Seriyy Sakati (r.a) Kimdir?

Adı Seriyy b. Mugalles, künyesi Ebu’l-Ha­san, nisbesi, es-Sakati. Cüneyd el-Bağdâdî’nin dayısı ve mürşidi. Ma’ruf el-Kerhî’nin talebesi. Bişr Hafi ve Haris Muhasibi ile çağdaş ve arkadaş. Bağdat’da tevhid ve ahval konusunda söz söyleyenlerin ilki. Bağdatlı sûfîlerin önderi. Hadis rivayetiyle de meşgul olan ilk sûfîlerden.

Bağdat çarşısında bir dükkanı vardı. Talebelerine ders okutur, halka vaaz ve irşadlarda bulunurdu. Vefatı: 257/874’dir. Kabri Şuniziye’dedir.

Cüneyd, “Ondan daha çok ibadete düşkün bir kimseye rastlamadığını, yetmiş sene, onu kimsenin yan üzerine yatar görmediğini” söyler.

O’na göre insanı yükselten, değerini yücelten şu dört hasletti:

  1. İlim,
  2. edeb,
  3. doğruluk ve
  4. iffet.

NASIL TÖVBE ETTİ?

Kendisi tevbesini şöyle anlatır: Ma’ruf Kerhî bir gün bir yetim çocukla dükkanıma geldi. Onu giydirmemi söyledi. Ben de giydirdim. Ma’ruf bana:

“Allah seni dünya meşguliyetinden kurtarıp kendine yöneltsin ve rahata erdirsin.” diye dua etti. Ondan sonra ben de tasavvuf yoluna girdim.

Tasavvuf ve irfan tarihimizde “Otuz yıldır, bir defa “elhamdülillah” demenin suçunu affettirmek için istiğfar ediyorum.” sözü ona aittir. Hadiseyi şöyle an-latır:

“Birgün Bağdad çarşısı yanmıştı. Bir elçi koşarak bana geldi ve: ‘Bütün Bağdad çarşısı yandı, bir tek sizin dükkanınız kurtuldu. Gözünüz aydın olsun.’ dedi. Ben de diğer dükkanı yanan kardeşlerimi düşünmeden ‘Elhamdülillah’ dedim. Otuz yıldan beri bu düşüncesizliğim için istiğfar ederim.”

Allah’a giden en kısa yolu: “Hiç kimseden bir şey istememek, hiç kimseden birşey almamak” diye özetlerdi. Vaktin kıymetini, zamanın değerini bilen sufîlerdendi. Bu yüzden “Kaçırdığım virdimi bir daha kaza etmek mümkün değil” derdi. Çünkü bir nehirden bir defa yıkanılırdı.

Uzlet ehli sûfîlerdendi. “Dinin selamette olmasını, kalb ve bedenin müsterih kalmasını, gamının az bulunmasını isteyen, halktan uzaklaşsın. Çünkü asrımız, uzlet ve vahdet çağıdır.” derdi.

Ona göre dünya fuzûlî şeylerle doluydu. Dünyada insana lazım olan, şu beş şeyden ibaretti:

  1. Karnını doyuracak yiyecek,
  2. Hararetini teskin edecek su,
  3. Mahrem yerlerini örtecek elbise,
  4. Barınacak ev,
  5. Tatbikatta lazım olacak bilgi

O’na göre insanı yükselten, değerini yücelten şu dört hasletti:

İlim, edeb, doğruluk ve iffet.

Tasavvufu şöyle tarif ederdi:

Tasavvuf üç anlamı içine alan bir isimdir:

  1. Ma’rifetin nuru, verâın nurunu söndürmez.
  2. Tasavvuf, kitap ve sünnetin zahirine ters düşecek tarzda bir batın ilminden bahsetmez.
  3. Kişinin kerametleri, kendisini Allah’ın insanlara mahrem kıldığı sırlarını açıklamaya teşvik etmez.

Seriyy’e göre edep, aklın tercümanı, akıl da emredilen ve yasaklanan şeyleri kavrayıp idrak kabiliyyetiydi.

Kadrini bilmeyenden nimet, bilmediği ve farkında olmadığı bir şekilde alınırdı. Musibetleri kolaylıkla karşılayan kimse ise o sebeple sevabı hak ederdi.

İnsanın karşılaşabileceği işler üç çeşittir, derdi:

  1. Doğruluğu zahir olan ki, ona hemen sarılmak gerekirdi.
  2. Bozukluk ve sapıklığı belli olan ki, ondan kaçınmak icab ederdi.
  3. Doğruluk veya bozukluğunu, kavramakta zorlandığın birşey ki, böyle bir işle karşılaşınca onu Allah’a havale etmek. Allah’ın o konuda sana rehber olmasını beklemek lazımdı. Çünkü ihtiyacını ona arzedersen herşeyden müstağni olursun.

İrşaddaki üslûbu önce nefsten başlamaktı. Çünkü en büyük kuvvet, nefse hakimiyetti. Nefsini terbiye etmekten aciz olan elbette ki başkalarını terbiyeden aciz olacaktı. Zira kendinden üstün olana (Allah’a) itaat edene kendinden aşağı olanlar itaat ederdi. Allah’tan korkandan herkes ve herşey korkardı.

Kalp, yüz ve dil arasında şöyle bir ilgi kurardı. Dil kalbin tercümanıdır yüz de aynası. Kalplerin gizlediği yüzlerinden okunurdu.

Kalpleri üçe ayırırdı:

  1. Hiçbir şeyin eğip etki edemediği dağ gibi güçlü kalpler.
  2. Kökleri sabit, fakat rüzgârın eğdiği hurma ağacı gibi kalpler.
  3. İplik gibi rüzgarın sağa-sola eğip büktüğü zayıf kalpler.

Ona göre, hukuk-ı ilahi’yi yerine getirmek ve gücü yettiğince onu nefsin hukukuna tercih etmek ma’rifet alameti sayılırdı. Başkalarına eziyet edip üzmemek ve onları kıskanmamak güzel ahlâkın sıfatıydı. Çünkü insanın kendi nefsinin ayıplarını görmezden gelmesi, nefsin tuzağına düştüğünün işaretiydi.

Rızkın hayırlısı şu beş illetden salim olanıydı:

  1. Kazanırken günaha girmekten,
  2. Dilenerek zillete düşmekten,
  3. San’atta hileden,
  4. Haram şeylerin kârından,
  5. Zalim kimseler gibi kul hakkına tasalluttan.

O’na göre en güzel beş şey şunlardı:

  1. Günahlara ağlamak,
  2. Kusurları düzeltmek,
  3. Kalbi günah kirinden temizlemek,
  4. Allah’a itaat,
  5. Canının her istediğini yapmamak.

Seriy: “Taşımadığı sıfatlarla insanlara şirin görünme sevdasında olan kimse, Allah’ın gözünden düşer,” derdi. Çünkü ona göre kişinin kemali, dinin nefsani duygulardan üstün tutulmasıydı.

HADİS VE TASAVVUF

O’nun hadis ve tasavvuf ilmiyle uğraşma konusundaki şu sözü çok ilginçti: “Önce zühd yolunu tutup sonra hadis ilmiyle meşgul olan kimse zahidliğinde gevşeklik gösterir. Fakat önce hadis ilmiyle uğraşıp sonra zühdî hayata yönelen kimse ise bunda muvaffak olur.”

Derdi ki:

Şehvet ve nefsani arzu sebebiyle işlenen günahların affedilmesi ümid edilebilir. Fakat sebebi kibir ve benlik olan günahların affedilmesi asla ümid edilemez. Nitekim İblis’in günahı kibirden, Adem’in zilleti şehvetten kaynaklanmıştı.

Birgün sohbetinde sabırdan bahsediyordu. Bir akrep gelip onun yüzünü ısırdığı halde hiç kıpırdamadı. Akrebi gören dinleyiciler, “Neden akrebi kendinden uzaklaştırmıyorsun?” diye sorduklarında: “Sabırdan bahsederken sabırsızlık göstermekten haya ederim.” karşılığını verdi.

Din ve dindarlık adına kendisine birşeyler verilmesinden hoşlanmaz, dinini dünyalıkla değiştirenlerin halini “zibidilik” olarak tavsif ederdi. Bir defasında şiddetli bir öksürüğe yakalanmıştı. Bir dostu oğluyla bir ilaç gönderdi. İlacı getiren gence sordu:

– Bunun fiatı nedir? Genç:

– Babam fiatıyla ilgili birşey söylemeden bunu size gönderdi, deyince Seriy şunları söyledi:

– Öyleyse git babana de ki: Biz elli yıldır büyük insanlar arasında yaşıyoruz. Onların dünyalık karşılığında dinlerini sattıklarını görmedik. Baban bizden dinimizi dünyalıkla değiştirmemizi mi istiyor? Ücretini ödemeden bu ilacı alamam.

Üç şey Allah’ın gadabını gerektirir:

  1. Oyun ve eğlenceyle boşa vakit geçirmek,
  2. Başkalarıyla alay etmek,
  3. İnsanların arkasından konuşmak.

Şöyle anlatırdı:

“Bir gece virdimi tamamlamış ve ayağımı şöyle uzatıvermiştim. Hatiften bir nida duydum: “Ey Seriy! padişahlar öyle oturur. Sen durumunu unutuyor ve edeb gözetmiyorsun!” Hemen toparlandım ve: “Allah’a andolsun ki bir daha ayaklarımı uzatmıyacağım” dedim. Cüneyd diyor ki: “Doksan küsur yaşını geçtiği halde onun ayaklarını uzatarak oturduğu görülmemiştir.”

Sünnetle bid’ati karıştıranlardan hoşlanmaz, sünnete uygun az amel, bid’atla karışık çok amelden daha hayırlıdır, derdi. Hem de takvayla (sünnetle) yapılan amel, nasıl az sayılabilirdi ki?

Seriy sûfîler arasında yiyeceğine en çok titiz davranan olarak bilinir. Hatta Ahmed b. Hanbel’e Seriy’den sorulduğunda o: “Şu gıdasından tıyb olanı araştırmakla tanınan şeyhi mi soruyorsunuz?” diyerek onun bu özelliğine işaret etmişti.

Ona göre sıradan müminlerin kalpleri Allah’ın nimetlerine bağlıydı. “Allah’tan bize ne geldi?” derler. Ebrar’dan olan müminlerin kalpleri ise hüsn-i hatime’ye bağlıdır, “Son nefesimizi nasıl tamamlıyacağız?” diye düşünürler, derdi.

Nefsini hesaba çeken Allah’ın hesabından haya eder. Ne istediğinin farkında olana elindekini dağıtmak kolay gelirdi.

“Eğer evde oturmanın dışarı çıkmaktan daha iyi olduğunu bilsem çıkmazdım. Sizinle oturmanın evde oturmaktan daha iyi olduğunu bilsem evde oturmazdım. Cuma ve cemaat olmasa evimden hiç dışarı çıkmazdım” derdi.

Kendisinde üç sıfat bulunan kimsenin imanı kemale ermiş sayılırdı:

  1. Kızdığında öfkesi hak sınırını aşmayan,
  2. Hoşlandığı şeyde sevgisi batıla düşmeyen,
  3. Elinde imkan olduğu halde kendisinde bulunmayan malın peşine düşmeyen.

Zamanı üçe ayırırdı: Dün, bugün, yarın. Dün, üzüntü ve sevinciyle geçti ve ondan eser kalmadı. Bugün de  hızla senden uzaklaşıp gidiyor. Yarın için ise birtakım emeller besliyorsun, ama belki sen ona kavuşamıyacaksın.

Her zaman olduğu gibi son nefesinde de hizmetinde bulunan yeğeni Cüneyd, kendisinden nasihat istediğinde: “Kötülerle arkadaşlığı bırak, iyilerin sohbetine bak!” demişti.

- rahmetullahi aleyh -

Kaynaklar: Sülemî, Tabakatu’s-sufiyye, s. 48-55; Hılye-tü’l-evliya, X, 116-128; Kuşeyri, I, 69-72; Sıfatu’s-safve, II, 371-386; Şarani, I, 63-64; Vefeyatü’l-ayan, II, 357; A’lamü’n-nübela XII, 185-187; İbnü’l-Mülakkin, Tabakatul-evliya, 128-129; el-Kevakibu’d-dürriyye, I, 231-233; Tezkiretü’l-evliya, s. 335-342; Nefehatu’l-üns, (trc. Lamii Çelebi) s. 106-107; Cevadu’l-Murabıt, es-Seriy es-Sakati, Beyrut 1978.

Kaynak:  Prof. Dr. H. Kâmil YILMAZ, Gönül Erleri, Erkam Yayınları

BENZER HABERLER

HASAN BASRİ HAZRETLERİ KİMDİR?

Hasan Basri Hazretleri Kimdir?

SAHABELERİN HAYATI

Sahabelerin Hayatı

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle