Engelli Evlâdına Bakan Bir Annenin veyâ Babanın Hizmetleri İbâdet Yerine Geçer mi?
Engelli evlâdına bakan bir annenin veyâ babanın hizmetleri ibâdet yerine geçer mi?
Hasta ve engelli olmak bir imtihân unsuru olduğu gibi, bir hasta ve engelliye bakmak zorunda olmak da imtihânın bir parçasıdır. Engellinin çektiği acıyı başka birinin, aynıyla hissetmesi elbette mümkün değildir. Bununla birlikte engelli doğan/kalan bireyin anne-babası da büyük ihtimâlle çocukları için çok yoğun duygular yaşamakta, çoğunlukla Müslüman olma şuûr ve hassâsiyetiyle hareket ederek ellerinden geleni yapmaya gayret göstermektedirler.
Günümüzde engelli bir çocuğa bakmak durumunda olan fedâkâr âileler bulunmaktadır. Şu bilinmelidir ki, insân bu dünyâya âhireti kazanmaya gelmiştir. Bu durumdaki kimseler, zor da olsa sabır ve rızâ göstermelidir.
Yakınları arasında hasta veyâ engelli olan kimselere önemli vazîfeler düşmektedir. Bir kazâ, bir hastalık sonucu engelli hâle geleni, eşi, çocukları, ana babası veyâ kardeşleri terk etmemelidir. Unutulmamalıdır ki; her insânın başına her türlü kazâ belâ gelebilir.[1]
Müslüman, acı sâhibini yalnız bırakmamaya çalışır, özellikle yakın çevresiyle bire-bir ilgilenir. Bütün bu yaptıklarını bir farzı kifâye olarak görür. Yâni lutfedip yaptığı bir iş değil, karşılığını Allâh’tan bulacağı, bize Allâh’ın emri olan bir iş olarak görür.
“Benim hoşnutluğumu zayıflarınız(a yardım)da arayın. Sizler ancak zayıflarınız sebebiyle yardım görürsünüz.”[2] meâlindeki Kutsî Hadîs-i Şerîfi şerh eden Ali el-Kârî, İbn Melek’in şöyle dediğini nakleder: “Yâni onların hukûkunu korumaya ve kalplerini hoş tutmaya bakın. Zîrâ Allâh Teâlâ nezdinde onlarınkinden daha üstün ve yüce bir makâm bilmiyorum. Kim onlara ikrâmda bulunursa, Allâh’a ikrâm etmiş, kim de onlara eziyet ederse, Allâh’a ezâ vermiş olur.”[3]
Rabbimizden gelen hediyeler güzel, hoş ve mükemmel olursa ne ala… O zamân “çok şükür, elhamdülillâh” demesi kolay. Peki ya verdiği armağan hoşa gitmezse, o zamân da yüzünü ekşitmeden sabretmek hattâ ona da sevâp vesîlesi olduğu için şükretmek gerekmez mi? İşte teslimiyet, asıl bu zamânlarda ölçülür.
Hastanın bakımı ve hizmeti, kimi zamânlar çok yorucu olabilir. Bu yüzden bakım ve ilgiye muhtâç bir hasta ile ilgilenenler sabır taşı olmalıdırlar. Duymadıklarını duymaya, görmediklerini görmeye hazır olmalıdırlar. Bilhassa yatalak hastaların bakımı, o hastaların artık çekilmez görüldüklerini hissetmeden yapılabilirse büyük bir kazanç elde edilir.[4]
SABREDENLERİ MÜJDELE!
Rabbimiz bütün insânları imtihân maksâdı ile bu dünyâya göndermiştir. Bu imtihân, îmânla alâkalı husûslarda olacağı gibi, bedenlerimiz, elimizdeki mallar ve benzeri dünyevî nîmetler üzerinden de olmaktadır. Hasta ve engelli olmak bir imtihân unsuru olduğu gibi, hasta ve engelliye bakmak zorunda olmak da imtihânın bir parçasıdır. Kitâbımız Kur’ân, bu husûsu bize şöyle bildirmektedir: “Andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla, bir de mallar, canlar ve ürünlerden eksilterek deneriz. Sabredenleri müjdele.” (Bakara sûresi 155. âyet) Yaptığı her işinde muhakkak bir hikmet bulunduğuna îmân ettiğimiz Rabbimizden, bize gelecek her hangi bir musîbete bu çerçeveden bakmaya gayret etmelidir. Anne baba, sağlam veyâ özürlü nasıl yarattı ise çocukları yaratıldıkları gibi kabûl etmeli, Allâh’ın bir emâneti olarak görmelidir. Hangi çocuğun ileride hayırlı olacağına biz karar veremeyiz. Sağlam doğup büyütülen nice çocuk ebeveynlerine âsî olabilmekte bâzen çocukken özel ilgilendiğimiz özürlü bir çocuğumuz bu dünyâda iken bile en hayırlı evlât olabilmektedir.
Engelli çocuğa sâhip olan anne-baba çocuklarının kendilerine bir emânet olduğu bilinciyle hareket ettiklerinde yaşadıkları zorluklara daha râhat göğüs gerebilecektir.[5]
Mü’mîn İnsânın Çektiği Hiçbir Sıkıntı Boş Değildir, Boşuna Değildir
Mü’mîn insânın çektiği hiçbir sıkıntı boş değildir, boşuna değildir. Çekilen sıkıntıların büyüklüğü kadar da karşılığının verileceği, hiçbir zamân unutulmamalıdır. Sevgili Peygamber Aleyhisselâm Efendimizin, Allâh’a yakınlığı, kulluktaki üstün makâmları, herkesin bildiği bir durumdur. Buna rağmen O (s.a.s), sıradan bir insânın tahammül bile edemeyeceği sıkıntılara göğüs germiştir. Yetîm doğmakla başlayan hayâtı, sıkıntılar, mücâdeleler içinde geçmiştir. Allâh’ın kaderine râzı olan mü’mîn, ne kadar sıkıntı çekerse o kadar ecir kazanacaktır. Engelli evlâdı olan anne-baba, Allâh’ın kendilerine bahşetmiş olduğu nîmetleri hatırlayıp ellerinden geleni yapmaya çalışmalıdır. Daha beter sıkıntıların da olabileceğini düşünmelidir.
Yavrumuz engelli doğdu veyâ sonradan başına bir şey geldi diye onu sokağa atamayız. Belki hem ağlarız, hem de yapabileceğimizi yapmaya çalışırız. Elimizden bir şey gelemiyorsa duâ ederiz. Rahatsızlığın tedâvîsi anlamında bir sonuca ulaşabilirsek, o sonucu da Rabbimizin ihsânı olarak görürüz. Hiçbir şey elde edemezsek, sabrımızla, tevekkülümüzle ve gayretimizle yine de sevâp kazanmış oluruz.
Dipnotlar:
[1] http://www.mustafaoselmis.com.tr/engelliler/
[2] Ebû Dâvûd, “Cihâd” 77; Tirmizî, “Cihâd” 24.
[3] Ali el-Karî, Mirkatu’l-Mefâtîh, IX, 99.
[4] http://www.yeniakit.com.tr/yazarlar/nureddin-yildiz/hasta-olduk-ne-yapalim-17999.html
[5] Kulaksızoğlu, Adnan; Engelli Çocuk ve Ergenlerin El Kitabı, s.294-295.
Kaynak: Hasan Serhat YETER, Engellinin İlmihâli, 2022









YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!