Gürültü İşitme ve Kalp Sağlığımızı Nasıl Etkiliyor?

Gürültünün işitme ve kalp sağlığı üzerindeki etkilerini, işitme kaybının nedenlerini ve kulak sağlığını korumak için alınabilecek önlemler.

“Sesimi duyan var mı?” çığlığı, o karanlık deprem gecelerinde sadece enkaz altındakileri değil, tüm ülkenin vicdanını sarsarak hayatımıza girmişti. Sesi duyan, o sese doğru emekleyen ve karşılık verebilenlerin hayata tutunduğunu, defalarca görmüştük.

SES DALGALARI NASIL OLUŞUR VE NASIL YAYILIR?

Ses, çevremizdeki dünyayı algılamamızın ve insanlarla bağ kurmamızın en temel yolu. Hayranlık oluşturan bu sürecin arkasında, her an sessizce çalışan kusursuz bir mühendislik harikası gizlidir. Bu mekanizmayı harekete geçiren yegâne unsur olan ses dalgalarının ne olduğunu -laboratuvarda değilseniz- anlamak zor, anlatmak imkânsıza yakın desek, haksızlık olmaz.

Leonardo da Vincinin 1500’lerde yazdığı not defterinde şöyle bir gözlemi var: Da Vinci saatlerce Floransa'daki sakin göletleri izlemiş. Sonunda defterine şu satırları düşmüştü: “Suya atılan bir taşın oluşturduğu dalgalar gibi, havada yayılan ses de görünmez halkalar halinde ilerler.”

İşte bir ses kaynağı titreştiğinde de, (mesela bir müzik aletinin teline dokunulduğunda) etrafındaki hava moleküllerini ileri geri iterek havada gözle görülmeyen bir sıkışma ve gevşeme dalgalanması yaratır. Da Vinci'nin tasvir ettiği gibi havada küresel olarak yayılan bu basınç değişimlerine ses dalgası denir.

KULAK SESLERİ NASIL İŞİTİR VE BEYİN NASIL ALGILAR?

Kulak kepçemiz, havada yayılan bu görünmez akustik basınç dalgalarını adeta bir uydu anteni gibi hassasiyetle yakalayıp dış kulak yoluna iletir. Bu mekanik enerji dalgaları, bir milimetrenin onda biri kalınlığındaki kulak zarına çarptığında onu saniyede binlerce kez titretir. Kulak zarının bu hareketleri, insan vücudunun en küçük kemikleri olan çekiç, örs ve üzengi vasıtasıyla yirmi kata kadar güçlendirilir. Bu kemik zinciri, bir kaldıraç gibi çalışarak havadan gelen zayıf ses enerjisini, iç kulaktaki salyangoz adı verilen kokleaya aktarır.

Salyangoz kabuğu şeklindeki bu daracık tünelin içinde, sıvı hareket ettikçe adeta bir piyanonun tuşları gibi dizilmiş 15 binden fazla mikro tüy hücresi dalgalanır. Yüksek frekanslı ince sesler kokleanın girişindeki tüyleri, bas sesler ise en derin uçtaki tüyleri harekete geçirir. Bu minik tüyler, sıvının mekanik dalgalanmasını saniyenin binde biri gibi bir sürede elektrik akımına dönüştürür. Göz açıp kapayıncaya kadar gerçekleşen bu elektro-kimyasal dönüşüm, işitme siniri üzerinden saniyede yüz metre hızla beynin temporal alanına akar. Beyin de bu sinyali ses olarak tanır.

DESİBEL NEDİR VE HANGİ SES SEVİYESİ İŞİTME İÇİN TEHLİKELİDİR?

Kulak zarına vuran ve içeriye iletilen akustik basıncın gücü, tıp dilinde desibel (dB) adı verilen uluslararası ölçü birimiyle ifade edilir. Desibel doğrusal değil, logaritmik olarak artar; bu da ses seviyesindeki her 10 desibellik artışın, kulak zarımıza binen fiziksel yükün tam 10 katına çıkması anlamına gelir.

Hangi Ses Seviyesi İşitme İçin Tehlikeli?

Peki, bu rakamın ne önemi var?

Dünya Sağlık Örgütü kılavuzlarına göre, kulak içindeki hassas tüy hücrelerinin kalıcı olarak hasar görmeden dayanabileceği maksimum işitsel güvenlik sınırı 85 desibeldir. Bir insan bu seviyedeki bir sese günde en fazla 8 saat güvenle maruz kalabilir; bu sınır aşıldığında işitme organı fiziksel olarak yıpranmaya başlar. Günlük hayatımızda ise sabah uyandığımız andan itibaren çok farklı desibel dalgalanmalarına maruz kalırız. Tamamen güvenli olan 30 desibellik bir fısıltı veya sessiz kütüphane ortamından, günlük hayatın bazal seviyesi olan 60 desibellik normal bir karşılıklı konuşmaya geçeriz. Ancak gün içinde kullandığımız elektrikli süpürge veya maruz kaldığımız yoğun otoban trafiği ses şiddetini 70 desibele tırmandırır.

Şehir içi ağır vasıta trafiği, saç kurutma makinesi veya kalabalık bir restoran gürültüsü ise tam olarak 85 desibellik o kritik sınırda gezinir. Tehlike çanları, ses şiddeti 100 desibele ulaşan metrolarda, matkap seslerinde veya kulaklıkla en yüksek seste müzik dinlenildiğinde çalmaya başlar; çünkü bu seviyede tüy hücreleri dakikalar içinde ölmeye başlar ve güvenli maruz kalma süresi günde sadece 15 dakikadır. Bir uçağın kalkış anı veya havai fişek patlaması gibi 140 desibellik sesler, kulak zarını yırtabilecek birer fiziksel darbeye dönüşür.

Avrupa Çevre Ajansı raporuna göre, her 5 Avrupalıdan 1'i (yaklaşık 100 milyon kişi) sağlık açısından zararlı kabul edilen gürültü seviyelerine kronik olarak maruz kalmaktadır. Gürültünün zararları sadece kulakla sınırlı kalmayıp otonom sinir sistemimizi ve damar yapımızı da doğrudan etkilemektedir.

GÜRÜLTÜ KALP SAĞLIĞINI NASIL ETKİLİYOR VE İŞİTME SAĞLIĞIMIZI NASIL KORUYABİLİRİZ?

Yapılan güncel çalışmalar, 53 desibelin üzerindeki gündüz gürültüsünün kalp hastalıkları riskini tetiklediğini, 45 desibelin üzerindeki gece gürültüsünün ise uyku kalitesini azaltmak değil neredeyse sıfırlayarak kalbin dinlenmesini engellediğini kanıtlamaktadır.

Kronik gürültü maruziyeti, vücudu sürekli "Savaş ya da Kaç" modunda tutarak kortizol hormonunu artırmakta, damar iç yüzeyini yıpratarak tansiyonu yükseltmekte ve bu da dolaylı yoldan Avrupa genelinde her yıl en az 66.000 erken ölüme, 50.000 yeni kalp-damar hastalığı vakasına yol açmaktadır.

Lancaster Pilotları ve Gürültünün Etkileri

Gürültünün bu yıkıcı etkisini anlamak oldukça dramatik bir bedel ile olmuş. Lancaster Bombardıman Uçakları Hikâyesi bu bedeli anlatır. İkinci Dünya Savaşı sırasında İngiliz Hava Kuvvetleri'nde görev yapan genç ve sağlıklı binlerce pilot, her gece saatlerce bu devasa uçakların motor gürültüsü (yaklaşık 110 desibel) eşliğinde uçuyordu.

Savaş bittiğinde, hayatta kalan pilotların neredeyse tamamı ağır işitme kayıplarıyla evlerine döndü. Ancak asıl sarsıcı gerçek yıllar sonra anlaşıldı; bu gençlerin kalp krizi ve yüksek tansiyon problemine yakalanma oranları, savaşa gitmeyen yaşıtlarına göre katbekat fazlaydı. Tıp dünyası, gürültünün sadece kulağı sağır etmekle kalmadığını, damarları ve kalbi de sinsice çürüten bir "stres fabrikası" olduğunu ilk kez bu Lancaster pilotlarının tıbbi kayıtları sayesinde kesin olarak keşfetmiş oldu.

İŞİTME SAĞLIĞINI KORUMAK İÇİN HANGİ ÖNLEMLER ALINMALI?

İşitme sağlığımızı nasıl koruyabiliriz?

Öncelikle kulaklarımızın kendi kendini temizleme mekanizmasına saygı duyalım; Çok yaygın olan kulak çubukları, anahtar gibi yabancı cisimleri kulak kanalına sokmak, serumen adı verilen koruyucu kulak salgısını zara doğru iterek sıkıştırmaya neden oluyor.

Bıraksak kulak kanalı kendi kirini dışarıya kendisi atar; bu yüzden kulak temizliğinde sadece banyo sonrası havlu ucuyla kulak kepçesinin dışını kurulamak yeterlidir.

İşitme Sağlığını Korumak İçin İşitsel Hijyen Kuralları

İkinci ve en hayati basamak ise modern yaşamın getirdiği akustik travmalara karşı “İşitsel Hijyen” kurallarını benimsemektir. Akıllı telefonlar ve kulaklıklarla müzik dinlerken mutlaka Dünya Sağlık Örgütü'nün "60/60 Kuralı" uygulanmalıdır; bu kural ses seviyesinin maksimum kapasitenin yüzde altmışını geçmemesini ve kesintisiz dinleme süresinin 60 dakikayla sınırlandırılarak her saat başı kulakların en az 10 dakika mutlak sessizlikte dinlendirilmesini tavsiye eder.

Kulak içi kulaklıklar yerine, aktif gürültü önleyici kulak üstü kulaklıklar tercih edilmelidir. Günlük yaşamda evsel gürültü kaynakları da küçümsenmemelidir; saç kurutma makinesi, mutfak blenderı veya elektrikli süpürge çalışırken bu cihazlara uzun süre çok yakın mesafede kalmamak gerekir. Hoparlörlere en az 3 metre mesafede durulmalı, eğer endüstriyel bir fabrikada çalışılıyorsa kulak koruyucu özel tıkaçlar veya iş güvenliği kulaklıkları takılmalıdır.

İşitme Sağlığı ve Damarların Önemi

Koruma önlemlerinin gözden kaçan bir diğer boyutu ise damarlarımızın sağlığıdır. İç kulaktaki tüy hücreleri, vücudun en uç kılcal damarlarından beslenir; birçok etken ama özellikle sigara kullanımı damarları daraltarak iç kulağa giden oksijeni keser ve işitme hücrelerinin hızla yaşlanıp ölmesine neden olur.

Sonuç olarak işitme sağlığı, sadece kulaklarımızın değil, zihinsel ve sosyal sağlığımızın da en büyük koruyucusudur.

Yapılan bilimsel araştırmalar, tedavi edilmeyen ya da tedavisi ertelenen işitme kayıplarının yaşlılık döneminde demans ve Alzheimer riskini üç ila beş kat artırdığını net bir şekilde ortaya koymaktadır. Çünkü beyin dış dünyadan gelen sesli uyaranlardan mahrum kaldığında, zihinsel kapasitesini daha hızlı kaybetmeye başlar.

Kulaklarımızı gürültüden korumak, sinsi belirtileri fark ettiğimizde bir KBB uzmanına başvurmak, gerektiğinde standart cihazlardan veya biyonik kulak (koklear implant) teknolojilerinden çekinmemek sevdiklerimizin sesine, o enkaz altından yükselen hayatın sesine ömür boyu bağlı kalmamızı sağlayacaktır.

Rabbimiz sesinizi duyan ve sesini duyduğunuz dostlardan ayırmasın.

Kaynak: Fırat Erdoğan, Altınoluk Dergisi, Sayı: 486

İslam ve İhsan

AĞRI DA NİMETMİŞ MEĞER

Ağrı da Nimetmiş Meğer

AĞRININ NEDENİNİ BİLMEK NEDEN ÖNEMLİDİR?

Ağrının Nedenini Bilmek Neden Önemlidir?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle