Sultan Ahmed Hân’ın bir sanat hârikası olan şâheser Sultanahmet Câmii'nin temel atma merâsimine devrin en meşhur meşâyıh ve âlimleri dâvet edilmişti. Peki, Sultan 1. Ahmed Han bu eseriyle nasıl bir mertebeye vasıl olmuştu?
Osman Nuri Topbaş Hocaefendi'nin 'Hüdâyî'nin Ziyâfet Sofrası' kitabından sahneye uyarlanan 'Ziyafet Sofrası' tiyatro oyunu üzerine yönetmen Osman Doğan ile konuştuk.
Allâh’ı zikretmek, “Allah” lafzını sâdece kelime olarak tekrarlamaktan ibâret değildir. Zikir, ancak tahassüs istîdâdının merkezi olan kalpte mekân bulduğu zaman niyet ve amellerin seviye bulmasına âmil olur. İşte bu keyfiyette bir zikir, kulun bezm-i elestte; “Evet! Sen bizim Rabbimizsin!” şeklinde Cenâb-ı Hak ile yapmış olduğu ahdine vefâ göstermesi ve o sadâkatle Rabbini aslâ unutmamasıdır.
Geceden nasip alabilmek, “istiğfâr” ile başlar; tevhîd, salevât-ı şerîfe ve zikrin rûhâniyetine bürünmekle devâm eder. Seherlerdeki zikir, yâni kulun Mevlâ’sı ile buluşması, kalbin ihyâsı bakımından bulunmaz bir fırsat ve ihmâl edilemez bir ihtiyaçtır. Zira cesedimizin maddî gıdâya ihtiyâcı olduğu gibi, rûhumuzun da mânevî gıdâya ihtiyâcı vardır. Cenâb-ı Hak, seherlerde îfâ edilen zikre, sâir zamanlardakinden daha fazla kıymet vermektedir.
Erkek ve kadın, birlikte bir yuva kuruyorlar ve hayatlarını birleştirip başlarına gelebilecek her şeyi ortaklaşa paylaşmaya karar veriyorlar. Hayatı paylaşırken iki tarafın birden dikkat etmesi gereken ne gibi hususlar olabileceğini düşünüyorsanız bu haberimiz tam size göre...
Altınoluk Dergisi 357. sayısında "Dervişlik Olaydı Taç ile Hırka" kapağıyla dervişliği işliyor. Davranışlarımızda neye öncelik tanıyoruz? Nefsimize mi Allah rızasına mı? Dervişlik taç ile hırkadan ibaret olamayacağının altı çiziliyor ve dervişliğin bundan öte bir şey olduğu anlatılıyor.
Letaifin ne olduğunu ve letâiflerin hangi bölgelerde yer aldıklarını anlatan makaleyi istifadenize sunuyoruz.
I. Ahmed Han, Kânûnî’den sonra devlet işleri ile bizzat ve yakînen meşgûl olan nâdir sultanlardan biri idi. Çocuk yaşta pâdişah olmuş, daha o yaşta bile zekâsı ve rûhî derinliği sâyesinde mükemmel kararlar alıp, devleti yönlendirmiştir. O, dâimâ ilim ve irfan sahipleri ile istişâre ederdi. Azîz Mahmûd Hüdâyî Hazretleri gibi bir velînin başarılı bir talebesi idi.
Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e dâsitânî bir muhabbet âbidesi Sultan 1. Ahmed Han (1590-1617) on dördüncü Osmanlı pâdişâhıdır.
Ulu Hâkan Kanuni Sultan Süleyman’ın cenâzesi, dört yüz muhâfızın nezâretinde İstanbul’a getirildi. Süleymâniye Câmii’nin musallâ taşına kondu. Cenâze namazı beş yüz müezzinin, tekbirleri birbirlerine aktarmaları ile kılındı. Cemaatin arka ucu Fâtih Câmii’ne dayanıyordu. Ve cenaze kabre koyulurken Kanuni'nin hayret ettiren vasiyeti ortaya çıktı!..