İddet Süresi Ne Kadardır?

İddet ne demektir? İddet süresi neden var? Kocası ölen, boşanan veya hamile kadının iddet müddeti ne kadar sürer? İslam’da iddetin hükmü.

Evliliğin ölüm, boşanma veya fesih sebeplerinden biriyle sona ermesi durumunda kadının yeniden evlenebilmesi için beklemek zorunda olduğu süreye “iddet” denir. Neseplerin karışmaması için günümüz beşerî hukuklarında da iddet süreleri konulmuştur. Kocası ölen kadının iddet süresi 4 ay 10 gün,[1] boşanan kadının iddeti, üç hayız ve temizlenme süresi,[2] gebe kadının iddeti ise her durumda doğuma kadardır.[3] Henüz âdet görmeyen kız çocukları ile menopoz dönemindeki kadınların iddeti üç aydır.[4] Hanefîlere göre, kocası kaybolan ve sağ olup olmadığı da bilinemeyen bir kadın, kocasının akranı olan kişiler ölünceye kadar bekler, Mâlikî ve Hanbelîler’e göre ise 4 yıl bekler ve bundan sonra mahkemeden eşi kayıplık kararı alarak, 4 ay 10 gün ölüm iddeti bekleyerek serbest kalır.[5] 1917 tarihli Osmanlı Hukuk-ı Aile Kararnamesi, bu konuda 127. maddesiyle Mâlikî mezhebinin görüşünü kanunlaştırmıştır. Savaş şartları içinde kaybolmalarda bekleme süresi bir yıldır. Müslüman bir erkekle evli bulunan Hıristiyan veya Yahudi kadını da iddet konusunda Müslüman kadın gibidir. İmam Ebû Hanîfe’ye göre İslâm ülkesinde yaşayan gayri müslimlerin kendi aralarındaki evliliklerinden doğan iddet konusunda, kendi dinlerine göre davranırlar. Hadiste; “Onları kendi dinleri üzere bırakınız” [6] buyurulmuştur.

Dipnotlar:

[1] Bakara, 2/234. [2] Bakara, 2/228. [3] Talak, 65/4. [4] Talak, 65/4. [5] İbnü’l-Hümâm, Fethu’l-Kadîr, IV, 440 vd.; İbn Âbidîn, age, III, 160; İbn Rüşd, Bidâyetü’l-Müctehid, II, 52. [6] Mevsılî, İhtiyâr, Kahire, ty.; Bilmen, age, II, 384; Hamdi Döndüren, Delilleriyle Aile İlmihali, s. 463, 464.

Kaynak: Prof. Dr. Hamdi Döndüren, Delilleriyle İslam İlmihali, Erkam Yayınları

İDDET NEDİR?

İddet Nedir?

KOCASI ÖLEN KADININ İDDET SÜRESİ

Kocası Ölen Kadının İddet Süresi

İSLAM’DA EVLENME ENGELLERİ

İslam’da Evlenme Engelleri

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.