İslâm’daki kardeşlik hukûkunun, kâmil ruhlarda nasıl idrâk edildiğine dâir, müşahhas bir misaldir. Yine bu ifâdeler, şahsî menfaat hesaplarının ve dünyevî endişelerin dar hudutlarını aşarak, kendini ümmetin saâdet ve selâmetine vakfeden fedakâr mü’minlerin gönül ufkunu sergilemektedir.
Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- din kardeşlerinden birini üç gün göremezse, onu sorardı. Uzaktaysa onun için dua eder, evindeyse ziyaret eder, hasta ise şifâ dilemeye giderdi.[1] Asr-ı Saâdet’te yaşayan mü’minler aynı ahlak üzereydiler. Öyle ki kardeşlikte dillere destan oldular.
Hucurât sûresinde “Mü’minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah’tan korkun ki merhamet olunasınız.”1 buyruluyor. Âyet-i kerîmede, îman edenlerin tamamının bütün zamanlarda birbirine dîn kardeşleri kılındığı bildiriliyor.
Bugün açlık ve sefâletin kol gezdiği pek çok beldedeki nice mazlum ve mağdur müslüman kardeşimiz, kurban ikramlarımızla yaşanacak olan İslâm kardeşliği tezâhürünü hasretle beklemektedir.
Vâsile ibni Eska radıyallahu anh hicretin dokuzuncu senesinde İslâm’la şereflenen bir sahâbi…
Peygamber Efendimiz’e nasıl kardeş olunur?
Aile bağlarının zayıflaması mutsuzluğu artırıyor. Peki aile bağları neden zayıflıyor? Aile bağlarını güçlendirmek için neler yapılmalıdır?
İslâm, îmanlı gönüllerin rahmet semâsıdır. Bu semânın altında yaşayan mü’minler, İslâmʼın huzur ve saâdetine nâil olabilmek için îman kardeşliğine muhtaçtır.
Kardeşlik olan yerde şefkat ve merhamet vardır. Bir kul, kendi şahsı için arzuladığı şeyleri mümin kardeşleri için de arzulamazsa, îmânı kemâle ermiş sayılmaz.
Allah dostları, yalnızların yanıbaşında, mâtemlerin civârında bulunarak kimsesizlerin kimsesi olurlar.