“Allah nerede?” diyerek harama yaklaşmayan bir çobanın ihsân ve murâkabe şuuru, hem dünyada hem âhirette büyük bir karşılık bulur. Peki bu şuur, insanı nasıl bi
Kalbin her an Allah’ı gözettiği murâkabe şuuruyla yaşamak, nefsin tuzaklarından korunmanın ve ruhun hakikî huzura kavuşmasının yegâne yoludur.
Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) yetiştirdiği sahâbe nesli, îman, ihlâs, ahlâk ve hizmet anlayışıyla İslâm’ı en güzel şekilde temsil etti. Peki, sahâbe gibi yaşa
Allah’a yakın olmak ne demektir? Velîlerin kalplerinde hangi ilahi sırlar gizlidir? Bizim de böyle bir yakınlığa erişme umudumuz olabilir mi?
Hak dostlarının dilinden, kalbinden ve gözyaşından süzülen nağmelerle Peygamber Efendimiz’e (s.a.v.) duyulan eşsiz aşkın mısralara yansıyan izleri…
Sahâbe-i kirâm, fânî sevdâları geride bırakıp Allah ve Rasûlü’ne gönülden bağlandı. Peki bu ilâhî muhabbet, bugünün müminlerine nasıl bir istikamet gösteriyor?
Sabırla geçirilen bir hastalık, kul için nasıl bir ilâhî lütfa dönüşür? Meleklerin şahitliğinde yazılan bu ecrin sırrı nedir?
Bir müminin Allah ve Rasûlü’ne olan muhabbeti, onu nasıl bir merhamet ufkuna ve manevî makama ulaştırır?
Kul, Allah’ı unuttuğunda kendini de unutur. Peki, Allah ile beraberlik şuuru nasıl kazanılır ve bu hâl insanın ömrüne nasıl yön verir?
Sadâkat, tevâzû ve hiçlik şuuruyla yoğrulmuş iki farklı hayat, aynı hakikatle birleşiyor: Allah yolunda yaşamak ve O’na tam bir teslimiyetle kavuşmak…