Küresel İfsada Karşı İslam Nizamı Nasıl Tesis Edilir?
Küresel ifsad düzenine karşı İslâm nizamının anlamı, ıslah sorumluluğu ve Müslümanların yeryüzünde adalet, merhamet ve istikamet üzere yeniden diriliş çağrısı ele alınıyor.
Dünya, kendi sonuna doğru doludizgin koşuyor. Savaş ateşleri göklere doğru uzanıyor. Şehirlerin üzerinde füzeler uçuşuyor. Zalimin aymazlığı ve cüreti ayyuka çıkmış durumda. İnsanlık istikametini kaybetmiş, dahası derin bir inkisar içerisinde. Ortadaki hercümerç yalnızca siyasi ya da ekonomik bir kavga değil. Kavgayı çıkaranlar, muharref bir inanç ve karanlık bir kehanet üzerinden hareket ediyorlar. Küstahlıklarına sınır yok. Ellerindeki kanı artık saklama ihtiyacı hissetmiyorlar. Adalet, hukuk ve nizâm tanımıyor, haydut gibi davranıyorlar.
KENDİNİ ISLAH OLARAK GÖSTEREN KÜRESEL İFSAD DÜZENİ
İnsanlığı koşar adım intihara götüren bu düzen bir harami düzenidir. Düzenin sahipleri ne yapıyorlarsa ıslah için yaptıklarını söylüyorlar. Bozarken düzen kurduklarını, yakarken inşa ettiklerini, köleleştirirken özgürleştirdiklerini iddia ediyorlar. Kur’ân-ı Kerîm bunların durumunu şöyle haber veriyor: “Onlara, yeryüzünde fesat çıkarmayın denildiğinde, biz ancak ıslah edicileriz derler. Dikkat edin! Onlar bozguncuların ta kendileridir; fakat farkında değillerdir.” (Bakara, 11) Bu ilâhî beyan aslında, yalnızca geçmişte kalmış bir güruhu değil, bu çağda yeniden hortlamış ifsad zihniyetini tarif ediyor.
İfsad zihniyeti insana düşman bir zihniyettir. Toplumların huzurunu, insanların fıtratını, aileyi, nesli, aklı ve imanı hedef aldığı projelerini; ilerleme, özgürlük, güvenlik, düzen ve uygarlık kelimelerinin arkasına saklanarak yürütmektedir. Bunların esas işi ortalığı velveye vermek ve bozgunculuk yapmaktır. Kur’ân’ımızın: “Onlar ne zaman savaş için bir ateş yakmışlarsa Allah onu söndürmüştür” (Maide, 64) diye haber verdiği bu sapkın zihniyetin işi mahza kötülüktür. Bunu, sıradan bir kötülük faaliyeti olarak göremeyiz. Bu; örgütlü, sistemli ve küresel bir kundakçılıktır.
İSLÂM NİZÂMI: İFSADA KARŞI HAYAT PROJESİ
Kur’ânımız küresel kundakçıları, “yetki eline geçtiğinde yeryüzünü ifsat etmeye, ekini ve nesli helak etmeye çaba harcayan” kimseler (Bakara, 205) olarak tasvir eder. Ekin, hayatın bereketini; nesil, insanlığın devamını temsil eder. Bugünün kundakçıları da yalnızca şehirleri yakmıyor; toprağın bereketini, ailenin mahremiyetini, çocuğun masumiyetini, aklın istikametini ve kalbin Allah ile bağını hedef alıyor. Bu sebeple çağımızdaki ifsad, yalnızca bombalarla değil; ekranlar, algoritmalar, eğitim modelleri, tüketim kültürü, haz endüstrisi ve sahte özgürlük telkinleriyle yürütülüyor.
İslâm Nizâmına Olan İhtiyaç ve Yeniden İhya Sorumluluğu
İslam’ın esenlik, huzur ve nizâmına, Cahiliye’den bu yana hiçbir zaman bu kadar ihtiyaç hissedilmemişti. İslam nizâmı insanı, toplumu ve âlemi Allah’ın koyduğu ölçüye göre yerine oturtma iradesidir. Özü; adalet, merhamet, emniyet, hikmet, iffet ve sadece Allah’a kulluktur. Bu nizâmın ufkumuzu süsleyen ihtişamı ile ayağa kalkmak, bozguncuların üzerine yürümek ve en az onlar kadar gayretli olmak zorundayız. Bugün Müslümanlığımızın bize yüklediği en büyük vecibe İslam nizâmını mevcut düzenin yerine ikame etmektir. Bu ikame, önce kalpte tevhid, sonra şahsiyette istikamet, ailede merhamet, kurumlarda adalet, toplumda emanet ve dünyada sulh arayışıyla gerçekleşecektir.
İslâm nizâmı derken bir ütopyadan bahsetmiyoruz. İnsanın ve toplumun Allah’ın koyduğu ölçüye göre yeniden tanzim edilmesini esas alan bir hayat projesinden bahsediyoruz. İslam nizâmı, insanı başıboş bırakılmış bir varlık olarak değil; kul, halife ve emanet yüklenicisi olarak görür. Bu sebeple hayatın hiçbir alanını ahlâktan bağımsız ele almaz. Ekonomi ahlâktan, siyaset adaletten, teknoloji hikmetten, eğitim terbiyeden, aile fıtrattan, hukuk merhametten kopamaz. Koparsa ortaya nizâm değil, düzen görüntüsü altında işleyen bir ifsad mekanizması çıkar.
İSLÂM NİZÂMINDA İNSAN ANLAYIŞI VE SINIRSIZLIĞA KONULAN HUDUTLAR
Bugünkü küresel düzen, insana çoğu zaman tüketici, üretici, seçmen, müşteri, kullanıcı veya veri kaynağı olarak bakıyor. İslâm nizâmı ise insana önce “Allah’ın kulu” olarak bakar. Bu bakış değiştiğinde bütün sistem değişir. Servet artık sınırsız birikim aracı değil, emanet olur. Güç tahakküm vasıtası değil, adaleti ayakta tutma sorumluluğu olur. Bilgi kibir ve manipülasyon aracı değil, hikmete açılan kapı olur. Teknoloji insanı kuşatan bir kontrol sistemi değil, hayra hizmet eden bir imkân olur. Aile yalnız biyolojik veya hukuki birliktelik değil, neslin, iffetin, merhametin ve terbiyenin merkezi olur. Eğitim yalnız meslek kazandıran bir mekanizma değil, insanı şahsiyet sahibi kılan bir terbiye düzeni olur.
İslâm nizâmı mevcut düzene yalnız ahlâkî öğütler sunmakla kalmayan köklü bir alternatiftir. Modern düzenin merkezinde çoğu zaman sınırsız arzu, sınırsız kâr, sınırsız güç ve sınırsız müdahale vardır. İslâm ise bütün bunlara hudut koyar. İnsanın arzusu sınırsız değildir; helal ve haramla terbiye edilir. Sermaye sınırsız değildir; zekât, infak, kul hakkı ve adil paylaşım ilkeleriyle sınırlandırılır. Devlet sınırsız değildir; adalet, ehliyet, istişare ve emanet ilkesiyle kayıt altına alınır. Teknoloji sınırsız değildir; insan onurunu, mahremiyeti, aklı ve nesli bozamaz. Özgürlük sınırsız değildir; sorumlulukla, kullukla ve başkasının hakkıyla dengelenir.
İMAN, SALİH AMEL VE PEYGAMBERÎ ÖRNEK
İslâm nizâmının en temel farkı insanın nefsini merkeze alan mevcut düzene karşı insanın Rabbine karşı sorumluluğunu merkeze almasıdır. Mevcut düzen dünyayı sahip olunacak, tüketilecek ve yönetilecek bir nesne gibi görür; İslâm nizâmı dünyayı emanet bilir. Mevcut düzen güçlü olanın hukukunu üretir; İslâm nizâmı haklı olanın hukukunu korur. Mevcut düzen hazları çoğaltmayı ilerleme sayar; İslâm nizâmı insanı kemâle, takvaya ve salih amele çağırır. Elbette kalplerin imanla dirilmesi esastır; fakat bu iman salih amele dönüşmedikçe nizâm tesis edilemez.
İslâm Nizâmının Ruhî Temeli
Kitabımız iman ile salih ameli sürekli yan yana zikreder. İman, kalpte saklı kalan mücerret bir kabulden öte insanın varlığını, davranışını ve dünyayla ilişkisini dönüştüren diri bir hakikattir. İman ile salih amel arasındaki bağ, nesne ile gölgesi arasındaki bağ gibidir; biri varsa diğeri de onun tabii neticesi olarak ortaya çıkar. İmanla irtibatını kaybeden amel, nihai mânâda salih amel vasfını kazanamaz; ıslah iddiası taşısa bile insanı Allah’ın murad ettiği kemâle ulaştıramaz. Bu sebeple ıslah çabası imanımızın zaruri bir neticesidir. İman etmemiz âlemin nizâmı için harekete geçmemizi, ıslah projelerine omuz vermemizi gerektirir.
İslâm nizâmı, kitaplarda duran soyut bir düzen fikri olarak kalmamış; âlemlere rahmet olarak gönderilen Canımız Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’in pâk ve mübarek hayatında ete kemiğe bürünmüştür. O’nun sireti, İslâm’ın yalnız ne söylediğini değil, nasıl yaşanacağını da gösteren en sahih ölçüdür. Bu yüzden İslâm nizâmını anlamak isteyen kimse, önce Peygamber Efendimiz’in hayatına bakmak zorundadır. Çünkü O’nun hayatı, vahyin insan şahsiyetinde, ailede, cemiyette, devlette, pazarda, savaşta, barışta, merhamette ve adalette nasıl tezahür edeceğinin müşahhas örneğidir.
İslâm Nizâmının Hayata Yansıması ve Güncel Tezahürleri
İslam nizâmı Peygamber Efendimizin örnekliğinde her çağda yeniden inşa edilmesi gereken bir istikamet fikridir. Bugün bu inşa; aileden okula, medyadan ekonomiye, teknolojiden siyasete, sivil toplumdan uluslararası ilişkilere kadar her alanda ıslah iradesi göstermeyi gerektirir. Bir çocuk ekranın ifsadından korunuyorsa, bu nizâmın bir parçasıdır. Bir işçi emeğinin hakkını alıyorsa, bu nizâmın bir parçasıdır. Bir yönetici emaneti ehline veriyorsa, bu nizâmın bir parçasıdır. Bir tüccar helali gözetiyorsa, bu nizâmın bir parçasıdır. Bir ilim adamı bilgiyi hakikate hizmet ettiriyorsa, bu nizâmın bir parçasıdır. Bir teknoloji insanın aklını, mahremiyetini ve haysiyetini koruyacak şekilde tasarlanıyorsa, bu da nizâmın güncel tezahürüdür.
KÜRESEL KUNDAKÇILIĞA KARŞI İSLÂM NİZÂMI İLE MÜCADELE
Bugün iyilerin en büyük imtihanı, kötüler kadar organize olamamalarıdır. Kötüler kötülükleri için gece gündüz çalışıyor. Bozguncular plan yapıyor, kurum kuruyor, dil üretiyor, teknoloji geliştiriyor, nesillerin zihin dünyasını kuşatıyor. İyilerin de en az kötüler kadar gayretli olmaya, en az onlar kadar disiplinli çalışmaya, en az onlar kadar zamanın araçlarını kullanmaya ihtiyaçları var. Gençlerin kalbine ulaşamayan, aileye huzur veremeyen, topluma güven telkin edemeyen, çağın sorularına hikmetle cevap üretemeyen bir iyilik dili, haklı olsa bile tesirsiz kalacaktır. Hakikatin doğru olması yetmez; hakikatin güzel temsil edilmesi de gerekir.
Küresel Kundakçılığa Karşı Birlik ve Islah Sorumluluğu
Çağdaş kundakçıları iyi teşhis edip karşılarında saf bağlamak zorundayız. Kur’ânımız, “İnkâr edenler birbirlerinin dostlarıdır. Eğer siz aranızda dost olmazsanız yeryüzünde kargaşalık, fitne ve büyük bozgun çıkar.” (Enfal, 73) buyurarak müminleri dağınıklık tehlikesine karşı uyarıyor. Küresel kundakçıların açtığı yangını seyreden çaresiz kalabalıklar olamayız. Kalbimizdeki dağınıklığı toparlayacak, ailemizden başlayarak cemiyeti ihya edecek, salihlerle birlikte omuz omuza bir ıslah yürüyüşüne katılmak zorundayız.
Küresel kundakçıların yaktığı ateş ancak İslâm nizâmının rahmetiyle söndürülebilir. Bozgunculuk çıkaran, ekini ve nesli bozanlara karşı canı, malı, aklı, nesli ve dini koruyan bir nizâmı, İslam nizâmını temsil ve teklif etmek en hakikatli işimiz ve ödememiz gereken en mühim kulluk borcumuzdur. Bu dünya müfsid kundakçıların yağma yeri değil, Allah’ın salih kullarına vaat ettiği mirasıdır. O mirasa lâyık olmak salihliği hayatımızın gayesi yapmaktan geçiyor.
Rabbimiz! Bizi yeryüzünü ifsad edenlerin değil, ıslah ile ömrünü bereketlendirenlerin arasına ilhak eyleyiver. Kalbimizi tevhidle, amelimizi ihlasla, yürüyüşümüzü istikametle müzeyyen kıl. Bizi dünyayı ateş verenlerin değil, Habibinin rahmeti ile diriltenlerin arasına katıver. Canı, malı, aklı, nesli ve dini koruyan İslâm nizâmının şahitlerinden olalım. “Beni Müslüman olarak vefat ettir ve beni salihlere ilhak eyle” niyazını dilimizden, kalbimizden ve hâlimizden eksik eyleme. Âmin.
Kaynak: Mehmet Lütfi Arslan, Altınoluk Dergisi, Sayı: 484









YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!