İcaz ve Mucize Nedir?

Kuran'ı Kerim'in icazı ne demektir? Kuran'ı Kerim'in mucizeleri nelerdir?

İ’caz; şaşırtmak, aciz bırakmak, bir şeyin benzerini yapmada herkesi acze düşürmek demektir. Mucize ise; meydana getirilmesi insan gücünün üstünde olan, karşısındakini, benzerini yapmakta acze düşüren şey demektir. Bir terim olarak mucize, insanların yapmaktan aciz kaldıkları ve ancak Allah tarafından peygamberlere ihsan edilen olağanüstü hal veya olaydır.

Allah Tealâ diğer peygamberlerine olduğu gibi Peygamberimize de zaman zaman mucizeler ihsan etmiştir. Peygamber Efendimize ihsan edilen mucizelerin en önemlisi, kıyamete kadar geçerli olan Kur’an-ı Kerim'dir. Kur'an en büyük mucizedir ve onun bir benzeri daha önce hiçbir peygambere verilmemiştir.

Kur'an'ın mucize olduğunu Peygamberimiz (a.s.) şu hadisiyle ifade etmektedir: "Şüphesiz, bana verilen en büyük mucize, Allah Teâlâ’nın bana vahyettiği Kur'an'dır."[1]

Kur'an'ın üstünlüğünü ve onun bir benzerinin meydana getirilemeyeceğini, edebiyatta çok ileri seviyede olan Mekke'li müşrikler bile itiraf etmişlerdir. Eşsiz bir üsluba sahip olan Kur’an-ı Kerim'in Allah kelamı olduğuna inanmak istemediler ve çeşitli bahaneler ileri sürdüler. Kimisi onun Peygamberimizin sözü olduğunu söyledi, kimisi şiir olduğunu ileri sürdü, kimisi de başka iddialar ortaya attı. Fakat Kur'an'ın cezp edici özelliği karşısında onu dinlemekten kendilerini alamamışlardır.

Kur'an-ı Kerim'in ifadelerinin oluşturulmasında ve kelimelerinin seçilmesinde kendine has anlatım tarzı ve üslubu vardır. O, şiir ve nesrin üstün özelliklerini kendinde toplayan ilahi bir kitaptır. Kur'an'ın ses ahengi, ruhu büyüleyen musiki gibidir. Lafız ve mana uyumu öylesine mükemmeldir ki, maksadı anlatmakta ne noksanlığa ne de fazlalığa yer vardır.

Kur’an-ı Kerim, edebi üstünlüğünü Allah kelamı olduğuna şu ayetlerle delil getirir:

"Eğer kulumuza indirdiklerimizden herhangi bir şüpheye düşüyorsanız, haydi onun benzeri bir sûre getirin; eğer iddianızda doğru iseniz Allah'tan gayri şahitlerinizi (yardımcılarınızı) de çağırın."[2]         

Kur'an tüm insanları, kendisinin benzerini yazmaya çağırdığı halde, onun bir benzerini hiç kimse meydana getirememiştir. Bundan sonra da hiç kimsenin Kur'an'ın benzerini meydana getiremeyeceğini yine Kur'an bildirmektedir:

"De ki: Andolsun, bu Kur'an'ın bir benzerini ortaya koymak üzere insanlar ve cinler bir araya gelseler, birbirlerine destek de olsalar onun benzerini ortaya getiremezler." [3]

Kur'an'ın bu haberinin gerçekleşmesi, yani bugüne kadar onun bir tek sûresine benzer bir sûre getirilememiş olması da Kur’an-ı Kerim'in mucize olduğunu gösterir.

Kuran Şu Yönlerden Mucizedir:

Gayptan Haber Vermesi Yönünden Kur’an’ın İ’cazı

 Kur’an-ı Kerim, hem geçmişten hem de gelecekten haber vermektedir. Kur’an-ı Kerim'de önceki peygamberler ve kavimlerinden bahsedilmesi onun Allah'tan gelen bir mucize olduğuna delildir. Öğrenim görmemiş, okuma yazma bilmeyen bir peygamberin, kendisinden asırlarca önce yaşamış insanlar ve meydana gelmiş olaylar hakkında doğru ve tarihî gerçeklere uygun bilgiler vermesi mümkün değildir. Nitekim şu ayet, bu bilgilerin Allah tarafından vahyedildiğini belirtmektedir:

"(Rasûlüm!) İşte bunlar sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Bundan önce onları ne sen biliyordun ne de kavmin..." [4] Öyleyse bunlardan bahseden Kur’an-ı Kerim Allah'ın kelamıdır.

Kur’an-ı Kerim'in geleceğe ait verdiği haberler de yeri ve zamanı geldiğinde ger­çekleşmiştir ve gerçekleşmeye devam etmektedir. Şu olay, Kur'an'ın geleceğe ait verdiği haberlerin gerçekleştiğini gösteren bir örnektir:

“Ehli kitap olan Bizanslılar, Mecusî İranlılar tarafından mağlup edilmişti. Mek­ke müşrikleri buna çok sevindiler ve Müslümanlara: "Eğer Allah yegane galip olsaydı, Ehli kitaptan olan Bizanslıları üstün getirirdi." diyerek Müslümanlarla alay ettiler. Bunun üzerine:

"Rumlar, (Arapların bulunduğu bölgeye) en yakın bir yerde yenilgiye uğradılar. Hâlbuki onlar bu yenilgilerinden sonra birkaç yıl içinde galip geleceklerdir. Eninde sonunda emir Allah'ındır..." [5] ayeti nazil oldu. Gerçekten de Kur'an'ın verdiği bu haber 624 yılında gerçekleşti ve Bizanslılar İranlıları mağlup eltiler. Bu ayetlerin devamında;

"...O gün mü’minler de Allah'ın yardımıyla sevineceklerdir. Allah, dilediğine yardım eder.." [6] buyrulmaktadır. Kur'an'ın bu haberi de gerçekleşmiş ve Bizanslıların İranlıları yenilgiye uğrattığı aynı yılda Müslümanlar da Bedir Savaşını kazanmışlardır.

Kur'an'ın bu haberi de gerçekleşmiş ve Kur'an, Allah kelamı ve mucize olduğunu bir kere daha göstermiştir.

Her Zaman ve Mekanda Geçerli Olması Yönünden Kur'an'ın İ'cazı

Kur'an, her zaman ve mekanda geçerlidir. O, insanların ihtiyaçlarına cevap vermekte, problemlerine çözümler getirmekledir. Kur'an'ın ihtiva ettiği bütün hükümler, insanları dünyada ve ahirette de ebedî mutluluğa kavuşturacak niteliktedir. Bu husus, sadece Kur'an'ın nazil olduğu dönemdeki insanlar için değil, onlarla birlikle bütün insanlar için geçerlidir.

Kur'an, bu özellikleri sayesinde insanlığa huzur, güven, mutluluk, adalet, ilim ve irfan kazandırmıştır. Arap toplumunda kısa zamanda meydana gelen büyük değişim bunun en güzel örneğidir.

Tüm insanlara hitap eden ve bütün zamanları kuşatıcı mesajlar ve hükümler içeren, hangi yer ve zamanda yaşarsa yasasın kendisine uyan her insanı dünya ve ahirette mutluluğa ulaştıran böyle bir kitap ancak Allah'ın sözü olabilir. Bugün de bir çok insan sadece Kur’an okuyarak İslam ile şereflenmektedir. Bu özelliği Kur'an'ın i'cazının bir diğer yönüdür.

İfade Yönünden Kur'an'ın İ'cazı

Kur'an-ı Kerim'in ayetlerinde ve kelimelerinin seçilmesinde kendine has anlatım tarzı ve üslubu vardır.

Kur'an, insanın bazen aklına, bazen kalbine, bazen de duygularına hitap etmektedir. Anlatıp kavratmak -istediği bir konuyu, telkin, tekrar, örneklendirme, tasvir etme, hikayeleştirme, kişileştirme vb. yöntemlerle açıklamaktadır: Şu ayetler, bu konuda birer örnektir:

"İçinden taze et (balık) yemeniz ve takacağınız bir süs eşyası çıkarmanız için denizi emrinize veren odur. Gemilerin denizde (suları) yara yara gittiklerini de görüyorsun. (Bütün bunlar) onun lutfunu aramanız ve nimetine de şükretmeniz içindir. Sizi sarsmaması için yeryüzünde sağlam dağları, yolunuzu bulmanız için de ırmakları ve yolları yarattı. Daha nice alâmetler (yarattı). Onlar, yıldızlarla da yollarını doğrulturlar. O halde, Yaratan (Allah), yaratmayan (putlar) gibi olur mu? Hâlâ düşünmüyor musunuz?" [7]

"Güneş katlanıp dürüldüğünde; yıldızlar (kararıp) döküldüğünde; dağlar (sallanıp) yürütüldüğünde; gebe develer salıverildiğinde; vahşî hayvanlar toplanıp bir araya getirildiğinde; denizler kaynatıldığında; ruhlar bedenlerle birleştirildiğinde; diri diri toprağa gömülen kıza, hangi günah sebebiyle öldürüldüğü sorulduğunda; (amellerin yazılı olduğu) defterler açıldığında; gökyüzü sıyrılıp alındığında; cehennem tutuşturulduğunda ve cennet yaklaştırıldığında, kişi neler getirdiğini öğrenmiş olacaktır."[8]

Musiki (Ses) Yönünden Kur'an'ın İ'cazı

 Kur’an-ı Kerim'in ifadesindeki doğal musiki, özellikle iki yönde görülmektedir:

Kur'an bir şiir olmamasına rağmen, onun ayetlerinin pek çoğunda lafız olarak bir ahenk göze çarpmaktadır:

"Güneş'e ve kuşluk vaktindeki aydınlığına,    Güneş'i takip ettiğinde Ay'a, onu açığa çıkarttığında gündüze, onu örttüğünde geceye, gökyüzüne ve onu bina edene, yere ve onu yapıp döşeyene, nefse ve ona birtakım kabiliyetler verip de iyilik ve kötülüklerini ilham edene yemin ederim."[9]

"Hayır!   Şafağa,  geceye ve onda basan karanlığa, dolunay olmuş Ay'a yemin ederim ki halden hale geçersiniz."[10]

İkinci ayette anlatılan konunun muhtevasına göre kelimeler sertleşmekte ya da yumuşamaktadır. Allah Teâlâ’nın rahmetini, nimetlerini ve cenneti anlatan ayetlerin üslubu ve kelimeleri, anlatılan konuların nitelik ve özelliğiyle uyumlu olarak yumuşaktır.

"Naîm cennetlerinde karşılıklı koltuklarına kurulmuş oldukları halde kendilerine ikram edilir. Onlara, pınardan (doldurulmuş) kadehler dolaştırılır. Berraktır, içenlere lezzet verir."[11]

Zorluk, tehdit ve azabı ifade eden, cehennemi anlatan ayetlerde ise sertlik vardır.

"Artık gözünüzü açın! Ne zaman ki can köprücük kemiğine da­yanır; 'tedavi edebilecek kimdir?' denir. (Can çekişen kimse), bunun gerçek bir ayrılış olduğunu anlar. Ve bacak bacağa dolaşır. İşte o gün sevk edilecek yer, sadece Rabbinin huzurudur"[12]

Kıyameti anlatan ayetlerde de o sahnenin ağırlık ve zorluğu sezilmektedir.

"Gökyüzü yarıldığı, yıldızlar döküldüğü, denizler birbirine katıldığı, kabirlerin içindekiler dışarı çıkarıldığı zaman, insanoğlu (yapıp) gönderdiklerini ve (yapamayıp) geride bıraktıklarını bir bir anlar."[13]

Telif Yönünden Kur'an'ın İ'cazı

 Kur’an-ı Kerim yirmi üç yıl içerisinde ayet ayet ve sûre sûre nazil olmuştur. İnen her ayet ya da sûrenin yerini Allah'ın vahyi ile bizzat Peygamber Efendimiz belirlemiş ve hangi ayetin hangi sûreye ve kaçıncı ayet olarak konulacağını, hangi sûrenin nerede yer alacağını Allah’ın emri doğrultusunda yine kendisi tayin etmiştir. Kur'an sûrelerinin kendi içinde ve bunların diğer ayetlerle bağlantısı vardır.  Bu bağlantı incelendiğinde büyük bir ahenk ve uyumun olduğu göze çarpar. Bir beşer olan Rasûlullah’ın, ileride meydana gelecek olayları ve bunlarla ilgili olarak inecek ayetleri önceden bilemeyeceği malumdur. Öyleyse Kur'an'ın tertip ve telifinin de Allah'ın emri ile yapıldığı açıkça anlaşılır.

İlmî Muhtevası Yönünden Kur'an'ın İ'cazı

Kur’an-ı Kerim, birçok ilmî konuları ihtiva etmekledir. Kur'an'ın diğer konularda olduğu gibi ilmî konularda bildirdiği şeylerde de akla ve ilme aykırı hiçbir şey yoktur. Bilim adamları onun bildirdiği ilmî esasların doğruluğunu kabul ve tasdik etmişlerdir.

 Ayrıca Kur'an'ın, kolay ve çabuk ezberlenmesi, okunmasında manevî bir lezzetin bulunması, gönüllere ferahlık, kalplere feyiz vermesi, okuyanı ruhen dinlendirmesi de onun üstünlük ve mucizeliğinin delillerindendir. Ayrıca insanlık onunla kurtuluşa ermiştir. Mutluluğu, huzuru, güveni, hakkı, gerçeği, kardeşliği, dayanışma ve yardımlaşmayı onunla kazanmıştır. O, çağları aydınlatmış, ilme ve tekniğe kaynaklık etmiştir. İlim ve fikir adamlarına ilham kaynağı olmuştur. Ona uyan doğru yolu bulmuş, ondan ayrılan sapıtmıştır.

[1] Sahîhu’l-Buhâri,  VI, 97[2] Bakara, 23[3] İsra, 88[4] Hûd, 49[5] Rûm, 2-4[6] Rûm, 4-5[7] Nahl, 14-17[8] Tekvîr, 1-14[9] Şems, 1-6[10] İnşikak, 16-19[11] Saffat, 43-46[12] Kıyame, 26-30[13] İnfitar, 1-5

KURAN-I KERİM VE ÖZELLİKLERİ

Kuran-ı Kerim ve Özellikleri

KURAN'-I KERİM'DE ADI GEÇEN 25 PEYGAMBER

Kuran'-ı Kerim'de Adı Geçen 25 Peygamber

KURAN-I KERİM'İN DİL BAKIMINDAN ÜSTÜNLÜGÜ

Kuran-ı Kerim'in Dil Bakımından Üstünlüğü

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.