine, insanları ilk defa O’nun yarattığına, O’nun yaşattığına, O’nun öldüreceğine ve öldükten sonra tekrar dirilteceğine ve insanların dünya hayatlarındaki îmânlarından, ibâdetlerinden, amellerinden, sözlerinden, işlerinden sorguya çekileceklerine inanmalarını istiyor.
ANA RAHMİNDEN DÜNYAYA: YARATILIŞIN İLÂHÎ KUDRETİ
Yüce Allah Hacc sûresinde şöyle buyurur:
“Ey insanlar! Öldükten sonra tekrar dirilmekten şüphede iseniz bilin ki, ne olduğunuzu size açıklamak için, Biz sizi topraktan, sonra nutfeden, sonra pıhtılaşmış kandan, sonra da yapısı belli belirsiz bir çiğnem etten yaratmışızdır. Dilediğimizi belli bir süreye kadar rahimlerde tutarız; sonra sizi çocuk olarak çıkartırız, böylece yetişip erginlik çağına varırsınız. Kiminiz öldürülür, kiminiz de ömrünün en fena zamanına ulaştırılır ki, bilirken bir şey bilmez olur. Yeryüzünü görürsün ki kupkurudur; fakat Biz ona su indirdiğimiz zaman harekete geçer, kabarır, her güzel bitkiden çift çift yetiştirir. Bunlar, yalnız Allah’ın gerçek olduğunu, ölüleri dirilttiğini, gücünün her şeye yettiğini gösterir.” (Hacc, 22/5-6)
Bu âyetlerde Yüce Allah, öldükten sonra dirilmekde şüphede olanlara, -ki bunlar, inkârcılardırinsanları ilk defa topraktan yarattığını, sonra nutfeden, sonra pıhtılaşmış kandan, sonra yapısı belli belirsiz bir çiğnem etten yarattığını hatırlatıyor. Bütün bunlar insanın ana rahmindeki ilk oluşumudur. Sonra dilediklerini bir süre rahimlerde tuttuğunu bildiriyor. Çünkü bazı cenînler henüz doğmadan ölüyorlar. Sonra çocuk olarak çıkarttığını, sonra da erginlik çağına ulaştırdığını bildiriyor. Bazı insanların çeşitli yaşlarda öldüklerini, bazılarının ise ömrünün en fena zamanına ulaştığını, bilirken bir şey bilmez olduğunu haber veriyor.
Bu âyette Yüce Allah, insanlara çok mühim hususları hatırlatıyor. Yaşayan insanların hayatın kıymetini bilmelerini ve bunun, Allah’ın bir lütfu olduğunu unutmamalarını hatırlatıyor. Allah’ın yaşattığı, uzun ömür verdiği insanların hiç bir zaman hayatlarının başlangıcını unutmamaları gerektiğine işaret ediyor. İnsana her şeyi verenin Allah olduğunu hatırlatıyor. İlim öğrenme imkân ve fırsatını veren de yine Allah’tır. Ama bazı insanlar, bütün bunları unutur, sahip ve mâlik olduğu her şeyi sadece kendisinin kazandığını, elde ettiğini zanneder de Allah’ı hatırına getirmez. Öğrendiği ilimle başkalarına karşı gururlanır.
Fakat Allah onu öyle bir çağa ulaştırır ki bu çağ “bunaklık” dediğimiz çağdır. O çok bilen, çok bildiğini zanneden insan, hiç bir şey bilmez olur. Çok küçük bir çocuğun bilebileceği çok basit şeyleri bile bilemez. Bildiklerini, öğrendiklerini hemen unutur. Böylece herkese karşı gülünç bir duruma düşer. İşte Yüce Allah, bunları hatırlatıyor. İnsanın büyüklenmesinin doğru olmadığını, büyüklüğün Allah’a mahsus olduğunu bildiriyor.
Vazifesini yapmak için hareket kabiliyeti verilmiş olan ufacık bir spermin (erkek tohumu) ana rahminde kadının yumurtası ile buluşup birleşerek canlı bir varlık olması, yavaş yavaş büyüyüp insan şekline gelmesi, karanlık, havasız bir yerde ve sular içinde, olmaktadır. Havasız beş-on dakika bile yaşayamadığımız hâlde, dar, havasız ana rahminde dokuz ay nasıl kalabiliyoruz? İnsan, su içinde üç-beş dakikadan fazla kalamazken, ana rahminde boğulmadan nasıl kalabiliyor?
Dokuz ay ana rahminde sular içinde yaşadıktan sonra, dünyaya gelir gelmez serbest hava ile teneffüse başlamamız fevkalâde bir olaydır. Eğer doğumdan biraz önce nefes almış olsaydık derhal boğulurduk. Demek ki Yüce Yaratıcı cenîni önce ana karnında, dünyadaki hayat şartlarına uyacak duruma hazırlıyor.
Yüce Allah, Kur’ân’da;
“Yaratan Rabbinin adıyla (besmele ile) oku. O, insanı bir alekadan (kan pıhtısından, döllenmiş yumurtadan) yarattı” (Alak, 96/1-2) buyurur. Tıp ilmi, insan menîsinde gözle görülmeyen, fakat mikroskopla incelendiğinde görülen çok küçük canlıların varlığını tesbit etmiştir. Her canlı şekil itibariyle kan pıhtısındaki akyuvarlara benzer. Kendilerine göre, baş, boyun ve kuyrukları vardır. Allah, “O, insanı bir aleka (kan pıhtısın)dan yarattı” derken insanı, şeklen kan pıhtısına benzeyen bu canlılardan yarattığını belirtiyor. İnsan aklının anlayabilmesi için böyle bir benzetme yapılmıştır. Mikroskop icad edilip insanın bu canlılardan oluştuğu öğrenilince, Kur’ân’ın bir mûcizesi daha ortaya çıkmış oluyor.2
Dipnotlar:
- Bk. Kâdî Beydâvî, Tefsîr (Envâru’t-Tenzîl), II,271.
- Afîf Abdülfettâh Tabbâra, İlmin Işığında İslâmiyet, Çev. Mustafa Öz, s. 78-79.
Kaynak: Prof Dr. Mehmet Bulut, Delilleriyle İslam Akaidi, Erkam Yayınları










YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!