Hatıb Bin Ebi Beltea (r.a.) Kimdir?

 Hatıb Bin Ebi Beltea (r.a.) Resûlullah Efendimiz'in Mısır Mukavkısı'na gönderdiği elçi... Sûreti ve sözü güzel bir yiğit... Kıvrak bir zekâ, kuvvetli hitâbet ve ikna edici konuşma kabiliyetine sahip bir tebliğ eri...

Hatib Bin Ebi Beltea (r.a.), genç yaşında Yemen'den Mekke-i Mükerreme'ye geldi. Ubeydullah İbni Humeyd İbni Züheyr'in himâyesine girdi. Bir müddet sonra mükâtebe yoluyla azât oldu. Cahiliye devrinde şâirliği ve süvâriliği ile meşhurdu. İyi ata biner ve güzel şiir söylerdi. Erkam'ın evinde İslâm'la şereflendi. Medine-i Münevvere'ye ilk hicret edenlerden oldu. Resûl-i Ekrem Efendimiz onu Ruhayle İbni Hâlid ile kardeş yaptı.

Hatib Bin Ebi Beltea (r.a) Bedir, Uhud, Hendek Gazvelerine iştirak etti. Hudeybiye'de bulundu. Uhud'da Ayneyn tepesine yerleştirilen okçular arasında yer aldı. Savaşın seyri müslümanlar aleyhine dönünce İki Cihan Güneşi Efendimizin yanına geldi. Onun yaralandığını ve dişinin kırıldığını görünce hiddetle meydana atıldı. Bunu yapan Utbe İbni Ebi Vakkas'a hücum etti. Bir hamlede onu öldürdü.

O, imanı gür, teslimiyeti tam, sevgi dolu, cesûr, fedakâr bir kahramandı. Hangi hizmet verilse onu yapardı. Beni Mustalik Gazvesinde müslümanlar susuz kaldı. Sevgili Peygamberimiz ona bir kuyu kazmasını emretti. O da derhal bu emri yerine getirdi. Hayber gazâsında yahudilerle kahramanca savaştı. Kalelerini muhasara etti.

MUKAVKIS'IN İSLAM'A DAVET EDİLMESİ

Fahr-i Kâinat (s.a) Efendimiz onu hicretin altıncı yılında bir mektupla Mısır Mukavkısı Cüreyc İbni Mina'ya elçi olarak gönderdi. İslam'a davet eden bu mektubu Hatib (r.a) bizzat kendi eliyle Mısır kralına verdi. Aralarında şöyle bir konuşma geçti:

Mukavkıs: -Sizi gönderen zâttan bana haber verin. O bir peygamber midir?

Hâtib: -Evet, o bir peygamberdir.

Mukavkıs: -O gerçekten Peygamber ise kendisini öz yurdundan çıkaran kavmine ve düşmanlarının helâkine niçin beddua etmiyor?

Hâtib: -Tanrılık iddia etmesine rağmen Firavun hemen helâk edilmedi. Hazreti İsâ kendi memleketinde ezâ görmesine, yahudiler tarafından çarmıha gerilmek istenmesine rağmen kavmine beddua etmedi. Nihayet Allah Teâlâ onu kendi katına aldı. Meryemoğlu İsâ kavminin helâk edilmesi için bedduâ etse olmaz mıydı?

PEYGAMBERİMİZİN İSLAM'A DAVET MEKTUBU

Bu cevaplardan çok memnun kalan Mısır Mukavkısı, Hâtib'a: Sen hikmetli bir zâtın yanından gelen hakîm birisisin, birkaç gün yanımızda kal dedi. Onu beş gün misafir etti. Hikmetli zâtın hikmetli elçisine hürmet etti, ikramlarda bulundu. Efendimizin mektubunu özel bir kutu içine koydu ve câriyesine teslim etti. Bu mektub 1850 tarihinde Mısır'ın Ahmin bölgesinde eski bir manastırda kitaplar arasında bulundu. Sultan Abdülmecid Hân onu satın alarak Topkapı Sarayı, Mukaddes Emanetler bölümüne koydu.

Mukavkıs, Peygamber Efendimize sunulmak üzere iki câriye ve çok kıymetli hediyelerle Hâtib'ı yolcu etti. Mâriye ve Sîrîn adındaki câriyeler yolda müslüman oldular. Sevgili Peygamberimiz Mâriye ile evlendi. Oğlu Hz. İbrahim ondan doğdu. Sîrîn'i de "şâir-i Nebî" Hassan İbni Sabit'e verdi.

HATİB'İN MEKTUBU

O, iyi bir diplomattı. Medine'ye dönünce Mekke fethi için hazırlıkların yapıldığını gördü. Mekke'de bulunan akrabalarının hayatından endişe duymaya başladı. Yakınlarına olan merhametinden ve onları himâye altına almak gibi bir düşünce ile  Kureyş'in ileri gelenlerine bir mektup yazdı. Durumu onlara bildirdi. Sevgili Peygamberimiz ise, yaptığı hazırlıkları gizli tutuyor ve karşı tarafın duymasını istemiyordu. Maksadını birkaç sahâbiye açmıştı. Hâtib da onlardan biriydi. Mektupta şunlar yazılıydı:

"Ey Kureyş ahalisi! Hiç şüpheniz olmasın ki, Rasûlullah üzerinize gece karanlığı gibi korkunç, sel gibi bir orduyla gelmek üzeredir. Allah'a yemin ederim ki, Rasûlullah tek başına da kalsa Allah onu muzaffer kılar. Zira bu Allah'ın ona bir vaadidir. Başınızın çâresine bakınız."

Ebu Leheb'in müşrik câriyesi Sâre o sırada Medine'de idi. Hâtib mektubu onunla gönderdi. Allah Teâlâ bu olayı Habîbine vahiyle bildirdi. Bunun üzerine Sevgili Peygamberimiz ashaptan Hz. Ali, Zübeyr ibni Avvam ve Mikdad İbni Esved radıyallahu anhüm'ü çağırdı. Onları görevlendirdi ve:

"Hâh mevkine vardığınızda bir kadına rastlayacaksınız. O beraberinde bir mektup götürmektedir. Kendisini yakalayıp mektubu alınız!" diye tâlimat verdi.

HATİB'İN SAVUNMASI

Sahabîler derhal hareket etti ve Hah mevkiinde kadını yakaladılar. Karşılıklı sözlerden sonra mektubu ele geçirdiler. Medine'ye döndüler. Efendimiz mektubu alınca Hâtib'ı çağırttı. "Ya Hâtib bu nedir?" dedi. O da: "Ya Rasûlallah acele karar vermeyiniz. Benim bu teşebbüsüm, kâfirlerden yana olmak dinimden dönmek onlara yardım etmek için değildir. Sadece Mekke'deki akrabalarımı korumak ve onları himaye etmek gayesine mâtufdur" dedi. Hâtib'ın savunmasını Fahr-i Kâinat (s.a) Efendimiz kabul etti. Fakat sahâbe-i kiram bu olayı içlerine sindiremedi. Hatta Hz. Ömer öldürülmesini istedi. Efendimiz onu ve ashâbını yatıştırmak için: "Ey Ömer! Bu zât Bedir savaşına katıldı. Allah Teâlâ onlar için ?Ne isterseniz yapınız. Ben sizi bağışladım.' buyurdu" dediğini hatırlattı. Bunun üzerine Hz. Ömer ve ashâb-ı kiram sâkinleşti.

MÜMTEHİNE SURESİ'NİN MEALİ

Bir müddet sonra da şu âyet-i kerime nâzil oldu: "Ey iman edenler! Benim de sizin de düşmanınız olanları dost edinmeyin." (Mümtehine Sûresi: 1)

O, Hz. Ebû Bekir (r.a) devrinde Mısır'a tekrar elçi olarak gönderildi. Kendisinden birkaç tane hadis-i şerif rivayet edilen Hâtib (r.a) yetmiş yaşlarında iken Medine'de vefat etti. Hz. Osman (r.a) cenâze namazını kıldırdı. Bakî kabristanlığına defnedildi. Cenab-ı Hak şefaatlerine mazhar eylesin. Amin.

Kaynak: Mustafa Eriş, Altınoluk Dergisi, 1998 - Aralık, Sayı: 154, Sayfa: 026

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.