İman ve İslam Kavramları
Îmân ve İslâm kavramlarının lügat ve terim anlamları, aralarındaki ilişki ve farklı kullanımları âyet ve hadisler ışığında inceleniyor.
Îmân, lügatta; “tasdik”tir. Yani bir kimseyi verdiği haberde doğrulamak, onun doğru söylediğini kabul etmektir. Terim olarak ise; “Hz. Peygamberin Allah tarafından getirdiklerinin doğru olduğunu kabul etmektir”.1
İslâm ise lügatta; “boyun eğmek ve itâat etmek”; terim olarak da; “Allah’ın ulûhiyetini kabul edip boyun eğmek” anlamındadır.
ÎMÂN VE İSLÂM’IN AYNI ANLAMA GELDİĞİNE DAİR DELİLLER
Lügat yönünden aralarında fark var ise de hüküm yönünden fark yoktur, ikisi de aynı anlamdadır.2 Îmânsız İslâm, İslâmsız îmân olmaz. Bu ikisi içle dış gibidir.3 Îmânla İslâm birdir. Bir kimsenin mü’min olup müslüman olmaması; müslüman olup mü’min olmaması mümkün değildir.4
Îmân ve İslâmın aynı olduğuna şu âyetler delâlet etmektedir:
“Mûsâ dedi: «Ey kavmim! Eğer siz (gerçekten) Allah’a îmân ettiyseniz, O’na (ihlâs ile) teslim olmuş müslümanlar iseniz artık, ancak O’na güvenip dayanın!»” (Yûnus, 10/84)
“Onlar İslâm’a girdiklerini senin başına kakıyorlar. (Onlara) de ki:
«Müslümanlığınızı benim başıma kakmayın. Bilakis sizi îmâna muvaffak ettiği için Allah size minnet eder, eğer siz («İnandık» demenizde) sâdıklar iseniz.»” (Hucurât, 49/17)
“Derken orada mü’minlerden kim varsa çıkardık. Fakat orada müslümanlardan bir ev (halkın)dan başkasını da bulamadık.” (Zâriyât, 51/35-36)
“Sen âyetlerimize îmân edecek kimselerden başkasına (söz) dinle- temezsin. İşte müslüman olanlar onlardır.” (Neml, 27/81) Bu âyetlerde îmân, İslâm yerine; İslâm, îmân yerine; mü’min, müslim yerine; müslim, mü’min yerine kullanılmıştır.5
Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“İslâm, beş temel üzerine kurulmuştur: Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in O’nun kulu ve Rasûlü olduğuna şehâdet etmek, namaz kılmak, zekât vermek, Beytullâh’ı haccetmek ve Ramazan orucu tutmak”6
Bir defasında Hz. Peygamber (s.a.v.) ashâba “Îmân nedir? Bilir misiniz?” diye sormuş, ashâb; “Allah ve Rasûlü bilir” deyince, şöyle buyurmuştur:
“Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın kulu ve Rasûlü olduğuna şehâdet etmek, namaz kılmak, zekat vermek, Ramazan orucu tutmak ve ganîmetin beşte birini vermektir.”7 Görüldüğü gibi Hz. Peygamber (s.a.v.) îmân ve İslâm’ı târif ederken aynı şeyleri söyleyerek bu ikisinin aynı olduğunu bildirmiştir.8
Yine Hz. Peygamber (s.a.v.) bir defasında;
“Cennete ancak mü’min olan girecektir”9 buyurmuş, bir defasında da;
“Cennete ancak müslüman olan girecektir”10 buyurmuştur. Bu hadîs-i şerifler de mü’min ve müslümanın aynı olduğunu gösterir.
İSLÂM KELİMESİNİN FARKLI ANLAMLARI VE KULLANIMLARI
“İslâm” kelimesi, her zaman “îmân” karşılığında kullanılmaz. Bazan “din” anlamında kullanılır. Meselâ şu âyetlerde olduğu gibi;
“Allah nezdinde hak din, İslâmdır.” (Âl-i İmrân, 3/19)
“Sizin için din olarak İslâm’ı beğendim!” (Mâide, 5/3)
Bazan islâm, kalpte tasdik olmadan zâhirî kabûle denir ki bu, kelimenin lügat anlamına göredir. Şu âyet bu mânâdaki kullanılışa örnektir:
“Bedevîler «Îmân ettik» dediler. De ki: «Siz îmân etmediniz, ama, (ba- ri) müslüman olduk, deyin! Îmân, henüz sizin kalplerinize girmemiştir.»” (Hucurât, 49/14) Buradaki “islâm”dan maksad, “zâhirî teslim olma, müslüman gözükme”dir.11 Bir kimse içten Allah’a inanmadığı hâlde dıştan teslim (müslüman) olmuş gözükebilir, ibâdet edebilir. Bu, münâfıklıktır.
Bazan da islâm, amel ve ibâdet anlamında kullanılabilir ki buna yukarı- da zikrettiğimiz “İslâmın beş temel üzerine kurulduğunu” bildiren hadîs-i şerif misâldir.12 Yine Hz. Peygamber (s.a.v.) “Cibrîl Hadisi” diye meşhur olan hadiste İslâm’ı:
“Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı kılman, zekatı vermen, Ramazan orucunu tutman ve yoluna gücün yeterse Beytullah’ı haccetmendir” şeklinde, îmânı da
“Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe ve kadere; hayrına, şerrine inanmandır”13 şeklinde târif ederek islâmı zâhirî amellere, îmânı da bâtınî itikâda (kalp inancına) isim olarak vermiştir ki bu hadis, îmânın bir kalp ve gönül işi; islâmın da kalple tasdik edilen şeylerin dil ile ikrârı ve amel ile ızhârı olduğunu gösterir.
Cibrîl hadisinden anlaşılan şudur: Îmân, inanılacak hususlara inanmak; İslâm da hem inanmak ve hem de inancının gereği olan amel ve ibâdette bulunmaktır.
Dipnotlar:
- Râğıb, Müfredât, s. 26; İbn Manzûr, Lisânu’l-arab, I,107; Pezdevî, Usûlu’d-dîn, s. 151; Râzî, Muhassal, s. 237; Kâdî Beydâvî, Tavâliu’l-envâr, s. 464.
- Sâbûnî, a.g.e., s. 91.
- Ebû Hanîfe, a.g.e., s. 6.
- Mâtürîdî, Tevhid, s. 394.
- Mâtürîdî, Tevhid, s. 396; Nesefî, Tabsıra, II,425-430.
- Buhârî, Îmân, 1, 2; Müslim, Îmân, 19-22; Tirmizî, Îmân, 3; Nesâî, Îmân, 13; Ahmed b. Hanbel, II,26.
- Müslim, Îmân, 24.
- Taftâzânî, Şerhu’l-Akâid, s. 161; Ali el-Kârî, a.g.e., s. 250.
- Buhârî, Kader, 5; Müslim, Sıyâm, 143; Tirmizî, Tefsîru Sûre 9/6; Nesâî, Îmân, 7; Dârimî, Savm, 48.
- Ahmed b. Hanbel, IV, 89, 90.
- Taftâzânî, Şerhu’l-Akâid, s. 161.
- Taftâzânî, a.g.e., s. 161
- Buhârî, Îmân, 37; Müslim, Îmân, 1; Ebû Dâvûd, Sünnet, 15.
Kaynak: Prof Dr. Mehmet Bulut, Delilleriyle İslam Akaidi, Erkam Yayınları










YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!