İnsanın "hiçlik İdraki" Nasıl Mümkün Olur?

Yüzakı Dergisi, Kasım sayısında "HİÇLİĞİ İDRAK" kapağıyla çıkıyor.

Kadim bir hakikat: “Nefsini bilen, Rabbini bilir.” Rabbini bilen, O’nun karşısındaki acziyetini, hiçliğini idrak eder. Kâinâtı düşünen; değil kendisinin, yaşadığı güneş sisteminin dahî bir «hiç» olduğunu idrak etmez mi? Trilyonlarcasının içinde bir hiç...

Ya idrak ötesi, Âlemlerin Rabbi’ni biraz tanısa insan? Böbürlenebilir mi? Büyüklenebilir mi? Zulmedebilir mi? Haksızlık yapabilir mi? Yalan söyleyebilir mi? Diğer yandan;

O’nun teminatı altında olduğunu bilince; Ümitsizliğe düşebilir mi? Daralabilir mi? Üzülebilir mi?

Bilgi çağında yaşıyoruz. Her şeyi biliyoruz. Bir kendimizi bilemiyoruz, Allâh’ın azametini ve kendi hiçliğimizi idrak edemiyoruz.

Hâlbuki Koca Yûnus asırlar öncesinden ses veriyor:

İlim ilim bilmektir

İlim kendin bilmektir

Sen kendini bilmezsen

Bu nice okumaktır?..

Hiçliği idrakten kaçış, zayıflığı kabulden kaçmak mı? Hâlbuki hiçliği idrak, kuvvetin ta kendisi... Hiçliği idrak; tevâzuun şerefi, kulluğun saltanatı...

Gururu terk edebildiğimiz ölçüde, izzete ulaşabiliriz. Kibri ayaklarımızın altına alabildiğimiz ölçüde, ilâhî plânda el üstünde tutulan kullar olabiliriz. İlâhî kudret ve azameti anlayanda yeis kalır mı, ilâhî adâleti idrak edende depresyon kalır mı? Ama Yûnusça bilmek, Yûnusça bir idrak şart... Buhranlı toplum meselelerine; Çatırdayan ailelere; Yıpranan ve ilâçlara dadanan psikolojilere;

Çare; İlâhî Azamet Karşısında; "HİÇLİĞİ İDRAK". Âhiret karşısında; Dünyanın hiç olduğunu idrak... Cehennem karşısında; dünyevî bütün sıkıntıların hiç olduğunu idrak... Cennet mukabilinde; dünyanın bütün servet ve kıymetlerinin hiç olduğunu idrak...

Genel Yayın Yönetmenimiz M. Ali EŞMELİ; insanın da şeytanın da ilâhî azamet karşısında bir hiç olduğunu, ilâhî beyanların ışığında açıklarken, hiçliği idrak edemeyenlerin Nemrutlar gibi helâk  olduğunu, hiçliğini idrak edenlerin ise Fatihler gibi âbâd olduğunu şiirler refakatinde izah etti.

Muhterem Osman Nûri TOPBAŞ Hocaefendi; O’nun Muhteşem Ahlâkı makalelerinin dördüncüsünde, «Tevâzu ve Mahviyet» mevzuunu kaleme alarak; Fahr-i Kâinât Efendimiz, ashâbı ve etbâının en güzel misallerini sergiledi.

"Hazret-i Mevlânâ’nın Gönül Deryâsında Sır ve Hikmet İncileri" bölümünde ise; Allah yolunda mal ve can ile cihâd etmenin, Hak yolunda çilelere sabretmenin, ızdıraplara katlanmanın ehemmiyeti işlendi.

Yazarlarımız da tevâzu fazîletini ve zıddı olan kibir rezîletini farklı farklı zâviyelerden ele aldılar. Doğu ve batı mukayeseleri içinde hiçliği, fenâyı, mahviyeti, tefâhuru, vakarı, ucbu masaya yatırdılar. Televizyon dizilerinden, sosyal paylaşımlara ve kılık-kıyafete kadar sirâyet eden içtimâî yansımalarını değerlendirdikleri gibi, işin mânevî ve derûnî taraflarına da ışık tuttular.

Büyük ahlâk felsefecimiz Kınalızâde’den Medine müdâfii Fahreddin Paşa’ya, Muhyiddin İbnü’l-Arabî’den Kâtip Çelebi’ye birçok büyük, fakat mütevâzı şahsiyet de dosyamızın misaller albümünü teşkil etti.

Tevâzu da vakar da, bütün fazîletler gibi samimî, oldukça değerli... Şiirler de hissiyâtımızın samimî yansımaları oldu. Acılarımız ve sevinçlerimiz... Çağrılarımız ve feryatlarımız...

Yarına yüz akı ile çıkmak için yüz ağartıcı işler başarmak, yüz kızartıcı ve yüz karası işlerden uzak durmak şart... Nur yüzlü medeniyetimizi hakkıyla temsil etmek, Hakk’ın yeryüzünde şahidi olma gayreti içinde olmak; asla gurur değil, samimî, haysiyetli, vakur bir duruş...

Yüzakı dergisinde yer verilen diğer yazı ve şiirler ise şöyle:

yuzaki_2015

Ayrıntılı Bilgi: www.yuzaki.com.tr

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.