Medîne Günleri

Şebnem dergisi yazarı Didar Meltem Erdem’in kaleminden Medine günleri.

Medîne-i Münevvere’yi bir nebze yâd edebilmek için kalemi elime aldığım bugün, bütün dünyayı kısa sürede tesiri altına alan virüsle imtihanımızın 79. günü… Câmilerimizin yarın ilk kez Cuma namazı için açılacağı, Mescid-i Haram ve Mescid-i Nebevî’de cemaatin namaz kılmaya yeniden başladığı günlerde bu konuyu ele almak, târifi zor, buruk bir duygu...

11 Mart’tan bu yana, Rabbimiz’in lûtfettiği nisbette pek çok nîmetin farkına vardık. Akın akın yollara düşen hac ve umre yolcularının, bir anda memleketlerinde öylece kalakalması, târifi için kelimelerin kifâyetsiz kaldığı hüzünlere gark etti bizi… Bütün temennîmiz, bu imtihanın tez vakitte dünya üzerinden Rabbimiz’in ihsanı ile çekip gitmesi.

Virüsten önceki günler tamamen ne zaman geri gelir ya da geri gelir mi, henüz bilemiyoruz. Bize düşen, olup bitenler karşısında tefekkürde derinleşip fert fert nefis muhasebesi yapmak, elimizden gelen bütün tedbirleri aldıktan sonra Rabbimiz’e tevekkül edip takdîrine râzı olmak, sahip olduğumuz nîmetlerin elimizdeyken kadr u kıymetini bilmeye, şükrünü edâ etmeye çalışmak…

MEKKE-MEDİNE GÜNLERİ

Dolayısıyla, gönlümüzde cıvıl cıvıl Mekke-Medîne günlerinden, avlusu ve içi neredeyse bomboş olan görüntülerin yaşandığı günümüze geçişin hüznü ve burukluğu, dilimizde hac ve umre ibadetlerinin sağlıkla ve hayırlarla tez vakitte başlayabilmesinin nasîb olması duâsıyla hasbihâlimize kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Medîne’ye, ya hac ve umrenin Mekke günleri bittiğinde -genelde- kara yoluyla gidiyorsunuz ya da Mekke’ye gitmeden önce, memleketinizden direkt Medîne’ye doğru hareket ediyorsunuz. Her ikisinin de kendisine has duygu ve avantajları mevcut...

Önce Medîne’ye gitmek, umrenin mânevî atmosferine hazırlığınızda büyük bir destek teşkil ediyor.

Hac ya da umre sonrası Medîne’ye doğru yola çıkınca ise, bir taraftan Mescid-i Harâm’a vedâ etmenin mahzunluğu; diğer taraftan sizi Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’i ziyarete doğru yaklaştıran her dakikanın heyecanı ile farklı bir duygu cümbüşünde buluveriyorsunuz kendinizi… Hac ve umrede kuşandığınız bambaşka hislerin yüreğinizdeki sıcaklığı ile yeryüzünün ikinci Harem’ine doğru, hem de “Hicret Yolu” üzerinden ilerlemek, müthiş bir hâlet-i rûhiyeye kapı aralıyor. Rabbim, Medîne’ye her iki türlü gidiş heyecanını, cümle ümmet-i Muhammed’e nasîb eylesin.

Hicret yolu, büyük ölçüde Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in Hazret-i Ebûbekir -radıyallâhu anh- ile birlikte takip ettikleri yol esas alınarak düzenlenmiş bir güzergâh… Klimalı ve konforlu otobüsünüzün camına başınızı dayayıp; deve üzerindeki Allah Rasûlü ve Hazret-i Ebûbekir Efendimizi hayal etmeye çalışıyorsunuz.

“-Onlar da bu yollar üzerinde günlerce yol almıştı, buralardan geçmişlerdi.” diyerek izlerini takip ediyormuşçasına ilerliyorsunuz. O saadet asrında dünyaya gelmemiş olmanın teessürü ile Peygamber Efendimiz’in:

“-Beni görmeden îman edenlere yedi kere ne mutlu…”[1] buyuruşunun, bizlerden, “özlediği kardeşleri”[2] olarak bahsedişinin tesellî ve mutluluğu karışıyor yüreğinizde.

“Kabrimi ziyaret eden, hayattayken beni ziyaret etmiş gibidir.”[3] müjdesi ile tarifsiz bir heyecan kaplıyor bütün zerrelerinizi… İşte, sizi böylesine farklı ufuklara kanatlandırabilecek bir yolculuğun her bir dakikası çok özel, bu yüzden...

Nefis muhâsebesi, salavâtlar, tefekkürler, Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in hayatı ve özellikle Medîne günleri hakkında hayaller; yol boyunca ne kadar sizinle olursa, sahip olduğunuz nîmetin cinsinden, o kadar şükür hâlinde bulunabilirsiniz. Yoksa zaman zaman esefle şahit olduğumuz gibi, hurma fiyatları ve alışverişleri hakkında lüzumsuz konuşmalara mâruz kalabilirsiniz ki, bu, elinizdeki büyük fırsatı gereğince değerlendirmenizi engelleyebilir, Allah muhafaza... Bu tip muhtemel boş ve mâlâyânî muhabbetlerden kendimizi muhafaza etmeli; esas meselelerimize odaklanmalıyız.

“-Peygamber Efendimiz’e nasıl bir ümmet olabildik? Şimdiye dek hangi sünnetlerini uyguladık? İhmal ettiğimiz ya da hayatımıza henüz geçiremediğimiz ne gibi sünnetleri var? Hicret ne gibi mânâlar taşıyor? Hayatımızda kendisinden uzaklaşarak hicret etmemiz gereken neler var?” vb. soruları sorabiliriz kendimize...

ŞAİR NABİ’NİN HZ. PEYGAMBER’E HÜRMETİ

Ayrıca, ecdâdımızdan Üstad Şâir Nâbî’nin -Allah rahmet eylesin-, edep, tefekkür ve muhabbetle taçlanmış Medîne yolculuğuna mukabil almış olduğu muazzam mükâfatı, o zamanda yaşamışçasına hayal edebiliriz. Gelin, hep birlikte yâd edelim o muhteşem hâtırayı:

“Şâir Nâbî, 1678 yılında, devlet adamları ile beraber Hac seferine çıkar. Kâfile Medîne’ye yaklaşırken Nâbî, heyecandan uykusuz hâle gelir. Kâfilede bulunan bir paşanın gafleten ayağını, Medîne-i Münevvere’ye doğru uzattığını görür. Bu durumdan çok müteessir olarak meşhur naatini yazmaya başlar.

MESCİD-İ NEBÎ’NİN MİNÂRELERİNDEN OKUNAN ŞİİR

Sabah namazına yakın kâfile Medîne-i Münevvere’ye yaklaşırken Nâbî, yazdığı naatin Mescid-i Nebî’nin minârelerinden okunduğunu duyar:

Sakın terk-i edebden kûy-i mahbûb-i Hudâ’dır bu;

Nazargâh-ı ilâhîdir, makâm-ı Mustafâ’dır bu.

(Cenâb-ı Hakk’ın nazargâhı ve O’nun sevgili peygamberi Hazret-i Muhammed Mustafâ’nın makâmı ve beldesi olan bu yerde edebe riâyetsizlikten sakın!..)

Habîb-i kibriyâ’nın hâbgâhıdır fazîlette

Teveffuk kerde-i arş-ı Cenâb-ı Kibriyâdır bu

(Burası, Allah (cc)’nun Sevgilisi’nin ebedî istirahatgâhının, türbesinin bulunduğu yerdir ve fazîlet bakımından Cenâb-ı Hakk’ın Arş’ının bile üstündedir.)

Bu hâkin pertevinden oldu deycûr-ı adem zâil

Amâdan açtı mevcûdat çeşmin tûtiyâdır bu

(Bu mübarek toprağın ziyasından, yokluk karanlığı sona erdi. Varlık âlemi, körlük ve yokluktan gözünü onun sürmesiyle açtı.)

Felekte mâh-i nev Bâbü’s-Selâm’ın sîne-çâkidir

Bunun kandili Cevzâ matla-i nûr-i ziyâdır bu

(Gökyüzünde hilâl, O’nun selâm kapısının yüreği yaralı âşığıdır. Semâdaki Cevzâ’nın nûr ve ışık kaynağı O’dur.)

Murâât-ı edeb şartıyla gir Nâbî bu dergâha,

Metâf-ı kudsiyândır, bûsegâh-ı enbiyâdır bu.

(Ey Nâbî, bu dergâha edep kâidelerine uyarak gir! Burası, meleklerin etrafında pervâne olduğu ve peygamberlerin (eşiğini) öptüğü mübârek bir makamdır.)

Bu durum karşısında çok heyecanlanan şâir Nâbî, hemen müezzini bulur:

“–Bu naati kimden ve nasıl öğrendiniz?” diye sorar.

Müezzin:

“–Bu gece Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- rüyâmızda bize; «Ümmetimden Nâbî isimli bir şâir beni ziyarete geliyor. Bu zât bana son derece aşk ve muhabbetle doludur. Bu aşkı sebebiyle onu Medîne minârelerinden kendi naati ile karşılayın!..» buyurdu. Biz de bu emr-i nebevîyi yerine getirdik...” der.

Nâbî, hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlar. Hem ağlar, hem de şunları söyler:

“–Demek ki Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bana «Ümmetim!» dedi! Demek ki, İki Cihân Güneşi beni ümmetliğe kabul buyurdu…”[4]

Rabbimiz bu büyük bahtiyarlıktan bize de hisse ve feyzler nasîb eylesin. Âmîn.

Dipnotlar:

[1] Ahmed b. Hanbel, Müsned, III, 155. [2] Müslim, Tahâret, 39; Nesâî, Tahâret, 110. [3] Darekutnî, Sünen, II, 278. [4] Şâir Nâbi’nin Mescid-i Nebî’nin minârelerinden okunan şiiri… bkz: www.islamveihsan.com

Kaynak: Didar Meltem Erdem, Şebnem Dergisi, Sayı: 187

MEDİNE-İ MÜNEVVERE

Medine-i Münevvere

MEDİNE’NİN FAZİLETLERİ

Medine’nin Faziletleri

MEDİNE'DEKİ ZİYARET YERLERİ

Medine'deki Ziyaret Yerleri

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.