Mânevî anlamda terakkî etmek ve kulluğumuzu nitelikli bir kıvamda sürdürebilmek için ruhbanlığa ve inzivaya gerek yoktur. Dünyadan el-etek çekmek, halkla münasebetlerini tümüyle koparmak, dîni ve dindarlığı yanlış değerlendirmektir. Önemli olan hayatın içinde Allah ile beraber olabilecek bir gönle sahip olmaktır.
Sinop'un Boyabat ilçesinde annesiyle gezdiği sırada içinde 3 bin lira olan cüzdan bulan 12 yaşındaki çocuk örnek bir davranış sergiledi, cüzdanı sahibine ulaştırdı.
Fetihlerin en muhteşemi, kalplerin fethidir. Ne mutlu kalbini bir rahmet dergâhı kılarak, kırık kalpleri gönül sarayında ihyâ edebilenlere…
Selmân -radıyallâhu anh-, samimî, mütevâzı ve geçim ehli bir Hak dostu idi. Kimseye külfeti olmazdı. Son derece mahviyet sahibiydi. Başta Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh- olmak üzere bütün ashâb-ı kirâm, Selmân -radıyallâhu anh-’ın Allâh’a kulluğundaki vecd, heyecan ve huşû hâline imrenmişlerdir.
Ciltlerle yazılsa anlatılamayacak “Çanakkale Destânı” hakkındaki takdirkârlıklardan küçük bir numûne...
Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz, Kur’ân-ı Kerîm’i hakkıyla okur, mânâsı üzerinde çokça tefekkür eder, emirlerini derhâl tatbîke koyulurdu. Âdeta Kur’ân’ı hissederek, yaşayarak ve kalbiyle okurdu.
“Allah ve Rasûlü’nü sevmek iddiası”nın kuru bir sözden ibâret kalmaması lâzım gelir. Bu muhabbet, ancak sevdiğine itaatle ortaya çıkar. Birisini sevdiğini ve ona hayran olduğunu iddia edip de ardından onun istediklerinin tersini yapmak, büyük bir tezattır. Böyle bir durumda insan ya sevdiğinde samimî değildir ya da yaptığında...
Müʼmin, kendi kurtuluşunun, başkalarının da kurtuluşuna hizmet etmekten geçtiğini hiçbir zaman unutmamalıdır. Yani müslüman, bencil olmamalı, bilâkis diğergâm bir rûha sahip olmalıdır. Yüksek bir mesʼûliyet duygusuyla, din kardeşlerini, hattâ imkânı nisbetinde bütün mahlûkâtı kendisine zimmetli bilmelidir.
Amelleri makbul kılan şey onların kemiyetinden ziyâde keyfiyetidir. Yani çokluğundan ziyâde, ne kadar ihlâs, huşû, edep, hürmet ve tâzîm ile îfâ edildiğidir.
Peygamber Efendimiz kendisine gelen kabilelere İslam'ı yaşamayı öğütlüyordu. İslam'ın her rüknunun çok önemli olduğu ve bilhassa 'namaz' konusuna ekseriyetle değinir, öneminden bahsederdi. Peki bizler bugün İslam'ı bildiğimiz kadar da yaşıyor muyuz?