İnsanlar, hayvanlar ve diğer bütün varlıklarla birlikte bütün kâinâtı yaratan ve onu muhteşem bir nizâm üzere ayakta tutan Cenâb-ı Hak’tır.
Allâh’a îmân etmek, merhametli olmayı îcâb ettirir. Zira Cenâb-ı Hakk’a îmân eden kişi O’nu sever ve emirlerine itaat eder. Hattâ zamanla O’nunla alâkası olan her şeyi derece derece sevmeye başlar.
Muhterem Osman Nûri Topbaş Hocaefendi'nin nezih kaleminden, Bâyezid-i Bistamî Hazretlerinin hayatı ile nasihatlerle dolu hikmetli sözlerinin derlendiği ve şerh edildiği eser Erkam Yayınları'ndan çıktı.
Şan ve şeref dolu bir tarih ile yüce bir mîras bırakıp da bizleri âbâd eden Osmanlı’yı, âdeta bugünleri düşünerek «kardeş ve evlât katli»ne zorlayan şartlar nelerdi?
Osmanlı İmparatorluğu döneminde kardeş ve evlât katli meselesi, alternatifsiz iki büyük mecbûrî tehlikeden en hafifini tercih etmek zarûretine binâen, nâçâr bir şekilde tatbik edilmiş bir hâdisedir. Birçok kritik durumda ortaya çıkan bu çaresizliği açıkça şu örneklerde görmek mümkündür.
Muhteris insana Dünya’yı versen; “Acaba Ayʼda bir parsel yok mu?” der. Nefsânî ihtirasların sonu gelmez. Gönlün huzuru; kanaat, rızâ ve şükürdedir.
Diğergâmlık, insanların sadece maddî ihtiyaçlarıyla değil bütün sıkıntılarıyla meşgul olmayı gerektirir.
Gâzi Sultan Fâtih Mehmed Han, tedkîk edildikçe derinleşen, derinleştikçe deryâlaşan bir zâhir ve bâtın sultânıdır. Onun her sahada gösterdiği muvaffakıyet ve faâliyetler, müstesnâ bir mahâretle gerçekleştirdiği kalem ve kılıç işbirliğine dayanmaktadır.
Dünya imtihanının Leylâlarına takılıp onlardan Mevlâʼya intikal edememek, -hayır veya şer- başa gelen her şeyin ilâhî bir imtihan tecellîsi olduğunu düşünememek, rızkın peşinde koşarken Rezzâkʼı unutma nankörlüğüne düşmek; insanı bu âlemdeki fânî sebeplere bağlanıp müsebbibüʼl-esbâb olan Rabbini unutma gafletine dûçâr eder.
İslâm’da bencillik, yani enâniyet yoktur. İslâm bencilliği şiddetle yasaklamıştır. Birlikte yaşadığımız bu dünyada diğer insanları da en az kendimiz kadar düşünmek mecbûriyetindeyiz.