Bu Dünyâda Engelli Olarak Yaşamânîn Hikmeti Nedir?

Bu dünyâda engelli olarak yaşamânîn hikmeti nedir?

İnsanın yeryüzünde karşılaştığı sıkıntı ve problemler, pek çok sebepten kaynaklanabilmektedir. Bunların kimisi, kişinin kendisinin ihmâlinden (tedbîrsizliği ve hatâlarından) kaynaklanmakta, kimisi de deprem, sel, yıldırım düşmesi gibi tabîi âfetler netîcesinde irâdesi hâricinde cereyân etmektedir. Şimdi bunları inceleyelim:

  • a) Küllî irâde ve imtihân:

İnsanların mallarına ve canlarına maddî veyâ mânevî isâbet eden az veyâ çok herhangi bir musîbet ancak Allâh’ın izni ve irâdesi ile meydâna gelir.

“Allâh’ın izni olmaksızın hiçbir musîbet başa gelmez…”[1] anlamındaki âyet bu gerçeği ifâde etmektedir. İnsana elem veren durumlar, sonuçta hep Allâh’ın izni, irâdesi ve takdîri ile oluşur. Allâh’ın takdîri olmadan, bırakın insânın bedeninde veyâ organlarında herhangi bir ârıza ve hastalık olmasını, insânın ölmesi bile mümkün değildir.[2]

Dünyâ hayâtında insân, sürekli bir imtihân içindedir. Başa gelen musîbetlerin birer imtihân olduğu gerçeği, âyet-i kerîmede şöyle ifâde edilmektedir:[3]

“Her can ölümü tadacaktır. Sizi bir imtihân olarak kötülük ve iyilikle deneyeceğiz. Hepiniz de sonunda bize döndürüleceksiniz.”[4]

Dünyâda iken insânların çeşitli imtihânlardan geçirileceği âyetlerde şöyle bildirilmektedir:

“And olsun ki, mallarınız ve canlarınız konusunda imtihâna çekileceksiniz ...”[5]

“… Sizi bir imtihân olarak kötülüklerle ve iyiliklerle imtihân edeceğiz...”[6]

“Biliniz ki, mallarınız ve çocuklarınız birer imtihân (fitne) sebebidir ve büyük mü­kâ­fâ­t Allâh’ın katındadır.”[7]

İnsanın başına gelen musîbetler, ilâhî bir takdîr netîcesi oluşur. Allâh, dilediğini yapar. Doğumlar, ölümler, âfetler ve musîbetler, kısaca iyi veyâ kötü, hayır veyâ şer her şey O’nun irâdesi ile meydâna gelir. Dolayısıyla insânların canlarına ve mallarına zarâr veren her türlü musîbet, ancak Allâh’ın izni ve takdîri ile meydâna gelmektedir. Şu âyetler bu konuya ışık tutmaktadır:

“De ki: «Allâh’ın bizim için yazdığından başkası aslâ bize erişmez. O, bizim mevlâmızdır.» Onun için mü’mînler yalınız Allâh’a güvenip dayanmalıdır.”[8]

“Yeryüzünde ve kendilerinizde meydâna gelen bir musîbet yoktur ki, Biz onu uygulamaya koymadan önce bir Kitâp’ta yazılı olmasın. Şüphesiz bu, Allâh’a göre kolaydır!”[9]

Bu âyetlerde; musîbetlerin, ilmî ilâhînin nakşedildiği Levh-ı Mahfûz’da yazılı olduğu bildirilmektedir. Her şeyin kaderinin yazılmasının gerekçesini ise, yüce Allâh şöyle bildirmektedir:

“(Allâh bunu) elinizden çıkana üzülmeyesiniz ve Allâh’ın size verdiği nîmetlerle şımarmayasınız diye açıklamaktadır. Çünkü Allâh, kendini beğenip böbürlenen kimseleri sevmez.”[10]

Sonuç olarak yeryüzünde bütün olup bitenler Allâh’ın izni ve takdîri ile olmuştur. “Niçin bunlar oldu, niçin bunlar başıma geldi” diye üzülmenin bir faydâsı yoktur. İmtihân, bu dünyâdadır ve sürelidir. Sabredenlere, mükâfâtları istisnâsız  verilecektir. Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:

“… Elbette sıkıntılara göğüs gerenlere mükâfâtları hesâpsız verilecektir![11]

Peygamberimiz (s.a.s), Cennet’i kazanabilmesi için mü’mînin imtihânın bu dünyâda ağır ve uzun süreli olabileceğini şöyle ifâde etmektedir:

“Mü’mîn erkek ve mü’mîn kadın, Allâh’a günâhsız olarak kavuşuncaya kadar, kendisinden çoluk-çocuğundan ve malından belâ eksik olmaz.”[12]

İnsanın sağlığını, canını ve malını koruması, tehlikelerden sakınması, tedbîrli olması, Allâh’ın bir emridir. Bütün tedbîrlere rağmen, insân musîbetlere mâruz kalabilir. Peygamberler de musîbetlere mâruz kalmışlardır.[13] Çünkü herkes bu dünyâda imtihândadır. Önemli olan bu imtihânı ister engelli isterse engelsiz olsun, sabır, şükür, takvâ, infâk vb. güzel amellerle en iyi bir şekilde vererek kaybetmemektir. Kişiyi üstün kılacak olan da budur.

  • b) İnsanların hatâları, ihmâl ve kusûrları:

İnsanın yeryüzünde karşılaştığı sıkıntı ve problemler, pek çok sebepten kaynaklanabilmektedir. Bunların kimisi, kendi irâdesi hâricinde cereyân etmekte kimisi de insânın kendisinden kaynaklanmaktadır.

Musîbetlerin meydâna gelmesinde insânların kusûrlarının da bulunduğunu yüce Allâh, birçok âyette bildirmektedir. İnsanın kendi ihmâli ve hatâsı netîcesinde başına gelen olaylarla ilgili olarak şu âyet dikkat çekicidir:

“Başınıza gelen herhangi bir musîbet kendi ellerinizle kazandıklarınız yüzündendir. Bununla berâber Allâh yine de çoğunu affeder.”[14]

Sakatlıklar; deprem, sel gibi tabîi âfetler ile meydâna geldiği gibi insânların ihmâli netîcesinde de meydâna gelir. İnsan, bu dünyâdaki ilâhî yasalara ve toplumsal kurallara uymazsa sözgelimi, sağlığına, gıdalarına ve temizliğe dikkat etmezse hasta olabilir, trafik kurallarına uymazsa kazâ yapabilir, hastalık ve kazâ sonucu sakat kalabilir. Bu tarz durumlarda kusûru, insânın kendisinde araması gerekir.”[15]

Bir “kesinleşmiş kader” vardır, bir de insânların cüz’i irâdesine bırakılan husûslar vardır. Bu kaderin nasıl tecelli edeceği insânın özgür irâdesiyle yapacağı tercîhin yönüne bağlıdır. “… Eğer siz dönerseniz bir de döneriz …”[16] âyetinde belirtildiği gibi bu konularda Allâh’ın irâdesi, insânın irâdesine bağlıdır. Bu da, trafikte ve çalışma ortamında gerekli tedbîrlerin alınması ile oluşan fiîlî bir duâdır ve kurallara uyulmasıyla pek çok kazânın ve engelliliğin önlenmesi anlamına gelir.[17]

Bir doktorun hatâ etmesi de dikkatli davranıp hatâ etmemesi de ilahî takdîrin içerisindeki imkânlara bağlı bir durumdur. Bu imkânları iyi ya da kötü şekilde kullanmak insânların elinde olan bir şey olduğu sürece, ortaya çıkan olumsuz sonuçların hiçbirisi kadere fatura edilemez.[18]

Kimi musîbetler vardır ki, şahsın hiç bir kusûru olmasa da Allâh tarafından imtihân için verilmiş olabilir. Dolayısıyla meydâna gelen sakatlıkların, cezâ mı, imtihân mı yoksa ihmâlkârlıktan dolayı mı olduğunu her zamân kesin çizgileriyle ayırt etmek mümkün değildir. Bize düşen, bu dünyâda her zamân imtihânda olduğumuz şuûruyla hareket etmek, sabırlı olmak ve metânetli davranmaktadır.[19]

Dipnotlar:

[1] Teğâbün: 64/11.

[2] Âl-i İmrân: 3/145.

[3] Mülk: 67/2; Kehf: 18/7; Hûd: 12/7.

[4] Enbiyâ: 21/35.

[5] Âl-i İmrân: 3/186.

[6] Enbiyâ: 21/35.

[7] Enfâl: 8/28.

[8] Tevbe: 9/51.

[9] Hadîd: 57/22.

[10] Hadîd: 57/23

[11] Zümer: 39/10.

[12] Tirmizî, “Zühd” 57 (2399).

[13] Tirmizî, “Zühd” 56. IV, 601, İbni Mâce, “Fiten” 23.

[14] Şûrâ: 42/30.

[15] Karagöz, İsmail; Âyet ve Hadisler Işığında Engelliler, s. 11-12.

[16] İsrâ: 17/8.

[17] Coşkun, İbrâhîm; İlahî Adâlet ve Engelli Bireyler, s.49-50.

[18] Engelliler İlmihâli, DİB Yay. Komisyon, s.49.

[19] Sancaklı, Saffet; Hz. Peygamber’in  Engellilere  Karşı  Bakış  Açısının  Tesbiti, Din Bilimleri Akademik Araştırma Dergisi, Yıl: 2006, Sayı: 2.

Kaynak: Hasan Serhat YETER, Engellinin İlmihâli, 2022

İslam ve İhsan

ENGELLİLERE ALLÂH’IN GAZÂBINA UĞRAMIŞ KİŞİLER OLARAK BAKILMASI DOĞRU MUDUR?

Engellilere Allâh’ın Gazâbına Uğramış Kişiler Olarak Bakılması Doğru mudur?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle