Davud Tai Hazretleri Kimdir?

Davud Tai Hazretleri kimdir? Davud Tai nerede doğmuş, ilim tahsilini nerede ve kimden yapmıştır? Ashabdan sonra hangi nesildendir? Davud Tai nasıl bir ahlâka sahipti? Davud Tai Hazretleri'nin dünyaya bakışı nasıldı? Davud Tai Hazretleri hakkında kısaca bilgiler...

Adı Dâvud bin Nusayr, künyesi Ebû Süley­man, nisbesi et-Tâî, Abbasî halifesi Mehdî devri zahidlerinden, Horasanlı, fakat Kûfe doğumlu. Bağdat’a gelerek İmam-ı Azam’ın talebeleri arasına katıldı. Habib Acemi’den feyz aldı. Fudayl bin lyad ve İbrahim Edhem’le çağdaş. Fıkıh tahsilinden sonra tekrar Kûfe’ye döndü. Zühd, takva ve verâ yolunu seçerek uzleti ihtiyar etti.

Tebe-i tabiin neslinden. Tâbiinden Abdül­me­lik bin Umeyr, Habib bin Ebi Amre, Ha­mid et Tavrîl, İsmail bin Ebi Halid gibi zevattan hadis rivayet etti. Vefatı: 165/781.

Ölüsünün ardından “Şimdi o güzel yanaklarının han­gisi çürümede ve gözlerinden hangisi akmada?” beytini okuyarak ağlayan bir kadın gördü, intibaha gelip zühd yoluna girdi. Kendisine miras olarak intikal eden yirmi dinarla yirmiyıl geçindi.

Onun anlayışına göre ilim, amel içindi. Amel edilmeyen ilmin lüzumu yoktu. Bir talib-i ilim bütün ömrünü ilim talebine harcarsa nerde ve ne zaman amele vakit bulacaktı.

Ebû Hanife’nin ilim meclisine devam ederdi. Bir gün Ebû Hanife kendisine dedi ki:

– Ya Dâvûd, bir âleti; yani ilmi sağlamlaştırdık. Geriye kaldı, onunla amel etmek!

Dâvûd Tâî diyor ki: “Bu söz üzerine uzlete çekilmem hususunda nefsimle mücâdeleye başladım. Nefsime: “Hiçbir meselede konuşmamak şartıyla Ebû Hanife’nin meclislerine devam etmedikçe seni uzlete çekmem, dedim. Kimseyle konuşmamak şartıyla bu meclislere devam ettim. Bir meseleye cevap vermek zorunda kaldığım olurdu. Ben o mesele hakkında konuşmaya, susuz kalmış bir insanın soğuk suya duyduğu istekten daha şiddetli bir arzu duyar, fakat konuşmazdım.”

Fudayl bin İyad, bütün ömrü boyunca Dâvud’u iki kerre görmüştü. Fakat bununla övünür dururdu. Bu ilk görüşmelerinde, evin tavanının altındaki çatlağı gören Fudayl: “Burdan kalk, zira tavan çatlamış, üstüne yıkılacak” dedi. Dâvûd:

– Ben epeydir burdayım, bırak çatlağı, tavanın bile farkında değilim, diye cevap verdi:

İkinci görüşmelerinde Fudayl, Dâvûd’dan nasihat taleb etti. O da: “Halktan firar et!” dedi.

Yaşı ilerleyip ölümünün geciktiğini gördükçe şöyle derdi: “Ölüm bize ağır gelmeye başladı. Çünkü bu hayatta çok günahlar işler olduk.”

KALB GÖZÜ

Denilir ki: “Dâvûd Tâî, herşeye kalp gözüyle bakardı, onun basiret gözü, kafa gözünü zayıflatmıştı. İnsanların gördüğü şeyleri o adetâ hiç görmezdi. Tabii, insanlar da onun baktığı şeyin farkına varmazdı. İnsanlar onun hâline şaşardı. O da insanların haline taaccüb ederdi. O, dünyaya aldanmış, dünya akıllarını başlarından almış, dünya sevgisi kalplerini öldürmüş ehl-i dünyayı gördüğünde korkar, kendini ölüler arasında gibi hissederdi.”

Mürüvvet sahibiydi. Hak sahibine hakkını fazlasıyla vermekten hoşlanırdı. Kan aldırdığı adama bir dinar vermişti. “Fazla oldu, bu israf değil mi?” diyenlere, “Mürüvveti olmayanın kamil bir ibadeti de olamaz.” buyurmuştu.

“İlahi, senin derdin beni dünyevi dertlerden azad ediyor ve uykumla arama giriyor” derdi. Dünya metâına asla kıymet vermezdi. Nitekim ölüm döşeğinde yatarken gelenler, onun yastığının kerpiç, yiyeceğinin bir çanak suya batırılmış kuru ekmekten ibaret olduğunu gördüler.

İnsanın amellerine güvenmesinden hoşlanmaz, “Bizim amellerimize göre neticemiz ümidsizliktir. Fakat gönüllerimiz hep ümid cihetini iltizam ediyor” derdi.

Cennet talebinde bulunmaktan çok cehennemden kurtulmayı dilerdi: “Dilerim ki cehennemden kurtulayım, isterse bu kurtuluş yanıp kül olmamdan sonra olsun yeter.”

DÜNYANIN DEĞERİ

Dünya hakkında şöyle konuşurdu:

“Eğer selamet dilersen dünyaya “Hadi sana selâm olsun”diyerek veda et! Eğer keramet istersen “Sen nazarımda ölü gibisin” diyerek cenazesini kılmak üzere tekbir al!”

“Allah’ı dileyen müridin alâmeti dünyaya karşı müstağni olmak, dünyadan zaruret miktarıyla yetinmek, fazlasını arayıp sormamak.”

“Ağırlıklarınız uzun yola çıkacak birinin ağırlığı kadar olsun. Sakın bundan fazla bir dünyalığı kalbinize yerleştirmeyin.”

“Dünyaya karşı sâim olun ki, ölümle iftar edebilesiniz”

“Bedenini boş hale getirmek isteyen dünyadan yüz çevirsin. Kalbini boş hale getirmek dileyen ahireti kalbinden çıkarsın.”

“Ey insanlar! Ehl-i dünya nefislerinin isteklerine karşı acelecidir, dünya hesabıyla bedenlerini yorarlar. Halbuki dünyaya rağbet, dünyada ve ahirette yorgunluktan başka birşey değildir. Zâhidlik ise dünyada ve ahirette rahatlıktır. Öyleyse aslandan kaçar gibi, ehl-i dünya olan insanlardan kaçmalıdır.”

“Ey Ademoğlu! Emeline kavuşunca sevinirsin. Halbuki sen emeline ancak ecelini tüketerek kavuşursun. Amelini ise sanki faydası başkasına imiş gibi geri atarsın.”

Mâruf Kerhî diyor ki: Dâvûd Tâî kadar dünyaya değer vermeyen ve nazarında dünya “Hiç” olan bir başka kimse görmedim. O’nun nazarında dünyanın ve ehl-i dünyanın değeri bir sivrisineğin kanadı kadar bile değildi. - rahmetullahi aleyh -

Kaynaklar: Hılyetü’l-evliyâ, VII. 335 367; Kuşeyri, I, 81-84; Keş-fu’l-mahcûb, I, 320-321, Sıfatu’s-safve, III, 131-146; İbn Hallikan, II, 259 Tezkiretü’l-evliyâ, s. 263-269; İbnu’l-Mulakkın, s. 200-203; Nefahâtü’l-üns (trc. Lâmiî Çelebi), s. 95; Şârâni, I, 65; el-Kevâkibu’d-dürriyye, I, 103; A’lâmu’n-nübelâ, VII, 422-425.

Kaynak:  Prof. Dr. H. Kâmil YILMAZ, Gönül Erleri, Erkam Yayınları

BENZER HABERLER

 

HASAN BASRİ HAZRETLERİ KİMDİR?

Hasan Basri Hazretleri Kimdir?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.