İddet Bekleyen Kadının Nafakası

İslam hukukuna göre iddet bekleyen kadının nafaka alabilir mi? İddet bekleyen kadının nafakası ile ilgili hükümler.

Kocanın ölümü veya sahih evlilikte eşlerin ayrılması durumlarında iddet söz konusu olur. Nafakanın kapsam ve şeklinin de evliliğin sona erme şekli ile bağlantısı vardır.

İDDET NAFAKASINI GEREKTİREN AYRILIKLAR

1) Ölüm iddeti bekleyen kadının nafakası

Kocasının ölümü üzerine iddet beklemekte olan kadına nafaka verilmesi gerekmez. Çünkü nafaka yükümlüsü olan koca vefat etmiş ve bütün mal varlığı mirasçılarına kalmış olur. Sağ kalan eşi de dörtte bir veya sekizde bir oranında mirasa girecektir.

Mirasla ilgili hükümler inmezden önce bir kocanın, vefatından sonra bir yıl süreyle, eşinin evinde barındırılmasını vasiyet etmesi gerekiyordu. Âyette şöyle buyurulur:

“Sizden karısını geride bırakıp ölecek olanlar eşlerinin kendi evlerinden çıkarılmayarak bir yıl süreyle yararlanmasını vasiyet etsinler.”[1]

Ancak bu âyette belirtilen bir yıl süreli nafaka ve mesken ile ilgili vasiyet hükmü kadına miras hakkı tanıyan Nisâ Sûresi 12. âyetin inmesiyle neshedilmiş, iddet süresi de aşağıdaki ayetle dört ay on güne indirilmiştir.

“İçinizden ölenlerin geride bıraktıkları karıları kendi kendilerine dört ay on gün beklerler.” [2]

Diğer yandan hadiste, “Mirasçı için vasiyet yoktur.” [3] buyurularak, vasiyet yoluyla mal bırakma yalnız mirasçı olmayan kimselere tahsis edilmiş ve bunun miktarı da üçte birle sınırlandırılmıştır.[4]

Vefat eden kişinin bütün mal varlığı mirasa gireceği için, eşiyle son oturduğu ev de buna dahildir. Kocanın ölümü halinde sağ kalan eşin iddet nafakası hakkı da olmadığı için, diğer mirasçıların onu evden çıkarma hakları doğar. Özellikle bu konuda, vefat edenin anne- baba ile önceki eşinden olma çocuklarının mirasçı olması durumunda sıkıntı doğabilir. Buna göre koca vasiyet etmese bile, oturulan meskenle ilgili miras taksiminin bir yıla kadar geciktirilmesi vasiyet ve mirasla ilgili ayetlerin, birlikte uygulanması anlamına gelir ki, bu, maslahata uygun düşer.

Mirasçıların bu konuda eşi korumaları ve onu evsiz bırakmamak için miras paylaşımında bu durumu dikkate almaları beklenir. Nitekim Mâlikîlere göre, mesken kocanın mülkü olur veya kira ile tutulmuş olup da koca tarafında vefatından önce kirası peşin ödenmiş bulunursa kadın için iddet süresince burada oturma hakkı vardır. Bu oturma süresi de bir yıl değil dört ay on günden ibarettir.[5]

Kimi müellifler, bir yıl süreyle, kadın lehine vasiyet bildiren âyette; bir yıllık iddet süresi ve bir yıl süreyle ölen kocanın evinde oturma hakkı olmak üzere iki hükmün yer aldığını ve iddet süresini dört ay on güne indiren âyetin, yalnız birinci hükmü tahsis ettiğini, kadının hakkı olan bir yıl süreyle meskenden yararlanma hakkının ise devam etmekte olduğunu söylemişlerdir. Muhammed Ebû Zehra bu düşüncede olanlardandır.[6]

Kocanın ölümü durumunda, eşinin gebe olması da sonucu etkilemez, çünkü cenin sağ doğduğu takdirde mirastan kendine düşen payı alacak ve aile içinde babasının yokluğunda bir sonraki nafaka yükümlüsünün bakımına girecektir.

2) Ric’î talakla boşanan kadının nafakası

Ric’î talakla boşanan kadın iddet süresince yeme, içme, giysi ve barınma gibi bütün çeşitleriyle nafaka hakkına sahiptir. Bu konuda görüş birliği vardır. Çünkü ric’î boşamada, eşlerin barışma yoluyla evliliği sürdürme hakları devam etmektedir.

3) Bâin (kesin) talakla boşanan kadının nafakası

Hanefîlere göre, kesin boşama durumunda iddet süresince nafaka gerekir. Kadının gebe olması durumunda nafkanın gerekmesi konusunda görüş birliği vardır. Delil şu âyettir:

“Eğer onlar gebe iseler yüklerini bırakıncaya kadar nafakalarını verin.”[7]

Şâfi ve Mâlikîlere göre kesin boşamada kadın gebe değilse yalnız meskende oturma hakkı söz konusu olur. Delil;

“O kadınları, gücünüzün yettiği kadar kaldığınız yerin bir bölümünde oturtun.” ayetidir.[8] Burada süknâ hakkı “gebe olup olmama” ayırımı yapılmaksızın mutlak olarak ifade edilmiş, âyetin devamında, “Eğer onlar gebe iseler doğuma kadar nafakalarını verin.” buyrularak nafakanın kapsamı yalnız gebe olan kadın hakkında genişletilmiştir.

Hanbelîlere göre kesin boşamada, gebe olmayan kadının nafaka hakkı bulunmaz. Çünkü Fâtıma binti Kays’ı kocası bain talakla boşayınca, Hz. Peygamber ona ne nafaka ve ne de süknâ hakkı vermemiş ve şöyle buyurmuştur: “Nafaka ve süknâ (mesken hakkı) kocanın karısına dönme hakkı bulununca kadın lehine bir haktır.” [9] Burada nafaka ve süknâ hakkı ric’î boşama ile sınırlandırılmıştır.

4) Boşanmada uzun süreli nafaka caiz midir?

Vefat eden kocanın eşinin, ortak evde bir yıl süreyle oturmasından söz eden ayetten,[10] sonra gelen aşağıdaki ayette, boşanan kadının eski kocadan yararlanmasından şöyle söz edilmiştir:

Boşanmış olan kadınlar için, Allâh’a karşı gelmekten sakınan (boşayan kocaları) üzerinde, iyi bilinen örfe göre bir yararlanma hakkı vardır. Düşünüp anlamanız için Allah size ayetlerini işte böyle açıklıyor.”[11]

Yukarıdaki ayette “metâ” sözlükte; yararlanma, yiyecek, giyecek gibi yararlı olan herşeyi kapsar. “İyi bilinen örfe göre yararlanma” ifadesi; toplumda bu yararlanma için oluşan bir örf veya kamunun yaptığı bir düzenleme varsa, onu da içine alan bir anlam zenginliğine sahiptir.

Boşanmada, kocanın nafaka yükümlülüğünün iddet süresince devam ettiği konusunda görüş birliği vardır. Ancak Şâfiî, Mâlik ve Ahmed b. Hanbel’e göre, üçüncü boşama durumunda kadına yalnız mesken temin edilir; diğer giyim eşyası, yiyecek vb. gerekmez.

Kısaca, boşanan eşe iddet süresince nafaka desteği başka ayet ve hadislerde açıklanmıştır. Bu ayette çok genel bir ifade kullanılması; boşanma tazminatı, boşanan ve daha sonraki yıllarda dara düşen eşe yardımcı olmak gibi daha geniş alana yayılan bir destek akla gelmektedir.

Günümüzde boşanan bayanlar için söz konusu nafakanın uzun süre devam ettirilmesi, özellikle yeterli geliri bulunmayan, boşayan koca için önemli bir sıkıntı kaynağı olmaktadır. Ayette böyle bir desteğin, ancak “Allah’tan korkan eski koca” tarafından yapılabileceğine işaret edilmesi, bunun boşanma sebebiyle büyük sıkıntıya düşen, işini kaybeden, hastalanan, sığınacağı bir yeri bulunmayan, sığınma evi veya huzur evi gibi yerlere sığınmak zorunda kalan eski eşin, malî durumu iyi olan eski koca tarafından, -zorunlu olmadığı halde- kendi isteği ve vicdani sorumluluk olarak desteklenmesi anlamına gelir. Ancak kocanın iddet sona erdikten sonrası için böyle bir nafaka yükümlülüğü yoktur.

5) Kusurun iddet nafakasına etkisi

Evliliğin koca tarafından sona erdirilmesi, eşi için iddet süresince nafaka hakkı doğurur. Burada ayrılığın boşama, fesih veya kocanın kusuru sonucunda meydana gelmesi, hükmü değiştirmez. Koca, ayrılık tarihinden iddet sonuna kadar eşinin yeme, içme ve barınma harcamalarını kapsayan nafakayı karşılamakla yükümlü bulunur.

a) İddet nafakası gerektiren durumlar:

1) Kadının ric’î veya bâin talakla boşanması. Burada boşamanın üç kez olmasıyla, eşin gebe olup olmaması sonucu etkilemez.

2) Evliliğin mülâane, îlâ veya muhâlea yöntemlerinden birisi ile sona ermesi. Ancak bu durumda, kadının iddet nafakasından muhâlea bedeli olarak vazgeçmesi mümkün ve caizdir.

3) Kadın Müslüman olduğu halde, kocasının İslâm’a girmemesi yüzünden evliliğin sona ermesi.

4) Evliliğin, kocanın İslâm’ı terketmesi (irtidadı) veya hanımının usûl ya da fürûundan birisiyle sıhrî haramlık doğuracak nitelikte bir fiili işlemesi (cinsel temas) yüzünden sona ermesi durumlarında kadın iddet nafakası almaya hak kazanır.[12]

Kadının kusuru olmaksızın onun tarafından meydana getirilen ayrılıklar nafaka hakkını ortadan kaldırmaz. Nitekim kocanın kadına denk olmaması veya mehrin düşük olması gibi bir sebeple ayrılıp iddet bekleyen kadınla, kocanın cinsel özürlü oluşu yüzünden ayrılan kadın her ne kadar boşamayı meydana getiren taraf gibi görünüyorsa da kusurlu eş durumunda değildir. Bu yüzden de iddet nafakası alabilir.

b) İddet nafakasını düşüren durumlar:

Evliliğin kadının kusuru sonucunda meydana gelmesi durumunda ise kocanın iddet nafakası yükümlülüğü düşer. Kadının geçerli bir evlilikten ve cinsel temas ya da sahih halvetten (yalnız olarak başbaşa kalma) sonra İslâm dinini terketmesi veya kendi isteği ile kocasının usûl veya fürûundan birisi ile sıhrî haramlık doğuran (cinsel temas) bir fiili işlemesi durumu bu niteliktedir.[13]

Fâsit bir nikâhtan dolayı ayrılan bir kadın için de iddet nafakası söz konusu olmaz. Çünkü fâsit nikâh da nafaka hakkı doğurmaz. Bu iki çeşit nafaka birbirinin benzeridir.[14]

Kadın, iddet süresince nafaka istememiş olur ve İslâm hakimine başvurarak nafaka tesbiti de yaptırmamış bulunursa, iddet sonunda nafaka düşer. Ancak eşlerin karşılıklı anlaşması veya hakim kararı ile belirlenen nafaka kendiliğinden düşmez.

Dipnotlar:

[1]. Bakara, 2/240. [2]. Bakara, 2/234. [3]. Dârimî, Vesâyâ, 28. [4]. Buhârî, Vesâyâ, 3; Tirmizî, Vesâyâ, 1; İbn Mâce, Vesâyâ, 5. [5]. Zühaylî age, VII, 659. [6]. Ebû Zehra, Usûlü’l-Fıkh, Terc. Abdülkadir Şener, 2. baskı, Ankara 1986, s.166. [7]. Talâk, 65/6. [8]. Talâk, 65/6. [9]. Nesâî, Talâk, 7; A. b Hanbel, VI, 373, 417. [10]. Bakara, 2/240. [11]. Bakara, 2/241-242. [12]. Kadrî Paşa Kodu, mad. 324; bk. H.A.K. mad. 150. [13]. bk. Bilmen, age, II, 488, 489; Kadri Paşa Kodu, mad. 325, 326. [14]. Bilmen, age, II, 488.

Kaynak: Prof. Dr. Hamdi Döndüren, Delilleriyle Aile İlmihali, Erkam Yayınları

İDDET BEKLEYEN KADININ HAK VE SORUMLULUKLARI

İddet Bekleyen Kadının Hak ve Sorumlulukları

KISACA İDDET NE DEMEK?

Kısaca İddet Ne Demek?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.