Osmanlı Vakıf Medeniyetinde Kadın Sultanlar

Osmanlı Harem’i yalnızca bir saray mekânı değil; vâlide sultanları ilim, edep ve merhametle yetiştirerek onları vakıf ve hayır yarışının öncüsü hâline getiren bir terbiye mektebiydi.

Osmanlı vakıf medeniyetinde hanımların hatırı sayılır bir payı bulunmaktadır. Osman Nûri Topbaş Hocaefendi açıklıyor.

HAREM: EĞLENCE YERİ Mİ, TERBİYE MEKTEBİ Mİ?

Vakıf medeniyetimizde hanımların vakıfları mühim bir yer tutar. Normalde kadınlar ziynet eşyalarını, takılarını ve mücevherlerini çok severler. Fakat bizim medeniyetimizdeki hanım sultanları görüyoruz ki, hayır-hasenâtı ziynetlerinden daha çok seviyorlar. Gelen ziynetlerini de bozdurup hayır-hasenâta sevk ediyorlar. Bilhassa vâlide sultanlar, yani sarayda yetişen sultan hanımları hayır-hasenat yarışında en ön sırada. Evvela onların yetiştiği Harem’den bahsetmemiz lâzım.

Saraylardaki Osmanlı Haremi, aslında mükemmel bir mekteptir. Bugün maalesef bir eğlence yeri olarak gösteriyorlar. Hiç alâkası yoktur. Harem; gayet yüksek, kıymetli ve mâneviyatlı hanım sultanlar yetiştiren değerli bir mekteptir.

Bu mektebe niçin ihtiyaç doğmuştur?

Malum olduğu üzere; Osmanlı’da Fatih Sultan Mehmed Han’a kadar padişahlar daha ziyade paşa kızları, üst tabakada olan zümrenin kızlarını alırlardı. Bunda bir beis görmemişlerdi. Fakat devlet büyüdükçe hanedanın muhafaza edilmesi düşüncesi ağır basmış. Saraya gelen hanımların daha sonra ailelerinin menfaatine çalışması, yani saraya gelin veren ailelerin hak iddia etmesi gibi bir tehlikeyle karşı karşıya gelinmiş.

Bir misal verirsek; Osmanlı’da ardı ardına vezirler çıkaran Çandarlı Ailesi, padişaha tavır koyacak bir hâle geldi. Yani padişah; memleketin, vatanın ikiye bölünme endişesi içindeydi. Zaman zaman bu tehlike yaşanmıştır. Mesela taht mücadelesine giren Cem, II. Bayezid’e mektup yazdı: “Ağabey, gel ikiye bölelim vatanı. Yarısında sen padişah ol, yarısında ben.” dedi. II. Bayezid ise basiretle: “Bak kardeşim, şu vücut ikiye bölünür, şu beden ikiye bölünür. Vatan toprağı ikiye bölünmez.” dedi.

İşte devletin selameti için Fatih, bir kanunnamesinde: “Bundan sonra aile kızı alınmayacak, cariyeler alınacak.” demiştir. Tabii ki bu kızların çok iyi yetiştirilmesi lâzımdı. Harem bunun için tesis edildi.

Harem’e alınanlar yedi sene kuvvetli bir eğitimden geçerdi. Her gün teheccüd namazından sonra eğitimleri başlıyordu. Öğle vakti biraz ara veriliyor, öğleden sonra tekrar devam ediliyordu.

Her sultan hanımı asgarî iki tane yabancı dil biliyordu. Fenni ilimleri biliyordu. Bunun yanında da başta tasavvuf olmak üzere diğer dinî ilimleri tahsil ediyordu. Çünkü bu ümmetin annesi olacak şekilde tasavvufun kendilerine ilkā ettiği merhamet ve şefkat ile dolu dolu yetiştiriliyorlardı. Bunların her birinin kaydı vardı; ahlâkî durumu, hizmet durumu, merhameti ve şefkati… Şehzadeler bu en kabiliyetlilerden birini zevce olarak alırlardı. Kalanlar da paşalarla evlendirilirdi. Yüksek kimseler bunları evlatlarına seçerlerdi. Çünkü bunlar bir saray terbiyesinden gelmişti. Hatta bunlara halk tarafından “saraylı” denirdi.

Kaynak: Osman Nuri Topbaş Hocaefendi ile Mülâkatlar, Yüzakı Yayıncılık

İslam ve İhsan

OSMANLI VAKIF KÜLTÜRÜ

Osmanlı Vakıf Kültürü

OSMANLI'DA KADINLARIN KURDUĞU VAKIFLAR

Osmanlı'da Kadınların Kurduğu Vakıflar

OSMANLI’DA VAKIF ÖRNEKLERİ

Osmanlı’da Vakıf Örnekleri

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.