İslâm Neden Geleceğini Gençlerin Omuzlarına Yükledi?
Rasûlullah (sav), İslâm’ın tebliğ ve inşâ sürecinde gençlere büyük sorumluluklar verdi; ilimde, cesarette ve fedakârlıkta onları ön safa koydu. Sahâbe örnekleriyle görülen bu hakikat, İslâm’ın istikbalinin imanla yetişen genç nesillerle mümkün olduğunu açıkça ortaya koyuyor.
Muhammed İkbâl şöyle der:
“Ey basîretli insan! Bir milletin sermayesi para, gümüş, kumaş ve altın değildir. Onun asıl malı ve sermayesi; sıhhatli, dinç ve kudretli dimağlara sahip, çok çalışkan, cevval ve çevik evlatlarıdır.”
İSLÂM’IN İNŞASINDA GENÇLİĞİN MERKEZÎ ROLÜ
Gençlik yılları, insan hayatının en mühim, en hassas ve aynı zamanda en problemli dönemidir. Zira bu devrede insan; fizikî ve ruhî yönleriyle eğitim, öğretim, edep, ahlâk ve kültür bakımından gelişir, değişir ve çeşitli tesirler altında şekillenir. İstikbal adına ne kazanılacaksa, daha çok bu dönemde kazanılır. Kimlik, karakter ve şahsiyet bu safhada oluşur; iyi yahut kötü yönde gelişir. Faydalı veya zararlı bilgiler yine bu dönemde edinilir. Gençler maceraya yatkındır ve telkinlere açıktır.
Rasûlullah (sav), İslâm’ın yaşanmasında, yayılmasında ve İslâm toplumunun teşekkülünde gençlere son derece mühim vazifeler vermiştir. O’nun yerleştirdiği esaslar sayesinde İslâm gençliği; ilim, cesaret, güven ve takvâ bakımından yüksek bir seviyeye ulaşmıştır. Rasûlullah (sav) gençlere güvenmiş, onlara inisiyatif vermiştir. Bunu pek çok hadisede açıkça görmek mümkündür.
Meselâ Medine’ye hicret ettiğinde, henüz 10 yaşında olan Enes b. Mâlik’i hizmetine almış ve vefatına kadar ona bir arkadaş gibi davranmıştır. Mekke’nin fethinde, 20 yaşındaki Attâb b. Esîd’i Mekke’ye vali tayin etmiştir. Hz. Ali’yi ve Muâz b. Cebel’i, 21 yaşlarındayken Yemen’e kadı ve muallim olarak göndermiştir. Muâz (ra), Müslüman olduğunda 18 yaşındaydı. Vefatına yakın günlerde ise, 18 yaşındaki Üsâme b. Zeyd’i, içinde sahabenin ileri gelenlerinin de bulunduğu bir orduya başkumandan tayin etmiştir.
Rasûlullah (sav) gençlere büyük ehemmiyet verir, onlarla yakından ilgilenir ve ruh dünyalarını çok iyi anlardı. Bu sebeple İslâm’a ilk girenlerin önemli bir kısmını gençler teşkil etmiştir. Nitekim:
Hz. Ali 10, Zübeyir b. Avvâm 12 veya 15, Ebû Ubeyde b. Cerrâh 13, Talha b. Ubeydullah ve Ukbe b. Amr 14, Câbir b. Abdullah 15, Habbâb b. Eret, Abdullah b. Mes‘ûd ve Mus‘ab b. Umeyr 16, Zeyd b. Hârise, Abdurrahman b. Avf, Sa‘d b. Ebî Vakkas ve Esmâ bint Ebî Bekir 17, Erkam b. Ebî’l-Erkam 17–18, Ebû Mûsâ el-Eş‘arî ve Sa‘d b. Ebî Vakkas 19, Ca‘fer b. Ebî Tâlib ve bazı sahâbîler 20’li yaşlarda Müslüman olmuşlardır.
İslâm için bir dönüm noktası olan Akabe Biatleri’ne katılanların çoğu da gençlerden oluşmaktaydı.
İMAN UĞRUNA BEDEL ÖDEYEN ÖNCÜ GENÇLER
Müslüman olan bu gençlerin pek çoğu, zengin ve itibarlı ailelerini terk ederek büyük sıkıntılara katlanmış ve her şeye rağmen Rasûlullah (sav)’in yanında yer almışlardır. Bunlardan biri Mus‘ab b. Umeyr’dir. Zengin bir aileye mensup olan Mus‘ab, Mekke’nin en iyi giyinen ve en güzel kokular süren gençlerindendi. İslâm’ı kabul edince annesi onu eve hapsetmiş, o da bir yolunu bularak Habeşistan’a hicret etmiştir. Uhud’da şehit düştüğünde, kefen olarak ancak kısa bir elbisesi bulunmuş; başı örtülse ayakları, ayakları örtülse başı açıkta kalmıştır. (Buhârî, Cenâiz, 27)
Sa‘d b. Ebî Vakkas (ra), annesine son derece itaatkâr bir evlât iken, İslâm’ı kabul edince annesi onu dininden döndürmek için yemeden içmeden kesilmiştir. Ancak Sa‘d (ra), bütün baskılara rağmen imanından taviz vermemiştir. (Müslim, Fedâilü’s-Sahâbe, 43–44)
Benzer şekilde Talha b. Ubeydullah, Zübeyir b. Avvâm ve daha nice genç sahâbî imanlarında sebat etmişlerdir.
Medine döneminde de İslâm’a kol kanat gerenler yine gençler olmuştur. Ashâb-ı Suffe denilen ve sayıları 70 ile 400 arasında değişen Kur’ân talebelerinin tamamına yakını gençlerden oluşmaktaydı.
Kur’ân ve Sünnet’e en çok hizmet eden, tefsir ve hadis rivayetlerini bize ulaştıran sahâbîlerin büyük çoğunluğu da genç yaşta ilim yoluna giren kimselerdi. Zeyd b. Sâbit (ra), hicret esnasında 11 yaşındaydı ve kısa sürede Kur’ân ilimlerinde temayüz etmişti.
İslâm tarihine bakıldığında, iman nuruna genç yaşta kavuşanların dine hizmette öncü olduğu; kalpleri katılaşmış, sabit fikirli kimselerin ise çoğu zaman hakikate kapalı kaldığı görülmektedir. Günümüzde de yapılan araştırmalar, gençlerin dine ve maneviyata daha açık olduğunu göstermektedir.
Bütün bunlar göstermektedir ki, gençlerin imanla, Kur’ân ve Sünnet rehberliğinde yetiştirilmesi İslâm’ın geleceği açısından hayati bir öneme sahiptir. Bu sebeple gençlik devresi iyi değerlendirilmeli, gençlere gereken ilgi ve rehberlik mutlaka sağlanmalıdır.
Dipnot:
[1] Kaynaklar için bkz. Doç. Dr. İsmail Karagöz, Aile ve Gençlik, s. 118-121, Ankara 2007, TDV yay.
Hazırlayan: Doç. Dr. Murat Kaya









YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!