Abdullah bin Ebubekir’i (r.a.) Şehid Eden Okun İbretli Hikâyesi
Abdullah bin Ebubekir’i şehit eden okun hikâyesi, Ebû Bekir’in sözleri ve oku atan Sa‘d bin Ubeyd’in daha sonra İslâm’la şereflenmesi.
Tâif günü Hazret-i Ebû Bekir’in oğlu Abdullâhʼa bir ok atıldı. Yarası iyileşmişti ancak Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in vefâtından kırk gün sonra tekrar açıldı ve o sebeple şehîd oldu.
ABDULLAH BİN EBUBEKİR’İ ŞEHİT EDEN OKUN ARDINDAKİ İBRETLİ HADİSE
Bir müddet sonra Ebû Bekir -radıyallâhu anh-’ın yanına Sakîf heyeti geldi. Abdullâh’ı öldüren ok, hâlâ Hazret-i Ebû Bekirʼin aklını ve gönlünü meşgul ediyordu. Sakladığı oku onlara gösterdi ve:
“–İçinizde bu oku tanıyan var mı?” diye sordu.
Benî Aclân Kabîlesiʼnden Saʻd bin Ubeyd:
“–(Müslüman olmadan önce) o oku ben yonttum, arkasına tüyü ben taktım, kuyruğunu ben yaptım ve onu ben attım.” dedi.
Bunun üzerine Ebû Bekir -radıyallâhu anh-:
“–Bu ok, oğlum Abdullâh’ı şehîd eden oktur. Senin elinle ona şehâdet mertebesini ihsân eden ve onun eliyle seni alçaltmayan Allâh’a hamd olsun! O’nun muhafazası ne kadar geniştir.” dedi.[1]
Abdullah -radıyallâhu anh- şehîd olmuş, ona oku atan Saʻd bin Ubeyd de daha sonra İslâm ile şereflenmiş, böylece her ikisi de rahmet-i ilâhiyyeye nâil olmuşlardır.
Hisse:
Ashâb-ı kirâmda dînî asabiyet, akrabalık asabiyetinin önüne geçmişti. Din kardeşliğinin hatırına, geçmişteki bütün husûmetler unutulmuş, eskiden yaşanmış olan bütün zulüm ve haksızlıklar, îman hatırına affedilmiş, kin ve intikam duygusunun yerini İslâm kardeşliği almıştı. Zira âyet-i kerîmelerde Cenâb-ı Hakkʼın emri çok netti:
“Mü’minler kardeştir. Öyleyse kardeşlerinizin arasını ıslâh edin!..” (el-Hucurât, 10)
“...Siz (gerçek) mü’minler iseniz Allah’tan korkun, (mü’min kardeşlerinizle) aranızı düzeltin, Allah ve Rasûlʼüne itaat edin.” (el-Enfâl, 1)
Âyet-i kerîmelerde “haklıysanız, haksızsanız” diye bir istisnâ yapılmadan, müʼminlere din kardeşleriyle aralarını düzeltmelerinin mutlak mânâda emredildiğini görüyoruz.
Dolayısıyla müʼminler olarak din kardeşlerimizin hatâ ve kusurlarının üzerine âdeta bir şal atmalı, dargınlık ve kırgınlıkları Allah rızâsı için bertaraf etmeliyiz ki yarın mahşer günü ilâhî af ve mağfireti talep etmeye yüzümüz olsun.
Dipnot:
[1] Hâkim, el-Müstedrek, 3/543, no: 6021; Beyhakî, es-Sünenü’l-Kübrâ, 9/167, no: 18191.
Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Kıssaların Diliyle Müminlerin Gönül Ufku, Erkam Yayınları









YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!