Gazze’de Yaşananlar Bize Ne Anlatıyor?

Gazze’de yaşananlar, Filistin’de zulümden nura, acıdan dirilişe uzanan manevi bir uyanışı ve insanlığa verilen derin dersleri gözler önüne seriyor.

Tarih bir arınma sürecine girdi. Dünya sahnesinde yaşanan olaylar bütün insanların ibret alabileceği kadar büyük dersler ihtiva ediyor, bütün insanlık için birer manevi eğitime dönüşüyor. Dünya sahnesindeki olaylar mânâlara gebe. Bir uyanma zuhur ediyor, bir dirilme gerçekleşiyor. Peygamber Efendimiz’in Mekke fethinden sonra nâzil olmuş olan; “Yine de ki: “Hak geldi, bâtıl zâil oldu! Şübhesiz ki bâtıl, yok olmaya mahkûmdur.” (İsra, 81) âyetinin hakikati müşahade ediliyor. Allah, insanlara kurbiyetini öğretiyor. Cehâlet ve gaflet yıkılıp gidiyor.

GAZZE’Yİ “İKRA” EMRİYLE OKUMAK

Zamanımızda insanlık, başına gelen sınavlarla Allah’ın gönderdiği “İkra-Oku!” ayetiyle karşı karşıya kalıyor. Zaman döngüsü “İkra”ya vardı! “İkra!” Efendimiz’in hali olan ümmîlik, ilâhî ilhama gönlünü açabilmek demektir. İşitme, ilâhî ilhamları ve lütufları fark edebilme demektir. Tıpkı Kur’an’da buyrulduğu gibi: “Kitâbını oku! Bugün sana hesap sorucu olarak nefsin yeter!” (İsra, 14)

İnen ilk ayet: “İkra-Oku!” idi ama ortada bir kitap yoktu. Allah “işaretleri okuyun ve öğrenin” diyor. Gazze’deki durumumuz bu şekilde. Gazze’ye bakmak, haber seyretmek değil; “Oku” emrini uygulamaktır. İnen ilk ayet, “Oku” emri ile yeryüzünde her şey değişti!  Gazze’de yaşanan bu katliamların zirveye ulaşmasından dolayı dünyada yeni bir tarih yazılıyor.

GAZZE’YE BAKMAK: ŞAHİT OLMAK, HEMHÂL OLMAK VE İMANI GÖRMEK

Gazze’ye bakmak daha önce hiç şahit olmadığımız senaryoları okumak demektir. Katliamlar her türlü tasavvurun ötesinde. Gazze’ye bakmak; Gazze’ye bağlanmak demektir. Gazze’ye bakmak; görmek, şahit olmak demektir. Gazze’ye bakmak, birbirimize ayna olmaktır, İslam davasına sahip çıkmaktır. Ve böylece Filistin halkı ile hemhal olmaktır.

Filistin halkının gönüllerinde olağanüstü bir ilham kaynağı var; şehitlik makamına erişmek, diriliş̧ gücüne erişmek, şükür makamına erişmek, hapsolmuş̧ topraklar üzerinde özgürlüğü kazanmak, hak sözü söylemek, yozlaşmaya karşı saflık sergilemek, zulümden nura hicret etmek, “Allah bize yeter!” “O’ndan geldik, yine O’na döneceğiz” “Hasbünallahu ve ni’melvekîl” diye haykırmak azmi var.

Tüm dünya, imanın gücünün nelere kadir olduğunu bugün Gazze'de gördü. Ölümden korkmayan, Rabbinden razı bir halde şehadete yürüyen bu insanlar, İslam dininin, insanı nasıl ulvî bir düzeye çıkarabileceğini gösterdiler. Onları seyrederek, Filistin halkından bize yansıyan cennet güzelliklerini idrak ediyoruz. Nübüvvet nuru ihtişamla parlıyor.

Filistin halkı ne kadar saldırı altındaysa o kadar güçlenmektedir! Ne kadar zulüm o kadar nur! Zulümden nura doğru bir hicret gerçekleşiyor. Dünya Gazze'nin İsrail tarafından işgal edildiğini sanıyor. Hakikat şudur ki; tüm dünya İsrail tarafından işgal edildi; Gazze hariç!

Yapılan tüm zulümlere ve işkencelere rağmen, Filistin halkı karşısında şeytanın nasıl felç olduğunu her gün yeniden müşahede ediyoruz. Seyrettiğimiz cehennem ateşi gibi en dehşetli senaryo içinde yaşayan insanlardan; “Biliniz ki Allah dostları için ne korku, ne hüzün vardır” (Yunus, 62) ayeti tecelli ediyor.

Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem; "İslam şüphesiz garip olarak başladı ve günün birinde garip hale dönecektir. Ne mutlu o garip müminlere!" buyuruyor. “Garipler kimdir?” diye sorulduğunda şöyle cevap veriyor; “Garipler, benim sünnetimden halkın bozduğunu  doğrultan, halkın yıktığını yeniden yaşatandır.”

GAZZE’DE YIKIMIN ORTASINDA DİRİLİŞ VE DÜĞÜNLER

Filistinli kardeşlerimiz İslam aleminin garipleridir. Dünyada yaşayan sekiz milyar içinde, iki milyon insan olarak kalan Filistinli müminler, sünneti yaşayan bu hadise işaret eden gruptur. Gazze’deki garipler, tüm dünyaya insanlığın sahip olması gereken yüce ahlak temelli üstün Asr-ı Saadet medeniyetinin nasıl olması gerektiğini gösteriyor. Ve böylece bir avuç garibin içinden doğan İslâm dini, güneşin aydınlık yüzünü yansıtıyor. 

Gazze'de, yaşanması imkânsız hale getirilen o mübarek topraklarda, muhteşem bir Şeb-i Aruz (düğün gecesi) yaşanıyor. Dünyanın benzerini hiç görmediği bu kutlama nurun zirvesine şahitlik ediyor. Gazze'de, o devasa yıkımın ortasında, 54 çift toplu düğünle evlendi. Bu evlenen, pırıl pırıl çiftler, İslam'ın ruhaniyetini taşıyorlar ve biz bu kutlamaların zirvesine şahitlik ediyoruz. Gazze topraklarında, dehşetli yıkımın ortasında, düğünün nurun âlâ nurunun yansımasına şahitlik ediyoruz. Sonsuz acılar içinde, yeryüzünde, cennetteki mutluluğa şahitlik ediyoruz.

Soykırımcılara karşı Filistin halkının cevabıdır bu; yeni bir hayat kuruyoruz, eminiz ki çocuklarımız da geleceğimizi kuracaktır. Asla yok edemedikleri bir milletin katillere karşı meydan okumasıdır. Bu düğün kutlamaları, Saff Suresi 8. ayetinin; “Kafirlerin hoşuna gitmese de Allah, nurunu tamamlayacaktır” vaadinin gerçekleşmesidir!

GAZZE’DE ÇOCUKLARIN CESARETİ VE İLÂHÎ YARDIM UMUDU

Yine Gazze Ashiva Hastanesi'nde yaklaşık 200 tıp öğrencisinin mezuniyet töreninin gerçekleştiği olağanüstü bir olaya şahit oluyoruz. Geleneksel ders ortamında değillerdi; sınıfları acil servislerdi ve sınavları gerçek hayatlardı. Bugünkü mezuniyet, bu öğrenciler için sadece akademik bir dönüm noktası değil, mümkün olan en zor koşullarda, dirençlerinin bir ispatıdır.

“Cesaret ülkesi, bir çocuğun bir milyon adamdan daha cesur olduğu bir ülke” diyerek tanımlamıştı Filistin topraklarındaki katliama uzaktan şahit olan birisi. Filistin'deki her bir çocuk, yetişkinlere nasıl cesur olunacağını öğretiyor adeta. Şahit oluyoruz ki; Gazze'deki çocuklar bütün bu vahşetin altında kaldıkça, nübüvvet nuru daha da çok açığa çıkıyor.

İstanbul evliyalar şehridir, Gazze ise melekler şehridir. Çünkü tarihin hiçbir döneminde herhangi bir toprak parçası Gazze'de olduğu kadar ilahî yardıma muhtaç olmadı. Gazze’de iş kızıştığında gökyüzünden bir yardım yağmuru akmaya başladı. Halk ile Hak arasında görülmeyen ordular akın akın devreye girdi. Dünya çapında kalpler devreye girdi. Dualardaki yalvarışların şiddeti arttı. Fatiha-ı şerifler, salavat-ı şerifeler paraşüt ile uçup Gazze'deki topraklara ulaşmaya başladı. Sel gibi saysız hatimler, sel gibi hüzün gözyaşları Gazze topraklarına doğru akmaya başladı.

Allah Teâlâ daha fazlasını vermeden bizden bir şey almaz. Yeryüzünde cihat, hizmet ya da hicretten mahrum kaldığımızda, gökyüzünün yardım imkanları açılır! 15 Temmuz gecesi sürekli okunan rahmet salâlarına, diriliş ezanlarına şahit olduk. Kutlamaların ilahî güzellikleri bütün havaya doldu, İstanbul’u ve bütün Türkiye’yi sardı. Müthiş bir müjdeye şahit olduk; silahların, savaş uçaklarının sesini; salâ ve tekbir seslerinin bastırdığını gördük.

Manevî yardımların mümkün olduğunu, bir ikram verdiğimizde, yaptığımız şu muazzam dua ispat ediyor; “Ölmüşlerinin ruhuna gitsin!” Allah rızası için yardım etmek isteyenin yardımı, duası her zaman ihtiyaç sahibi kişilere ulaşır.

Gözyaşlı bir dua edebilmek ne yüce bir kurtuluştur; İsraoğullarından biri Allah’a şöyle diyor; "Yarabbi, ben ne günahlar işledim ve Sen bana onların cezasını vermedin!" Allah Teâlâ da o zamanın peygamberine vahyediyor; "Git ona de ki ben kendisine cezaların en büyüğünü verdim, ama farkında değil... Ondan gözyaşı ve duayı kaldırdım!"

Kaynak: Rabia Brodbeck, Altınoluk Dergisi, Sayı: 487

İslam ve İhsan

GAZZE’DE ŞAHİT OLDUKLARIMIZ

Gazze’de Şahit Olduklarımız

GAZZE’DE HER 45 DAKİKADA BİR ÇOCUK ÖLÜYOR: BU BİR SAVAŞ DEĞİL, SOYKIRIM!

Gazze’de Her 45 Dakikada Bir Çocuk Ölüyor: Bu Bir Savaş Değil, Soykırım!

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle