Engellilerin Bakımını Yapan Veyâ Yardım Edenler İbâdet Sevâbı Alır mı?
Engellilerin bakımını yapan veyâ onlara yardım edenler ibâdet sevâbı alır mı? Engellilerle ilgilenmenin, onlara yardımcı olmanın fazileti ve önemi nedir?
İslâm, engellilere insanlık onuruna yakışır bir hayat te’mîn etmek için çeşitli hükümler koymuştur.
İslâm, sosyal ilişkilere büyük önem vermektedir. Bu konuda sağlıklı ve engelli diye bir ayırım yapmaz. Ancak yardıma, ilgiye ve bakıma muhtâç insânlarla daha çok ilgilenmeyi teşvîk eder.
İslâm’ın engellilere tanıdığı haklardan bir tanesi de hayâtlarını kolaylaştırmak adına, maddî imkânları seferber etmesidir. İslâm, zekât verilecek kişilerden olan miskînler grubuna dâhil olabilen engellilerin ihtiyâçlarının karşılanması için onlara yardım yapmayı emretmiştir.
Engellilere yeni yeni tanınan haklar, İslâm târihinin ilk dönemlerinden îtibâren tanınmış ve onların güzel bir hayât yaşamaları te’mîn edilmeye çalışılmıştır. Hazreti Ömer radıyallâhü anh’ın halîfeliği döneminde engellilere maaş bağlanmış, Velid b. Abdülmelik döneminde bütün yatalak hastalara ve görme engellilere birer hizmetkâr verilmiştir. Emevi halîfelerinden Ömer bin Abdülaziz, halîfe olduğu zamân bütün vâlilere birer mektup göndererek, görme engellilerin, yatalak hastaların, felçlilerin ve kronik hastalığı olanların bir liste hâlinde kendisine yazılarak gönderilmesini istemiştir. Bunun üzerine bu liste yapılarak kendisine gönderilmiş, O da bunların tamamına birer hizmetçi tâyin etmiş, kronik hastalığı olan iki kişiye bir hizmetkâr tâyin etmek sûretiyle onların iyi bir hayât yaşamalarını sağlamaya çalışmıştır.[1]
Engellilerle İlgilenmenin Fazileti
Dînimiz İslâm, engellilerle ilgilenmeyi sevâplı bir davranış olarak görmektedir. Görmeyenin gözü, duymayanın kulağı, konuşamayanın dili, güçsüzün eli ve kolu olmayı, doğru ve hayırlı bir davranış olarak kabûl etmiş ve öyle îlân etmiştir. Görme engelli bir kimseye yol göstermeyi, sağır ve dilsizle ilgilenmeyi sadaka olarak telâkkî etmiştir.[2] Peygamberimiz (s.a.s) bir hadîslerinde “Bir âmâyı kırk adım götürene Cennet vâcip olur.”[3] buyurmuştur.
Engelli çocuklarının büyütülmesi, bakımı ve eğitimi ile ilgilenip ihtiyâçlarını karşılayan anne-baba bunun sevâbını alır. Bir gün İki Cihân Güneşi Efendimiz bir gün ashâbına “her gün” için sadaka verilmesi gereğinden söz eder. Sahâbe, her gün için sadaka verecek imkânlarının olmadığını söyler. Bunun üzerine Peygamberimiz, sadakanın birçok çeşidinin olduğunu bildirir ve şöyle buyurur:
“Görme özürlüye rehberlik etmen, sağır ve dilsize anlayacakları bir şekilde anlatman, bir ihtiyâcı konusunda senden yol göstermeni isteyen kimseye yol göstermen, yardım isteyen kimsenin yardımına koşuşturman, koluna girip güçsüze yardım etmen, bütün bunlar senin kendine yapacağın sadaka çeşitlerindendir...” [4]
İslâm Dîni’ne göre araca binmeye çalışan bir engelliye yardımcı olmak bir sadakadır.[5] Bunu bilen Ashâb-ı Kirâm, özellikle görme engelli sahâbileri, gidecekleri yerlere ulaştırırlar ve rehberlik ederlerdi. İbn Mâlik (r.a), babası gözlerini kaybedince, ona sürekli rehberlik yapmış ve Cuma günü olunca da namaza götürmüştür.[6]
Peygamberimiz,
“Kim ölür de mal bırakırsa, malı veresesinindir. Kim bakıma muhtâç kimseler bırakırsa onun sorumluluğu bana âittir.”[7] sözüyle devletin de hasta, zayıf, engelli, yetîm ve benzeri bakıma muhtâç kimseleri koruyup gözetmesi gerektiğine işâret etmiştir.[8]
Bakıma muhtâç olan engelli, akrabalardan birisi ise, husûsan anne ve baba ise onlara hizmet çok önemli ve fazîletlidir. Bakıma muhtâç duruma düşünce, eşlerin birbirlerine vefâları da çok önemlidir. Zîrâ normal zamânlarda Cennet’i ve Allâh’ın rızâsını kazanmanın en büyük vesîlelerinden olan anne babaya veyâ eşimize ağır hastalık veyâ bir engellilikten dolayı hizmet etmenin ne kadar önemli ve fazîletli olacağı îzâhtan vârestedir. Anne, dokuz ay boyunca bebeği karnında taşımaktadır ve hiçbir evlât annesinin bu hakkını ne yaparsa yapsın ödeyemeyecektir. Bir hadîste, çocuğun sâdece köle olarak bulup özgürlüğüne kavuşturmasıyla babasının hakkını ödeyebileceğinden bahsetmektedir. Engelli duruma düşen ebeveynin veyâ eşimizin hastalığı anındaki hizmet, direkt Cennet’e açılan bir yoldur. Engelli eğer yaşlı ise ve kendisine yapılan hizmeti takdîr edemeyecek bile olsa, bakıcılar Allâh’ın rızâsını hesâp edip, hizmet etmeye gayret etmelidir.
İnsanoğlu, sosyal bir varlıktır. Her dâim birbirine ihtiyâç hâlinde olup acılarını paylaştıkça azaltan, sevinçlerini paylaştıkça artıran bir canlıdır. Bununla birlikte doğuştan veyâ sonradan oluşan engeller/hastalıklar ise, birlik ve beraberlik içerisinde, dayanışma ile aşılabilecek imtihânlardır. Bir elin nesi varken iki el, birlikte ses çıkarmaktadır.[9]
Engelliyi ziyâret etmek onun acısını bir nebze dindirebilir. Bilindiği gibi hasta ziyâreti sünnettir. Ziyâret sırasında hastayı râhatlatmak ve gönlünü hoş tutmak ziyâret âdâbındandır. Hasta ziyâretini teşvîk eden ve bunu Müslüman’ın, Müslüman üzerindeki haklarından biri sayan dînimiz, hasta/engelli bir kimseye hizmet etmeyi elbette daha üstün tutmaktadır.
Dipnotlar:
[1] Taberî, Târih, c.4, s.29
[2] Ahmed b. Hanbel, Müsned, V, 169.
[3] Ebû Nuaym, Hilye, III, 158; Beyhakî, “Şuab” X, 95.
[4] Ahmed b. Hanbel, Müsned, V, 168-169, 154 (110).
[5] Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 350.
[6] İbni Mâce, “İkâme” 78 (1082).
[7] Buhârî, “Ferâiz” 25, VIII. 11. Müslim, “Ferâiz” 17, II. 1238. Ahmed II. 356, 456; IV. 131-133.
[8] Karagöz, İsmail, Âyet ve Hadisler Işığında Engelliler, s. 81.
[9] Küçük, Seher; Engeller Hep Birlikte Aşılır, Şebnem Dergisi, Sayı: 160 (Haziran 2018)
Kaynak: Hasan Serhat YETER, Engellinin İlmihâli, 2022








YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!