Osmanlı Devri Hak Dostlarından ve İrfân Ehli Ediplerinden Hikmetli Sözler
Osmanlı devri Hak dostlarından ve irfân ehli ediplerinden hikmetli sözler...
Hacı Bayrâm-ı Velî Hazretleri:
“Kibir, bele bağlanmış taş gibidir.
Onunla ne yüzülür ne de uçulur!”
AŞK-I PEYGAMBER
Süleyman Çelebi:
Bir acep nur kim güneş pervânesi!..
Fuzûlî:
Suya virsün bâğban gülzârı zahmet çekmesün,
Bir gül açılmaz yüzün tek virse bin gül-zâre su!
“Bahçıvan gül bahçesini sulamak için (boş yere) zahmet çekmesin! (Zira), bin tane gül bahçesi sulasa, (ey Hâtemü’l-Enbiyâ, yine de) Sen’in mübârek yüzün gibi bir gül (hiçbir zaman) açılacak değildir!..”
Fuzûlî; nehirleri görür, suların şevk ve iştiyakla akmasını kendisiyle aynı aşkın müptelâsı olmasına bağlar:
Hâk-i pâyine yetem dir ömrlerdir muttasıl,
Başını daşdan daşa urup gezer âvâre su!
“(O rahmet Peygamberi’nin) ayağının (değdiği, gezip dolaştığı, mübârek) toprağına ulaşayım diye, su(lar), hiç durmadan ömürler boyu baş(lar)ını taştan taşa vurarak âvâre (ve meclûb bir şekilde) akmaktadır...”
Nâbî:
Sakın terk-i edebden kûy-i mahbûb-i Hudâ’dır bu!
Nazargâh-ı ilâhîdir, makām-ı Mustafâ’dır bu!
“Cenâb-ı Hakk’ın nazargâhı ve O’nun sevgili Peygamberi HAZRET-İ Muhammed Mustafâ’nın makamı ve beldesi olan bu yerde edepsizlikten sakın!”
Murâât-ı edeb şartıyla gir Nâbî bu dergâha;
Metâf-ı kudsiyandır, bûsegâh-ı enbiyâdır bu!..
“Ey Nâbî! Bu dergâha, edep kaidelerine uyarak gir! Burası, melekle-rin etrafında pervâne kesildiği ve peygamberlerin (eşiğini) öptüğü mübârek bir makamdır!..”
Şeyh Gālib:
Sultân-ı rusül, şâh-ı mümeccedsin Efendim,
Bîçârelere devlet-i sermedsin Efendim,
Dîvân-ı İlâhî’de ser-âmedsin Efendim,
Menşûr-i «le-amruk»le müeyyedsin Efendim,
Sen Ahmed ü Mahmûd u Muhammed’sin Efendim,
Hak’tan bize sultân-ı müeyyedsin Efendim...
“Peygamberlerin sultanı, şânı yüce bir padişahsın Efendim! Çaresizlere ebedî bir devlet ve devâsın Efendim! Mahşerin dehşetli günlerinde, ümmetinin başında bir hâmîsin Efendim! Şânın üzerine Cenâb-ı Hakk’ın; «Sen’in ömrüne yemin olsun!» diyerek and içtiği kasemle te’yîd edilmiş bir Peygamber’sin Efendim! Sen; Ahmed, Mahmud, Muhammed’sin Efendim! Cenâb-ı Hakk’ın te’yîdine mazhar kılarak bize lutfettiği yüce bir sultansın Efendim!”
Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen,
Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen...
“Ey insan! Kendine gönül gözüyle hoşça bir bak ki; sen âlemin, yani yaratılanların özüsün ve sen kâinâtın göz bebeği olan âdemsin/insansın.”
Bezm-i Âlem Vâlide Sultan:
Muhabbetten Muhammed oldu hâsıl,
Muhammed’siz muhabbetten ne hâsıl?
Muallim Nâci:
Hüsn-i Kur’ân’ı görür insan olur hayran Sana!
Dest-i kudretle yazılmış hilyedir Kur’an Sana!
“Yâ Rasûlâllah! Kur’ân’ın güzelliğini görünce de insan Sana hayran olur. Zira Kur’ân, ilâhî kudret tarafından, Sen’in için yazılmış bir hilye-i şerîfe gibidir.”
Tâlibî:
Çeşm-i insaf gibi kâmile mîzân olmaz,
Kişi noksânını bilmek gibi irfân olmaz...
“Kâmil bir insan için, en güzel ölçü, insaf gözüdür. Bir kişi için, kendi eksikliğini bilmek kadar kıymetli bir başka mârifet yoktur.”
Ziya Paşa:
Sübhâne men tehayyera fî sun‘ihi’l-ukûl
Sübhâne men bi-kudretihî ya’cizu’l-fuhûl
“Sanatı karşısında akılların hayrete düştüğü, kudretiyle en üstün âlimleri bile âciz bırakan Allah Teâlâ’yı tesbîh ederim.”
İdrâk-i meâlî bu küçük akla gerekmez,
Zîrâ bu terâzî bu kadar sıkleti çekmez!..
“Yüce hakikatleri idrâk edebilmek, bu küçük akıl için mümkün değildir. Zira bu akıl terazisi, bu kadar ağırlığı çekemez.”
Bin ders-i maârif okunur her varakında,
Yâ Rab ne güzel mekteb olur mekteb-i âlem.
“Her yaprağında nice mârifetullah bahisleri okunan bu mekteb-i âlem yani, cihan dershânesi, ne güzel bir mekteptir!”
Dehrin, ne safâ var acaba sîm ü zerinde;
İnsan bırakır hepsini hîn-i seferinde!..
“Şu fânî cihânın gümüş, altın ve sâir metâlarında esâsen hiçbir safâ yoktur. Çünkü insan, ebedî âleme yolculuğu esnasında, yani son nefesinde bunların hepsini geride bırakır, tek başına sefere çıkar!”
Zâlimlere bir gün dedirir kudret-i Mevlâ:
Tallâhi lekad âserakellâhu aleynâ...
“Yemin ederiz ki Allah, Sen’i hakikaten bizden üstün kılmıştır.” (Yûsuf, 91)
İnsana sadâkat yaraşır görse de ikrâh,
Yardımcısıdır doğruların HAZRET-İ Allah!..
“Kendisine zorla yalan söyletmeye çalışılsa bile, insana yakışan doğruluktur, sâdık olmaktır. Allah Teâlâ’nın, doğruların yardımcısı olduğu da unutulmamalıdır.”
Diyarbekirli Said Paşa:
Korkma düşmandan ki âteş olsa yandırmaz seni!
Müstakîm ol, HAZRET-İ Allâh utandırmaz seni!
Kaynak: Osman Nûri Topbaş, Asr-ı Saâdetten Günümüze HİDÂYET REHBERLERİ, Yüzakı Yayıncılık








YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!