Osmanlılarda mertlik, sözde sebat ve ahde vefâ gibi yüksek fazîletler, gönülleri süsleyen ulvî bir ahlâk hâlinde idi.
Süleymâniye Câmii, İslâm rûhunun maddede şekillenmesidir. Uzaktan manzarası, ellerini Rabbine uzatan duâ hâlindeki bir insan silüetidir. Mîmârîye ibadetin rûhâniyeti sindirilmiştir. Mânâ, maddeye kâ‘bına varılamaz bir mükemmelikle in’ikâs ettirilmiştir.
Hazret-i Ali -radıyallâhu anh-’ın Mısır vâlisi Mâlik bin Hâris el-Eşter’e gönderdiği “Emirnâme”den...
Osmanlı Devleti’nin altı asır devamını sağlayan îman, ahlâk ve bunların eseri olan muhteşem ve mükemmel ictimâî yapısının üzerinde durulması elzemdir.
Günümüzde maddî olarak pek çok sıkıntılardan, bâdirelerden geçiyoruz. Bu anlamda ailede malın varlığı ve yokluğu konusunda nelere dikkat etmemiz gerekiyor? Ailenin huzurunun ve mutluluğunun zedelenmemesi için neler yapabiliriz? İşte bu soruların cevabı...
Kânûnî Sultan Süleyman, kul hakkından çok korkar, âdil bir halîfe olmaya çok gayret ederdi. İşte bunu kanıtlayan tarihi gerçek!..
Yüzakı Dergisi, Kasım sayısında "HİÇLİĞİ İDRAK" kapağıyla çıkıyor.
Hizmet insanı, keyfiyetli bir hizmet sunabilmek için, kendi gelişimini de ihmâl etmemelidir. Sürekli bir tekâmül (olgunlaşma) gayreti, onun tabiî vasfı olmalıdır. Yeterli bilgi ve tecrübeye sâhip bulunmayan, ahlâkî ve mânevî gelişimini önemsemeyen, işinin ehli olmayan bir hizmet eri, lâyık-ı vechile ciddî bir hizmet ortaya koyamaz.
Hizmette bulunan kimseler, işleri sadece başkalarına yaptırmak şeklindeki bir üslûbdan ziyâde, tesâhüb (sâhiplenme) duygusuyla hizmete bizzat omuz vermelidirler. İşin bir ucundan tutmadan, sırf oturdukları yerden etrafa emirler yağdırarak hizmet yaptığını zannedenler, meselenin özünü kavrayamamış kimselerdir.
Fevkalâde ileri görüşlü bir devlet adamı olan Kânûnî Sultan Süleyman’ın, Fransızlara verdiği ve “kapitülasyon” adıyla anılan imtiyazlar, bâzı câhillerce itham edilegelmiştir. Oysa kapitülasyonlar bakın hangi amaçla Fransızlara verilmiş?