Enver Paşa Kimdir?

Enver Paşa kimdir? Osmanlı'nın son Harbiye Nazırı ve Genelkurmay Başkanı, Turan Orduları'nın Başkomutanı… Gazi ve Şehit Enver Paşa'nın mücadelelerle dolu hayatı.

Haber: Murat Karadeniz

Osmanlı’nın son dönemine damgasını vuran isimlerden Enver Paşa, hayatını cepheden cepheye koşarak geçirdi. Balkanlar’dan Trablusgarp’a, Kafkasya’dan Türkistan’a kadar birçok cephede görev alan Paşa, 1. Dünya Savaşı sonrasında yönünü Türkistan’a çevirdi. Amacı, Rus yayılmacılığına karşı bölge halkının bağımsızlık mücadelesine öncülük etmekti.

Enver Paşa, 4 Ağustos 1922 Kurban Bayramı sabahı, Tacikistan’daki Pamir Dağları eteklerinde bulunan Çeğen Tepesi’nde Bolşevik güçlerin baskınına uğradı. Yanında az sayıda silah arkadaşı bulunmasına rağmen, ağır makineli silahlarla kuşatılan Paşa, kaçma fırsatına rağmen son ana kadar direnişi tercih etti.

Çatışmaya yalınkılıç giren Enver Paşa, Rusların mitralyöz ateşiyle koynunda taşıdığı Kur’ân-ı Kerîm delik deşik hâle gelirken, kendisi de oracıkta şehit düştü. Enver Paşa'nın şehadeti, Türkistan’daki özgürlük mücadelesinin sembol anlarından biri olarak hafızalara kazındı.

ENVER PAŞA’NIN HAYATI

1881 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Enver Paşa, ilk öğrenimini Soğukçeşme Askerî Rüştiyesi’nde tamamladı. 1899 yılında Harp Okulu'ndan piyade teğmeni rütbesiyle mezun oldu, ardından Harp Akademisi’ni 1903’te kurmay yüzbaşı olarak bitirdi.

Askerî kariyerine Selânik’teki Üçüncü Ordu’da başlayan Enver Paşa, kısa sürede yükselerek 1906 yılında binbaşı rütbesine ulaştı. Aynı dönemde İttihat ve Terakkî Cemiyeti’nin kurucuları arasında yer aldı ve özellikle Makedonya’daki ihtilal faaliyetlerinde etkin rol üstlendi.

1908 yılında II. Meşrutiyet’in ilanında önemli katkı sağlayan Enver Paşa, bu süreçte halk arasında "Hürriyet Kahramanı" olarak tanındı.

Trablusgarp Cephesinde Sessiz Direniş: Enver Paşa’nın Gözüpek Mücadelesi

Afrika’daki son Osmanlı toprağını savunmak için Osmanlı ordusunun genç ve idealist subayları, Harbiye Nezareti’nin resmi izni olmaksızın, sahte kimlik ve kıyafetlerle büyük bir gizlilik içinde Trablusgarp’a ulaştı. Bu gönüllü direnişçiler arasında Enver Paşa da vardı. Trablus’a doğru yola çıkarken bir mektubunda şu sözlerle kararlılığını dile getirmişti:

“Trablus artık kaybolmuş sayılır. Buna rağmen neden gidiyorum? Bütün Müslüman dünyasının bizden beklediği bir vazifeyi yerine getirmek için gidiyorum.”

Savaşın gerektirdiği lojistik desteğin büyük ölçüde yetersiz olduğu cephede, Enver Paşa, halifenin damadı olması dolayısıyla sahip olduğu itibarı kullanarak kendi adına kâğıt para bastırdı ve bölgedeki ekonomik ihtiyaçları bu yolla karşılamaya çalıştı.

Bingazi’ye ulaşmasının ardından, Enver Paşa ve diğer Osmanlı subaylarının olağanüstü gayretleriyle yalnızca 500–600 kişilik olan direniş gücü kısa sürede 20 bin kişiye ulaştı. Yokluklar ve zorlu coğrafi şartlara rağmen, gönüllü Arap birlikleriyle birlikte hareket eden Osmanlı mücahitleri, son teknolojiyle donatılmış İtalyan kuvvetlerine karşı bir yıl süren direnişin sonunda onları kıyıya sıkıştırmayı başardı. Bu mücadele, Trablusgarp Direnişi’ni tarihe altın harflerle yazdıran bir savunma destanı hâline getirdi.

Balkan Savaşları ve Babıâli Baskını: Enver Paşa’nın Askerî ve Siyasi Hamleleri

Birinci Balkan Savaşı’nda Osmanlı ordusu ağır bir yenilgi yaşadı. Bulgar ordusunun ilerleyişi, Enver Paşa’nın büyük çabaları sayesinde Çatalca hattında durduruldu. Savaş, 1913 yılında imzalanan Londra Antlaşması ile sona erdi.

23 Ocak 1913’te ise Enver Paşa, İttihat ve Terakki’nin düzenlediği Babıâli Baskını’nda aktif rol aldı. Bu müdahale sonucunda Sadrazam Kamil Paşa istifa etmek zorunda kaldı ve İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin iktidarı ele geçirmesi sağlandı. Enver Paşa, hem sahada hem de siyasette etkili hamleleriyle Osmanlı yönetiminde belirleyici bir figür haline geldi.

Edirne’nin Kurtarılması ve Enver Paşa’nın Askerî Başarısı

Balkan Savaşları’nın ardından kaybedilen Tekirdağ, Kırklareli ve Edirne’nin geri alınmasında Enver Paşa önemli bir rol üstlendi. Balkan devletleri arasındaki anlaşmazlığın tetiklediği İkinci Balkan Savaşı fırsat bilinerek düzenlenen harekât sonucunda, Bulgar işgali altındaki Doğu Trakya Midye-Enez Hattı’na kadar düşman bölgeden temizlendi.

Sınırın öte yanındaki Müslümanlara yönelik ağır kıyım ve zulümlere kayıtsız kalmayan Enver Paşa ve birlikleri, Midye-Enez hattını aşarak Batı Trakya’nın büyük bir bölümünü Bulgar ordusu ve çetelere karşı temizledi. Bu operasyon, bölgede yaşayan Müslümanların rahat nefes almasını sağladı.

Başarıları takdir edilen Enver Paşa, bu dönemde albaylığa, ardından tuğgeneralliğe terfi etti. 1914 yılında ise Sait Halim Paşa hükümetinde Harbiye Nazırı olarak göreve başladı.

Osmanlı’ya Damat Olması ve Askerî Reformları

Enver Paşa, Osmanlı hanedanıyla olan bağlarını güçlendirmek amacıyla Şehzade Süleyman’ın kızı Naciye Sultan ile evlendi. Bu evlilik, onun hem saray içinde hem de askerî çevrelerdeki konumunu pekiştirdi.

Orduda köklü düzenlemelere imza atan Enver Paşa, Fransız modelini terk ederek Almanya’nın askerî stilini benimsemeyi tercih etti. Bu değişiklikle Osmanlı ordusunun disiplin ve organizasyon yapısında önemli reformlar gerçekleştirdi.

Osmanlı Devleti’nin 1. Dünya Savaşı’na Girişi: Enver Paşa ve Zor Seçimler

Enver Paşa’nın Almanya’ya yönelik yakınlığı, bilinçsiz bir bağlılıktan ziyade stratejik bir tercihti. Almanların savaşı kazanmasının ardından Türkiye’nin de sırasının geleceğini öngören Enver Paşa, Almanya’dan temin edilen silahların bir kısmını cephelere göndermeyip Anadolu’nun derinliklerinde depoladı. Bu silahlar, ilerleyen yıllarda Kurtuluş Savaşı’nda etkin şekilde kullanıldı; aralarında 791 bin tüfek, 4 bin makineli tüfek ve 945 top da vardı.[1]

Savaş öncesinde Osmanlı yönetimi, Sultan 2. Abdülhamit’in başlattığı denge politikasını İttihat ve Terakki döneminde de sürdürüyordu. Avrupa’da savaş patlak verdiğinde Babıâli, Londra’ya başvurarak Boğazlar ve toprak bütünlüğü konusunda garanti verilmesi halinde, Almanya ile olan ittifakına rağmen savaşa girmeyebileceklerini bildirdi. Ancak İngiltere, Rusya ile yaptığı gizli anlaşmalar gereği bu teklife sıcak bakmadı. Zira Osmanlı topraklarının paylaşımı çoktan karara bağlanmıştı. Kısaca, savaşa katılmasa dahi Osmanlı’nın bu büyük güçler arasında parçalanması kaçınılmazdı. Bu nedenle Almanya’nın yanında yer almak, başka bir seçenek olmaktan uzaktı.

Enver Paşa, Bakü Kongresi’nde şunları söylemişti:

“Bizi doğrudan doğruya boğazlamak isteyen Çarlık Rusya ve İngilizlere karşı, yalnız hayatımızı bağışlamaya razı olan Almanlarla yan yana harp ettik.”

Enver Paşa’nın komutasındaki Osmanlı ordusu, Suveyş Kanalı ve Sarıkamış harekâtlarında ağır yenilgiler almasına rağmen, Çanakkale, Irak ve Hicaz cephelerinde büyük başarılar elde etti. Amcası Albay Halil Bey, Kut’ül Amare’de İngilizlere karşı tarihin en ağır yenilgilerinden birini yaşattı. Çanakkale’de düşman birlikleri geldikleri gibi geri çekilirken, Fahrettin Paşa savaş boyunca Medine’yi düşmana teslim etmedi. Doğu Anadolu ve Kafkaslar ise Rus ve Ermeni güçlerinden temizlendi.

Sarıkamış Felaketinin Sorumlusu Kim?

Sarıkamış Harekatı’nda yaşanan büyük felaketin sorumlusu olarak Enver Paşa sıkça gösterilse de, olayların detayları farklı bir tablo ortaya koyuyor. Enver Paşa, gece gündüz demeden, en tehlikeli avcı hatlarına kadar gidip en ön mevzilerde bulunarak askerlerine moral verdi. Uyarıları ve ricaları dikkate almaması eleştirilen Enver Paşa, karargâhıyla birlikte soğukta açlıkla mücadele etmiş, keyif çatmamıştı. Onun da askerleri gibi üşüdüğü, aç kaldığı ve en ön saflarda savaştığı bilinmektedir.

Sarıkamış planına göre, Üçüncü Ordu’nun bir kolordusu Allahuekber Dağları’nı aşarak Sarıkamış’ı kuşatacaktı. Ancak bazı komutanların “Sarıkamış’a ilk giren olma” arzusu ile kendi başlarına harekete geçmeleri, Hafız Hakkı Bey’in kaçan Rus birliklerini takip ederek kuşatma hattını gereksiz yere genişletmesi ve on binlerce askerin kışlık elbisesi olmadan uzun ve zorlu bir dağ yoluna sevk edilmesi büyük felakete yol açtı.

Enver Paşa’nın dindarlığı, hilafet kurumuna ve padişaha bağlılığı, bazı çevreler tarafından “tehlikeli” olarak değerlendirildi. Ayrıca, Anadolu hareketi döneminde Enver Paşa’yı gözden düşürmek amacıyla ortaya atılan “90 bin şehit” iddiası, Rusların dahi “donarak hayatını kaybeden 23 bin Türk askerini defnettikleri” açıklamalarına rağmen günümüzde de tartışma konusu olmaya devam etmektedir.

Bu karmaşık tablo, Sarıkamış felaketinin tek bir kişiye yüklenemeyecek çok yönlü sebepleri olduğunu göstermektedir.

Enver Paşa’nın Turan Ülküsü ve Son Mücadele Yılları

1. Dünya Savaşı’nın Osmanlı için mağlubiyetle sonuçlanmasının ardından Enver Paşa, diğer İttihatçılarla birlikte yurttan ayrıldı. İlk olarak Kafkasya’ya, ardından da Berlin’e yöneldi. Rusya’ya geçişi ise zorlu ve tehlikeli bir süreçti; sahte kimliklerle giriş yaptığı bu yolculuklarda bir kez tutuklandı, bir keresinde ise uçağı düştü. Ancak üçüncü denemesinde Moskova’ya ulaşmayı başardı.

Sovyetler Birliği’nden beklediği desteği bulamayan Enver Paşa, yönünü Buhara’ya çevirdi. Burada, Ruslara karşı direnen Özbek direnişçileri örgütlemeye çalıştı ve Turan ülküsü uğruna mücadeleye devam etti. Bu son dönemleri, onun idealleri için verdiği kararlı ve zorlu bir savaş olarak tarihe geçti.

Basmacı Hareketi ve Enver Paşa’nın Türkistan Mücadelesi

Halifenin damadı ve orduların başkomutanı sıfatıyla Sovyet Rusya ve Türkistan’a adım atan Enver Paşa, parçalanmış Rusya’da özellikle Orta Asya Türklerinin güçlü desteğini kazandı. Bu destek sadece Türk kökenlilerle sınırlı kalmayıp, Türk olmayan Tacikler de Basmacı hareketi çatısı altında birleşti. Hareket, bölgedeki tüm Müslümanları kapsayan geniş bir direniş cephesi oluşturdu ve Enver Paşa’ya son ana kadar sadık kaldılar.

Şubat 1922’de komutasındaki Basmacı birlikleriyle Duşanbe’yi ele geçiren Enver Paşa, burada bulunan Sovyet garnizonunu esir aldı. Daha sonra Horasan bölgesine yönelerek Kızıl Ordu birliklerinin Buhara ve Horasan’dan çekilmesini talep etti. Ancak 28 Haziran 1922’de gerçekleşen Kafiran Savaşı’nın kaybedilmesiyle birlikte, Enver Paşa ve destekçileri dağlara çekilmek zorunda kaldı.

Enver Paşa’nın Vefatı ve Mirası

4 Ağustos 1922 Kurban Bayramı sabahı Tacikistan’da, Belçivan yakınlarında gerçekleşen çatışmada Enver Paşa, Kızıl Ordu komutanı Agop Melkovian’ın kuşatmasını yarmak için yalınkılıçla saldırıya geçti. Bu cesur mücadelede, koynunda taşıdığı Kur’ân-ı Kerim ile yaralanan Enver Paşa, şehit düştü.

Paşa’nın naaşı, Tacikistan sınırları içindeki Abıderya Köyü’ndeki Çegan Tepesi’ne defnedildi. Zamanla mezarı, evliya türbesi haline gelerek yerli halk tarafından uzun yıllar ziyaret edildi.

Enver Paşa’nın Rusya’daki mücadelesinin başladığı 1918’den itibaren, bölgede doğan erkek çocuklar arasında “Enver” ismi en çok tercih edilen isimlerden biri oldu; bu da onun bıraktığı derin izlerin bir göstergesi olarak değerlendiriliyor.

Enver Paşa’nın Kabri ve Anıtmezar Töreni

Enver Paşa’nın kemikleri, şehit düştüğü tarihin 74. yıl dönümünde Türkiye’ye getirildi. 4 Ağustos 1996 tarihinde düzenlenen resmi devlet töreniyle, İstanbul’daki Hürriyet-i Ebediyye Tepesi’ndeki anıtmezara defnedildi. Enver Paşa, burada diğer İttihatçı kader arkadaşlarının yanına son yolculuğuna uğurlandı.

Dipnot:

[1] Edward j. Erickson, 1. Dünya Savaşı’nda Osmanlı Ordusu

 

İslam ve İhsan

OSMANLI PADİŞAHLARI VE HAYATLARI

Osmanlı Padişahları ve Hayatları

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.