Sürgünden Çınara: Ahıskalı Güller Abla’nın Yüzündeki Tebessümde Saklı Vatan Hasreti
Dokuz aylıkken sürgüne uğrayan Güller Abla, 79 yaşında bile tebessüm ediyor. Peki, bu tebessüm binlerce kilometreye dağılmış ailesinin mezar hasreti ve Ahıska ağıtlarını nasıl gizliyor?
Tohum gibi dünyanın birçok yerine saçılmış, “Vatan, vatan!” diye inleyen milletlerden biri de Ahıska Türkleri’dir. Hasret duydukları vatanlarına dair şiirler söyler, ağıtlar yakarlar. Hasretleri hiç dinmez ve nesilden nesle devam eder. Ahıska’da yaşama imkânları olmadığı için Ahıska’yı sözlerde, şiirlerde, türkülerde yaşatır olmuşlardır.
GÖZYAŞIYLA, ŞİİRLE, HASRETLE: AHISKA’DAN GÜLLER ABLA’YA VATAN HİKAYESİ
Sürgünden Çınara: Ahıskalı Güller Ablanın Vatan Hasreti
Ağıtlarıyla, şiirleriyle, hasretle yanan bağrını yüzünün tebessümüyle örtmeye çalışan, tohum olarak saçıldığı topraklarda çınara dönüşen bir Ahıskalı teyzeyle yolumuz Kırgızistan’da kesişti. Adı Güller… Güller Ablamızın tebessümünde Ahıska’ya hasret, sözlerinde vatana özlem, yanık bağrından çıkan şiirlerinde bayrağına, milletine muhabbet vardı.
Dokuz aylıkken kaderine sürgün yazılmış. Koca koca insanlar bu zorlu yolculuğa dayanamayıp can verirken, dokuz aylık Güller Abla minicik elleriyle demirden soğuk vagon duvarlarına sıkı sıkıya yapışmış. Ve ilk durakları Özbekistan, sonra Kırgızistan olmuş.
Burada bir parantez açmak istiyorum, Güller Abla dediysem yaşı küçük değil, kendisi 79 yaşında, ama gönlü genç; yüzü, yaşadığı bütün sıkıntı ve çilelere rağmen neşeyle dolu bir teyze… Hattâ yaşlılıkla ilgili güzel bir şiiri var:
Kalemim dile geldi
“Aman el-aman” dedi
Vücut, Hak’tan amanat (emanet)
Verme ona ziyanat
*
Getirseler yiyarım
Vermeseler susarım
Uçurduğum gençlüği
Rüyelerde süslerim
*
Zaten vücut divana
Can bedende virana
Aynalar çirkinleşmiş
Yolum, Allâh’a kalmış
Vatan hasreti kendisini şair yapmış. Hem ağlatan hem güldüren şiirleri var. Güller Abla belki gençliğinde işten vakit bulup çocuklarını ninnilerle, masallarla uyutamamış, ama torunlarını her gece koynuna yatırıp hüzünlü Ahıska masallarıyla büyütmüş.
Var imişler, çok imişler.
Ezel Kütahya’dan[1] gelmişler.
Ahıska’da yerleşmişler.
Bir tepede eğlenmişler.
*
O tepeye Atıyet demişler.
Sonra onlar sürilmişler.
Şimdi onlar neredeymişler?
Masala giriş, bu cümlelerle başlayıp uzayıp gidiyor.
Ahıska Türkleri Şu An Nerede Yaşıyor?
Şimdi onlar Kırgızistan, Kazakistan, Azerbaycan, Rusya, Özbekistan, Gürcistan, Ukrayna, Amerika, Fransa ve Türkiye olmak üzere birçok ülkeye saçılmışlar. Annenin mezarı bir ülkede, babanın mezarı diğer ülkede, evlâtlar bambaşka ülkelerde…
Geçmişin defterleri mahzun bir şekilde Güller Ablamızın gözünün önünde bir bir açıldıkça, anlattıklarıyla bizi de hüzün kaplıyor. Hâlini bir nebze anlamaya çalışıyoruz.
“-Ninem Ahıska’da, dedem Özbekistan Buhara’da, annem-babam Kırgızistan’da… Her biri bir yere saçıldı. Bir dedemiz Kırgızistan’ın bir şehrinde, sadece adı kaldı, mezarı da yok. Bir akrabamız sürgün yıllarında Filistin’e kaçıp yerleşmiş. Sovyetler yıkılıp yollar açılanda «Buralara taşın!» denilince, «Ben büyüklerimin mezarlarını bırakıp gelemem!» diye cevap vermiş. Ben bunu duyunca kendimi tutamadım, ağladım. «Biz hangi birinin mezarının başında bekleyelim, her biri bir yanda!» dedim ve şu dörtlüğü yazdım:
Bir tepe var azacık üstte
Son yolun kervanı getti üst üste
Onda mekân kurup can ciğerler
Anam, babam, dayım, hep halalarım
Ninesinin Mezarına İlk Ziyaret
Güller Abla, altmış bir yaşında Ahıska’ya, ninesinin mezarını ziyaret maksadıyla Türkiye üzerinden Gürcistan Batum’a gider. Batum’da misafir olur. Ev sahibi tek başına Ahıska’ya gitmemesini, o yıllarda insanların işsiz olduğu için yabancı birine zarar verebileceğini söyler. Güller Abla da Batum’dan yüzünü Ahıska’ya dönüp vatanıyla, ninesiyle gözyaşları içinde konuşur. Ninesinin rûhuna Fâtihalar gönderdikten sonra dilinden şu sözler dökülür:
Canım nenem, sen gencecik dünyadan gittin.
Ancak sen bana göre behtlisin.
Sen öz toprağında yatıyırsin, öz veteninde;
Altmış bir yıldur çanta elimde,
Gönül hep yolda bu hâli yaşıyir.
Güller Ablanın yüzü her daim mütebessim. Kendisinden iki buçuk yaş büyük kardeşi Cevat Dede[2] var. O da kız kardeşi gibi güler yüzlü… Cevat Dedenin hanımı vefat ettiğinde tâziyeye gittik, tebessüm eden bir yüz ile karşılaştık. Sanki bizi teselli ediyordu:
“-Allah’tan gelen hâdise. Veren O, alan O! Biz ne yapabiliriz?” diyerek ne kadar kuvvetli îmâna sahip olduğunu gösteriyordu.
Kul başa gelen hâdiselere Cevat Dede gibi mukâvemet gösterse, hiç strese girer mi? Veya Ahıskalı vatan hasreti çeken çınarlar gibi sabır gösterip, dik durmasını bilse depresyon gayyâsında boğulur mu?
Güller Abla’ya:
“-Güller Ablacığım, sizde ailecek bir tebessüm ve huzur hâli var, anne-babanız size nasıl bir terbiye verdi ki, her sıkıntıya rağmen bu hâli saklayabildiniz?” diye sorduğumda önce bir mahzunlaştı ve karşısında anne-babası varmış gibi gözleri daldı, sonra da onlara yazdığı şu şiiri okudu:
Anacanım, canım babam,
Sızlayan içimde yaram…
Tesellimde bir tek çaram;
Gözyaşlarım, gözyaşlarım…
*
Karınları heç doymadı.
Sırtları geyim görmedi.
Hesret vetene ermedi.
Kan donduran gözyaşlarım…
*
Bizler haktan yedi çocuk,
Bir de iki öksüz çocuk,
Yetimler ön sıradaydı,
Hak yolunu sevenlerin…
*
Böyük usta, aziz babam!
Hep doygunum diyen anam.
Dilde şükür, elde Kur’ân,
Hak yolunda azizlerim…
* * *
“Sürgünde yedi çocukla Özbekistan’a gelmişiz. Şükür ki bizim aileden kimse telef olmadı. Amcam ve hanımı vefat ettiği için iki yetimi de anam-babam büyüttü.
Anamın yüzünden tebessüm eksik olmazdı. Anam o kadar merhametliydi ki fakirlik içinde biz ekmek bulamazken, o, bir somun bulsa, kolunun altına kıstırır bize göstermeden yetimlere yedirirdi. Biz ekmeği görsek ağlayacağız. Önce evimizde yetimler doyar, sonra biz doyardık.
Ana-babamız çok dindar insanlardı. O sıkıntılı, yokluk günlerinde ekmek bulmayı düşünmekten önce dînimizi ve dilimizi düşünürlerdi. İslâm’ın i’sinin konuşulamadığı bir zamanda bize namazı ve duaları öğrettiler. Küçük yaşta namaza, oruca başladık ve bugüne kadar hep kıldık. Annem bizim dini eğitimimizle çok ilgilendi. Namazlarımı kılmaya başladıktan bir müddet sonra:
«-Haydi Güller’im, şimdi de gece kalkıp iki rekat namaz kılalım!» dediğinde gençlik hâli:
«-Anne, sen de Sovyetler Birliği gibisin; artırdıkça artırıyorsun! Beş vakit namazı kılıyorum işte…» demiştim. Şimdi o câhilce sözüme çok gülüyorum.” diyerek hepimizi güldürdü.
Vatan Hasretiyle Can Verdiler
Anne-babam “Vatan vatan, bayrak bayrak!” diyerek hasretle, gözü yaşlı canlarını teslim ettiler. Biz küçükken ağladığımızda babam bizi batıya doğru döndürüp elleriyle omuzlarına kaldırır:
“-Bak, bak, işte İstanbul taa orada gördün mü?” der, biz de ufukta İstanbul’u görmüş gibi sevinir ve hemen susardık. Bu kadar vatana yanık, bu kadar vatana âşık biriydi.”
Güller Abla’ya:
“-İstanbul’u görmek babanıza nasip olmadı, ama İstanbul, vatan diyerek büyüyüp yıllar sonra vatanı ziyaret ettiğinizde ne hissettiniz?” diye sorduğumda, Güller Abla:
“-Dilim tutuldu, gözyaşlarım konuştu; ağladım, ağladım, sadece ağladım. Vatana ayak basar basmaz toprağını öptüm.” dedi.
Güller Abla, vatan sevgisini yine bir şiiriyle şöyle dile getiriyor:
Düşman kılıcını üstüme çekse
Yadlar zeher (zehir) olup beni kahretse
Bir değil yüzlerce cana kastetse
Varımı, dövletimi, yurdumu alsa
*
On değil, yüz değil, bin iller (yıllar) geçse
Alamaz kalbimdeki seven aşkımı
Alamaz üstümdeki al bayrağımı
Değişmem cihana yüce adımı
Güller Abla sanki bir hazine. Maziden çok hatıra var. Konuşturdukça bir bir dökülüveriyor:
“Halam çok genç yaşta hastalanıp, bu dünyadan göçtü. Çok dindar bir insandı. Beyi İkinci Dünya Savaşı’ndan geri dönememiş, bir kızıyla sürgün olmuştu. Vefat etmeden üç gün önce etrafında oturanlara:
«-Ben ölümden korkuyordum, ama bana yerimi gösterdiler. Çok güzeldi. Şimdi ölümden hiç korkmuyorum.» dedi. On üç yaşındaki kızına:
«-Can kızım, namazını-niyazını terk etmeyesin. Korkma deden, ninen sana bakar, büyütür, ancak Hak yolunu bırakmayasın.» dedi.
Babam ağlamaya başlayanda, halam:
«-Abi ağlama, ben çok behtliyim, Allah size de böyle ölüm nasîb etsin. Bu benim düğünümdür, benim atlarım geldi, ben hazırlık görüyirim. Sizi Allâh’a emanet ediyirim, kimi küstürdüysem hakkınızı helâl edin.» diyerek «Bismillah, Allah bir, şimdi döndük öbür terefe; Lâ ilâhe illâllâh Muhammed Rasûlullah» diyerek rûhunu teslim etti.” diyor.
Tahta Atlara Binip Gittiler
Onlar gurbet ellerde, zulüm altında Allah, peygamber, vatan sevgisini koruyup tahta atlara binerek göçüp gittiler. Onlar Hakk’a can emanetini en güzel şekilde teslim ettiler. Onlar hayat defterini acısıyla, tatlısıyla kapatıp gurbet elinden asıl vatana seferi tamamladılar. Şimdi ise sıra bizde…
Gayretimiz Güller Abla’nın halası gibi bir son yaşamak mı, yoksa sonu düşünmeden oyun-eğlenceye dalmak mı? Rabbim bizlere de hüsn-i hâtime nasip etsin! Âmîn.
Dipnotlar:
[1] Güller Abla’nın dedeleri Kütahya’dan Bursa’ya, oradan da Ahıska’ya göçmüşler.
[2] Bu röportajı yaptıktan sonra güler yüzüyle tanınan Cevat Dede, Hakk’ın rahmetine kavuşup asıl vatana göçtü. Rûhuna bir Fâtiha-i Şerîfe…
Kaynak: Hatice Şahin, Altınoluk Dergisi, Sayı: 476








YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!