İddet Nedir?

İddet, sözlükte belirli sayı, boşanan veya kocası ölen kadının yeniden evlenebilmek için beklemesi gereken süre mânâsına gelir. İddet süresi, çoğunlukla kadının ay hâli (hayız) sayısını veya ayları sayarak belirlendiği için bu kelimeyle ifade edilmiştir.

Eşlerin bir araya gelmediği sadece mücerret kalmış, fiilî/cinsî birliktelik olmamış nikâh akdi için iddet beklemek gerekmez. (Bkz: el-Ahzab, 49)

BOŞANMIŞ KADININ İDDETİ

Boşanmış kadının iddeti, hâmile değilse ve ay hâli (hayız) görecek bir yaştaysa üç hayız ve temizlenme süresince iddet bekler. (Bkz: el-Bakara, 228, 241) Meselâ kadın temiz günlerinde boşanmışsa, üçüncü ay hâlinden sonra temizlenince iddeti tamamlanmış olur. Hayızlı olduğu günlerde boşanmışsa, içinde boşandığı ilk hayız dışındaki üçüncü hayzın sonunda iddeti bitmiş olur.

Kocası vefât eden kadının iddeti, hâmile ise, doğumla sona erer. Hâmile değilse, onun iddeti dört ay, on gündür. (Bkz: el-Bakara, 234)

Kocanın ölümü veya boşanma sırasında hâmile olan kadının iddetinin doğumla sona ereceği, konusunda ise görüş birliği vardır. (Bkz: et-Talak, 4)

İDDETLİ KADINI KORUYUCU TEDBİRLER NELERDİR?

İddet bekleyen kadının bu dönemde başka bir erkekle nişanlanması câiz değildir. Boşamanın ric’î veya bâin talakla olması neticeyi değiştirmez. Kocası vefât eden kadına ise, iddet süresi içinde üstü kapalı evlenme teklifinde bulunulması câiz görülmüştür. (Bkz: el-Bakara, 235) İddet bekleyen kadının bu süre içinde başka bir erkekle evlenmesi de câiz değildir.

İddetli kadının iffetini koruyucu birtakım tedbirler de alınmıştır. Bunları da başlıklar hâlinde şöyle sıralayabiliriz: Seyahat özgürlüğünde birtakım sınırlamalar, mesken güvencesi, boşanan eşlerin iddet süresince birbirleriyle münâsebetleri, iddet bekleyen kadının nafakası, iddet bekleyen kadının yas tutması, iddet esnasında ölüm gerçekleşirse miras durumu ve bu süre zarfında doğan çocuğun nesebi…

Kaynak: Melike Şahin, Şebnem Dergisi, 129. Sayı, Kasım 2015

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.