Erkeklerin hanımları üzerinde hakları olduğu gibi, hanımların da beyleri üzerinde hakları vardır. Erkeklerin bu altı hakkı gözetmeleri gerekir.
İlmi zihne depolamak kâfî değildir. Mühim olan, ilmin gerektirdiği olgunlukta bir şahsiyet ve karakter sergilemektir. Bu takdirde ilim, irfâna dönüşerek sâlih amellerin vücut bulmasına vesîle olur. Aksi hâlde davranışlara istikâmet vermeyen bir ilim, kuru bir hamallık ve faydasız bir yorgunluktan başka bir şey değildir.
Her türlü bilgiye ulaşmanın son derece kolaylaştığı bir zamanda Müslümanlar için en hayâtî ve öncelikli tahsîlin, dînimizi doğru öğrenip takvâ üzere hayatımıza tatbik edebilmek olduğunu hatırımızdan çıkarmamalıyız.
Müslümanlar olarak bize düşen vazife, ilmin değerini bilmek ve bilginin iyilik üretmesi için “ilim ahlakını” çağımıza anlatmaktır. İmanımızın ve tarihimizin bize yüklediği sorumluluğu idrak etmeli, okuyan, tefekkür eden, araştıran, öğrenmek için sahih kaynaklara müracaat eden bir toplum olmalıyız.
Altı şeyin güzelliği altı şeyledir. Bunlar: İlim, âdâlet, cömertlik, tevbe, sabır ve haya. İlmin güzelliği amelde, adaletin güzelliği sultanda, cömertliğin güzelliği zenginlerde, tevbenin güzelliği gençlerde, sabrın güzelliği fakirlikte ve hayanın güzelliği ise kadınlarda kendini gösterir.
Yaratılıştan bugüne Allah'a inanan kullar, ilahi sırlara vâkıf olabilmenin yollarını aradı. Peki hakikatte ilâhi sırlara nasıl vâkıf olabiliriz?
Şeyh Sâdî buyurur: “Yoldan çıkmış zavallı bir câhil, günahtan çekinmeyen bilgili kimseden daha iyidir. Çünkü câhil, körlüğü sebebiyle yoldan çıkmıştır. Bilen kimse ise iki gözü gördüğü hâlde kuyuya düşmüştür.”
Bugün İslâm toplumları olarak en acı kaybımız, herhalde insaniyetimiz, değerlerimiz, edebimiz, kalitemiz ve nihâyet medeniyetimizdir. Müslümanlar olarak İslâm’ın izzetini kuşanamadığımızı itiraf etmek durumundayız.
Tasavvufi sohbetçilerin en mühim mes’ûliyetlerinden biri de, bu vazifeyi îfâ eden diğer kardeşleriyle gönül birlikteliğini muhâfaza etmek ve âdeta tek bir yürek hâline gelebilmektir. Bunun için de kardeşlerle ortak hareket etmek, müşterek eserleri okumak, aynı heyecanları paylaşmak gerekir.
İnsan yüksek ve yüce bir hayat yaşamak zorundadır. Çünkü ahsen-i takvim üzere yaratılmıştır. Yani aklî, hissî ve rûhî potansiyeli çok kuvvetlidir. Basit bir hayat yaşamak, “insan fıtratı içinde hayvana dönüşmek” Âdem’in evlâtlarına göre değildir... Yazar İdris Arpat'ın Altınoluk Dergisi'nde bu ay yayınlanan yazısını sizlerle paylaşıyoruz.