Osmanlı Çeşmeleri Neden Sadece Su Değil, Bir Tefekkür Pınarıdır?
Osmanlı çeşmelerindeki mimarî, şiir, ebced ve âyetler, su içeni nasıl bir tefekkür ve kalbî derinliğe taşıyor?
Osmanlı’da kadın vakıflarının yaptırdığı eserler içinde mühim bir yere sahip olan çeşmelerle ilgili olarak Osman Nûri Topbaş Hocaefendi şunları ifade ediyor:
OSMANLI ÇEŞMELERİNDE SU, ÂYET VE TEFEKKÜR
Osmanlı medeniyetinde çeşmelerin ayrı bir zarâfeti, ayrı bir inceliği var.
Bir defa, çeşmeler zarif bir mimarî içinde. Şöyle baktığınız zaman bir huzur veriyor. Su içen de bu hendese içinde, daha bir huzurlu içiyor. Kalben derinleşiyor. Bir de bu çeşmelerin bazılarında şiirle yazılmış ebced hesapları var. Bu ebced hesapları da çeşmenin yapıldığı tarihi gösteriyor. «Tarih düşürme» deniyor. Güzel bir hat ile hattat yazmış, hakkâk onu işlemiş... Her biri ayrı birer zarâfet...
En mühimi ise; bu çeşmelerin üzerinde âyetler var. Su içen kişi bu âyetleri okuyor. Kalbî bir duygu derinliği yaşıyor. Tefekkür ikliminde de mânevî pınarlardan içmiş oluyor. Çeşmelerde yazılı âyetlere misaller verelim. Enbiyâ Sûresi’nde:ٍ
“Her canlıyı sudan yarattık...” (el-Enbiyâ, 30) buyuruyor Cenâb-ı Hak. Vâkıâ Sûresi’nde ise;َ
“Biz onu ya tuzlu olarak indirseydik.” (el-Vâkıâ, 70) buyuruyor. Muazzam bir tefekküre götürüyor. Hakikaten bütün kirli-temiz sular buhar oluyor, göklere çıkıyor. Orada temizleniyor, artı buluttan eksi buluta akıyor. Semâmızda sanki muazzam bir Akdeniz dolaşıyor. Hem de hiçbir kabın içinde değil. O; bütün mikroplardan arınmış olarak takdir edilen coğrafî mekânlara tertemiz olarak iniyor. Dünyada tekrar kirleniyor su. Hayvanın içinden geçiyor. Toprağın içinden geçiyor. İnsanın bedeninden çıkıyor. Tekrar onu güneş tebahhur ettiriyor. Tekrar yukarıda temizleniyor. Tekrar yere iniyor. Kur’ân-ı Kerim yağmurdan da çok bahseder. Bunlar bizlere ibret...
Yine Sûre-i İnsân’da Cenâb-ı Hak cennetteki bir ırmaktan misâl ile şöyle buyuruyor:
“Rableri onlara tertemiz bir içecek verir.” (el-İnsân, 21) .
Diğer âyetlerde de şöyle buyuruluyor:َ
“...Allah, mü’min bir topluluğun kalplerine şifâ versin / gönüllerini ferahlatsın.” (et-Tevbe, 14)ِ
“...Gönüllerdeki dertlere şifâdır...” (Yûnus, 57)َ
“Biz, Kur’ân’dan öyle bir şey indiriyoruz ki o, mü’minler için şifâ ve rahmettir...” (el-İsrâ, 82) Yani Kur’ân-ı Kerîm’i bir şifâ olarak indirmesi bildiriliyor. Yine Cenâb-ı Hakk’ın öğrettiği ayrı bir edep:ِ
“Hastalandığım zaman, bana O şifâ verir.” (eş-Şuarâ, 80)
Yani o çeşmedeki su şifâ olsun, diye bir niyaz... Suyla şifâyı veren Cenâb-ı Hak. Kur’ân-ı Kerim’le de şifâ veriyor Cenâb-ı Hak.
“Allah kullarına çok lütufkârdır, çok ikram edicidir.” (eş-Şûrâ, 19) buyuruluyor. Yüce Allah, şükre davet ediyor.
Şükür nedir? Nimeti, Allâh’ın rızâsı dışında kullanmamak... Her an ilâhî kameranın altında olduğunu unutmamak...
Velhâsıl bu çeşmeler de insana ayrı bir huzur vermektedir. Şöyle birkaç yudum su içeyim diye yanaştığın zaman üzerindeki hendese ve mânâsı derin âyetlerle, seni tefekkür deryâlarına ulaştırır. Bu da İslâm medeniyetinin sadece sebillerde dahî gösterdiği müstesnâ seviyedir.
Rabbimiz, ecdâdımızın müstesnâ fazîletlerini yaşayıp yaşatmayı bizlere de nasîb eylesin.
Gönüllerimizi merhamet ile doldursun, vakıf medeniyetimizi yeniden ihyâ edebilmemizi müyesser eylesin!.. Âmîn!..
Kaynak: Osman Nuri Topbaş Hocaefendi ile Mülâkatlar, Yüzakı Yayıncılık









YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!