Muhkem ve Müteşâbih Ayetler Nelerdir?

Muhkem ve Müteşâbih ayetler ne anlama gelir?

Muhkem ve müteşâbih, Kur'an'ın ayetleri için kullanılan birer sıfattır. Muhkem ve müteşabihin sözlük anlamları; Kur'an'ın lafızlarının ve manalarının sağlamlığını, kusursuzluğunu ve güzelliğini ifade etmektedir.[1] Terim anlamları itibariyle Kur’an-ı Kerim'in ayetleri, muhkem ve müteşâbih olarak sınıflandırılmıştır.

Allah Teâlâ, Kur'an ayetlerinin bir kısmının muhkem, diğerlerinin de müteşâbih olduğunu şu ayetinde belirtmektedir:

"Sana kitabı indiren odur. Onun (Kur'an'ın) bazı ayetleri muhkemdir ki,  bunlar kitabın esasıdır.  Diğerleri de müteşâbihtir..."[2]

1. Muhkem Ayetler

Kelime olarak muhkem; güçlü, tam olarak sağlamlaştırılmış, şüpheden arınmış, anlamındadır.[3] Muhkem kelimesinin bu anlamına göre Kur'an'ın tüm ayetleri muhkem kabul edilmiştir. Çünkü Kur'an'ın bütün ayetleri her türlü noksanlık, eksiklik, bozukluk ve şüpheden uzaktır. Bu özelliklerini kıyamete kadar da sürdürecek niteliktedir.

Terim olarak muhkem; Kur'an-ı Kerim'in kolaylıkla anlaşılan açık ifadeleridir.

Muhkem ayetlerde ibadet, helal, haram ve amellere dair hususlar yer almaktadır. Bu ayetler; gördüğümüz, yaşadığımız, hissettiğimiz, sayabildiğimiz ve akıl yürütebildiğimiz konularda bilgi vermektedir. Ayetlerin anlamı kesindir.

Muhkem ayetlere misaller:

"Ey iman edenler! İçki, kumar, dikili taşlar (putlar), fal ve şans okları birer şeytan işi pisliktir. Bunlardan uzak durun ki kurtuluşa eresiniz."[4]

       Bu ayet, ihtiva ettiği hükmü, yani içki içmenin, kumar oynamanın, putlara tapmanın ve fal oklarının haram olduğunu açık ve net olarak ifade etmektedir. Dolayısıyla ayet muhkemdir.

2. Müteşâbih Ayetler

Müteşâbih kelime olarak; birbirine her bakımdan (tıpatıp) benzeyen şeyler demektir.[5]

Terim olarak müteşâbih; birden fazla anlamı bulunabilen ve bu anlamlardan birini tercih etmek için başka delile ihtiyaç duyulan ayettir.

Müteşabihler çoğunlukla Allah'ın zat ve sıfatları, iman, ahiret gibi gaybi konuları içermektedir. Müteşabihler, gayb âlemine ait bu konuları doğrudan değil, hayatımızdaki benzerleriyle anlatmıştır. Çünkü bilinemeyen bu âlem, insana ancak bildiği ve kavrayabildiği nesnelerle anlatılabilir. Mesela, Allah'ın her şeye hükümran olduğu, Rab ve Melik isimleriyle ifade edilmiştir. Aynı şekilde insan aklının kavrayabilmesi için cennet dünyanın güzelliklerine, cehennem ateşe benzetilerek anlatılmıştır.

Müteşâbih ayetler; lafzı müteşâbih olanlar, anlamı müteşâbih olanlar ve hem lafzı hem anlamı müteşâbih olanlar olmak üzere üç kısma ayrılır:

  1. Lafzı müteşâbih olan Ayetler: İçinde müteşâbih bir müfret (tek) kelimenin bulunduğu ayetlerdir.

Misal1:

 (فَرَاغَ عَلَيْهِمْ ضَرْبًا بِالْيَمِينِ) "Bunun üzerine yanlarına gelip sağ eliyle vurdu (kırıp geçirdi” ayetindeki (بِالْيَمِينِ )   kelimesi "sağ el, yemin, kuvvet" anlamlarına gelmektedir. Söz konusu kelimeye bu anlamlardan her üçünün de verilmesi mümkündür. Bundan dolayı bu kelime müteşâbih kabul edilmektedir.

  1. Anlamı Müteşâbih Olan Ayetler:

Bu ayetler, Allah'ın bazı fiil ve sıfatları, kıyamet halleri, cennet ve cehennem gibi, insanın tam olarak kavrayamadığı konulardan bahseden ayetlerdir.

Kur’an-ı Kerim'in bu konularla ilgili ayetlerinden birkaçı şunlardır:

"Rahman, arşa istiva etmiştir. "[6]

"Nihayet sur’a üfürülecek. Bir de bakarsın ki onlar kabirlerinden kalkıp koşarak Rablerine giderler."[7]

Ayette anlatılan "Rahman, arşa istiva etti. ", sur” vb. İfadeleri duygu ve düşüncelerimizle tam olarak bilip algılayamadığımız ve mahiyetlerini de kavrayamadığımız için bu hususların anlatıldığı ayetler, anlam yönünden müteşâbih kabul edilmektedir.

  1. Hem Lafzı Hem Anlamı Müteşâbih Olan Ayetler

Bu ayetler, anlamları ya te’vil edilmek veya muhkem ayetler ve sahih hadislerle açıklanmak ya da çeşitli yönlerden incelenip araştırılmak sûretiyle anlaşılabilen ayetlerdir.

Misal:

“... İyi davranış, asla evlere arkalarından gelip girmeniz değildir..."[8]

Araplar hac için ihrama girdikleri zaman evlerine geldiklerinde içeriye kapıdan girmezler, duvardan bir delik açarak oradan girerler; çıkacakları zaman da o delikten çıkarlardı. Bu davranışın da kendileri için iyi ve gerekli olduğu inancında idiler. Cenâb-ı Hak bu ayetiyle onların bu davranışlarının iyi, yani sevap kazandıran bir hareket olmadığını belirtmiştir.

Söz konusu ayet, sözündeki kısalık sebebiyle lafzı yönünden müteşâbihtir. Çünkü Allah'ın iyilik olarak kabul etmediği "evlere arkalarından girme" olayı, Arapların hac için ihramda oldukları zamanki davranışlarına hastır. Yani Cenâb-ı Hak, diğer zamanlardakini değil, özellikle "ihramda iken eve arkadan girmenin" iyilik olmadığını belirtmektedir. Zira Araplar, bu davranışı ihramda oldukları zamanda yapmayı iyilik olarak kabul ederlerdi. Ancak ayet; "ihramda olduğunuz zaman evlere arkalarından gelip girmeniz" şeklinde değil de, "evlere arkalarından gelip girmeniz" şeklinde nazil olmuş, dolayısıyla söz kısaltılmıştır. Bundan dolayı da ayet, lafzı itibarıyla müteşâbih kabul edilmiştir.

Ayet, anlamı yönüyle de müteşâbihtir. Çünkü Arapların söz konusu âdetini bilmeyen kimseler hem ayetin ne anlam ifade ettiğini kavrayamazlar hem de belirtilen olayın ihramda iken yapılan bir davranış olduğunu bilemezler. Dolayısıyla anlamında bir kapalılık olduğu için bu ayet, anlamı yönünden de müteşâbih kabul edilmiştir.

Dipnotlar:

[1] Hud, 1; Yunus, 1; Zuhruf, 4. ve Zümer, 23[2] Al-i İmran, 7[3] Râgıp el-İsfehânî, el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'an, s. 254[4] Maide, 90

[5] Râgıp el-İsfehânî, el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'an, s. 254[6] Tâhâ, 5[7] Yasîn, 51[8] Bakara, 177

İCAZ VE MUCİZE NEDİR?

İcaz ve Mucize Nedir?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.