Engelli Kardeşlerimize Karşı Vazifelerimiz Nelerdir?
Bir Müslüman, engelli kardeşlerine karşı nasıl davranmalıdır? Onların hayatlarını kolaylaştırmak, gönüllerini kazanmak ve toplumsal hayata daha aktif katılmalarını sağlamak için nelere dikkat etmelidir? İşte İslam'ın rehberliğinde, engelli kardeşlerimize karşı yerine getirmemiz gereken sorumluluklar ve dikkat etmemiz gereken hususlar...
"Siz ancak içinizdeki zayıflarınız ve ihtiyârlarınız yüzünden rızıklandırılırsınız." (Buhari, Cihad:76)
İslâm, bütün mü’mînlerin birbiri ile kardeş olduğunu deklare etmiştir.[1] İslâm toplumu, ancak birbirini gözeten bundan hiç gâfil kalmayan fertlerin kenetlendiği bir toplum demektir. Yardımlaşma, İslâm’ın en temel sosyal ahlâk ilkelerindendir. Birbiri ile yardımlaşmayı önemsemeyenlerin oluşturduğu topluluk, toplum olamaz.
Günümüzde dünyâya olan iştah artmakta, herkes kendisini merkeze almakta ve diğer kardeşlerini hesâba katmamaktadır. Hâlbuki, Hz. Peygamber’in,
“Yanında aç bir komşusu var iken tok yatan bizden değildir.”[2] ikâzı, kardeşlik görevlerimizi yapmamıza özellikle dikkat çekmektedir. Gücümüz yettiğince etrâfımızla ilgilenmek zorundayız. Hiç kimse bu sorumluluğun hâricinde değildir. Bakıma ve yardıma muhtâç olanlardan sâdece yakınları değil, tüm Müslümanlar sorumludur. Hattâ Müslüman olmasa bile yoksul, fakîr, çâresiz, dul, yetîm… her ne ise âcizlere yardım etmek, Kur’ân’ın tavsiyelerindendir.
‘Biz’ ilkesi, İslâm kardeşliğinin temel ilkesidir. “Kendimi kurtarayım yeter.” düşüncesi bir çeşit bencilliktir ki müslüman bencil olamaz. Toplumun yetîmleri, yoksulları, hastaları, dulları, yaşlıları, çâresizleri olduğu görmezden gelinemez. Ümmet olmanın huzûru, ancak ve ancak Müslümanların birbirlerinin her derdi ile ilgilenmeleri ile sağlanabilir.
Sorumluluk sâhibi mü’min bir kişi engelliler için şunları yapmalıdır:
-
Mü’min, Engellilere Değer Vermelidir:
İslâm, engelliye karşı sevgi ve şefkâtle yaklaşmayı tavsiye eder. Engellilerin de bir insân olduğunu düşünmek ve onlara insânca muâmelede bulunmak insânlık gereğidir. Onları dışlamak, küçümsemek, onlarla alay etmek ve onları kırıcı davranışlarda bulunmak İslâm’ın prensipleriyle bağdaşmaz.[3] Gönüllerde taht kurmuş olan Yûnus Emre, İslâm kültüründe yer alan sevgi ve merhâmet anlayışını, İslâm inancından aldığı ilhâmla “Yaratılanı severiz, Yaratandan ötürü” sözleri ile özetlemiştir.[4]
Engelli ve hasta insânlara iltifât etmek, onları onure etmek ve onlara değer vermek, onların morallerinin iyileşmesine katkı sağlayacaktır. Peygamberimizin buna özen gösterdiğini görmekteyiz. Bedir savaşına katılmış görme özürlü Medîneli bir sahâbî olan Itbân b. Mâlik (r.a), Peygamberimiz ve arkadaşlarına yemek ikrâm etmek ister, Peygamberimiz O’nu kırmaz.[5] Bir başka gün Itbân, yağmur yağdığında ve gece karanlıkta câmiye gitmekte güçlük çektiği için; “Ey Allâh’ın Rasûlü! Evimde namaz kılsan da ben orayı namazgâh edinsem?” diye ricâda bulunur. Peygamberimiz de Itban’ın evine gider ve O’na, “Nerede namaz kılmamı istersin” der. Itbân, Peygamberimize evinde namaz kılmasını istediği yeri gösterir. Peygamber Efendimiz (s.a.s) de orada namaz kılar.[6]
Bir âmânın dâvetine icâbet edip evine gitmesi, ikrâm edilen yemeği yemesi, gösterdiği yerde namaz kılması Hz. Peygamberin tevâzûsunu ve engellilere olan sıcak ilgisini göstermektedir.
Mekke fethedildiğinde Hz. Ebû Bekir, yaşlı ve âmâ olan babası Ebû Kuhâfe’yi sırtına yüklenerek Hz. Peygamber’in huzûruna getirmiştir. Bu durumdan râhatsız olan Peygamberimiz (s.a.s), “Bu ihtiyârı evde koysaydın da, onun yanına biz gitseydik ya!” diyerek saygı ve nezâket göstermiş,[7] böylece yaşlı/engelli birisine karşı sergilenmesi gereken tavrı bizlere öğretmiştir.
-
Mü’min, Engellilere Yardımcı Olmalıdır:
Toplumda iş yapabilecek durumda olan engellileri, özellikle devlet işlerinde istihdâm etmeye çalışmak, iş yapamayacak durumda olanları da tedâvî ederek topluma kazandırmaya çalışmak, müslümanların vazîfelerindendir.
Engelli ve hasta olanlara sâhip çıkmak insânî ve İslâmî bir vazîfedir.[8] Engelliye ve hasta olana yardım etmek ve hayâta tutunmasını sağlamak, kişinin gönüllü olarak ister yapacağı isterse yapmayacağı bir konu değil, tam tersine yerine getirmesi gereken çok mühim bir vazîfedir. Sosyal sorumluluğun bir gereği olarak kazandığı şeylerden bir kısmını engelli ve hasta olanların temel ihtiyâçlarını karşılamaları için harcamayan kimse, mes’ûliyetini yerine getirmemiş demektir. Engelli ve hasta olanlar, sağlıklı insânlara göre dezavantajlı konumda olduklarından onların ellerinden tutmak ve onları topluma kazandırmak sağlıklı insânların sorumlulukları cümlesindendir.[9]
Dînimiz, engelli ve hastalarla ilgilenmeyi ve onlara yardımı teşvîk etmektedir. Engelli çocuğunun bakım ve tedâvîsini yapan, onunla ilgilenen anne-baba, İslâm inancına göre yaptıklarından dolayı sevâp kazanır.
İnsanlara yardım edene Allâh yardım eder. Allâh Rasûlü (s.a.s) şöyle buyurur:
“Kim mü’min bir kardeşinin ihtiyâcını karşılarsa Allâh da onun bir ihtiyâcını karşılar. Kim müslümanın bir sıkıntısını giderirse Allâh da onun kıyâmet günü sıkıntılarından bir sıkıntısını giderir.”[10]
“Mü’minler bir tek insân gibidir. Eğer insânın gözünde bir şikâyeti olursa, bütün vücûdu bundan etkilenir. Eğer başında bir ağrısı olursa yine bundan bütün bedeni etkilenir, (mü’minler de böyle olmalıdır.)”[11]
Peygamberimiz (a.s), “Kim ölür de mal bırakırsa, malı veresesinindir. Kim bakıma muhtâç kimseler bırakırsa onun sorumluluğu bana âittir”[12] sözüyle toplumu yönetenlerin; hasta, zayıf, engelli, yetîm ve benzeri bakıma muhtâç kimseleri koruyup gözetmesi gerektiğine işâret etmiştir.
Zayıfların, düşkünlerin, fakîr ve yoksulların gerçek dostu ve hâmisi olan Peygamberimiz (a.s), engellilere yapılacak her türlü yardım ve desteğin sevâp olduğunu bildirmiştir. Bir gün Peygamberimiz “her gün” için sadaka verilmesi gereğinden söz eder. Sahâbeden Ebû Zer, her gün için sadaka verecek imkânlarının olmadığını söyler. Bunun üzerine Peygamberimiz (a.s) şöyle buyurmuştur:
“Sadakanın birçok çeşidi vardır:
... -İyiliği emretmen, kötülüğü men etmen,
-İnsanların yolundan diken, taş ve kemik (gibi zarâr veren şeyleri) kaldırman,
-Görme özürlülere rehberlik etmen,
-Sağır ve dilsize anlayacakları bir şekilde anlatman,
-Muhtâç bir kimseyi ihtiyâcını tedârik etmesi için gerekli yere götürmen,
-Dermân arayan dertliye yardım için koşuşturman,
-Koluna girip güçsüze yardım etmen,
-Konuşmakta güçlük çekenin merâmını ifâde edivermen,
-Bütün bunlar kendin için (yaptığın) sadaka çeşitlerindendir...”[13]
Görme engelli bir kimseye yol göstermek, sağır ve dilsiz ile ilgilenmek ve aracına binmeye çalışan bir engelliye yardımcı olmak hep birer sadakadır.[14] Sahâbeden Abdurrahman İbn Ka’b (r.a), babası gözlerini kaybedince, ona rehberlik yapmış ve Cuma günü olunca da namaza götürmüştür.[15]
Engellilere yapılacak bu tür yardımların sadaka olduğunu belirten Peygamberimiz (a.s), herhangi bir görme özürlüyü yoldan saptıranları, onu kasten yanlış yola yönlendirenleri de lânetliler arasında saymıştır.[16]
Bir kimsenin kendi rızâsıyla başkasına yardım etmesi ve ikrâmda bulunması kul hakkı kapsamında değerlendirilmez. Engelliler ile ilgilenmek bir insânlık vazîfesidir. Bu anlamda engelli bir kimsenin, kendisine yardımcı olan kişiden helâllik istemesine gerek yoktur. Yardımda bulunan, bu müspet davranışıyla sevâba nail olur ve bunun karşılığını Yüce Allâh’tan bekler.
Engelli insânlara acıma duygusuyla bakmak, onları dilenciliğe mahkûm bireyler olarak görmek ve onlar için küçük düşürücü sıfatlar kullanmak onlara yapılacak en büyük kötülüktür. Bu yüzden maddi durumu iyi olanlar, engellilere iş imkânı sağlamaya gayret etmelidir. Özellikle işveren durumunda olanların ve devlet yetkililerinin engelli ve özürlülere iş imkânı sağlaması gerekir ki bu kimseler başkalarına yük olmasınlar, kendi ayakları üzerinde durabilsinler.
Bedensel ya da zihinsel engelli insânlara sosyal hayâtın her kesiminde yer verilmesi, onların da normal her insân gibi muâmeleye tâbî tutulması ve sosyalleşmelerinin önündeki engellerin kaldırılması insânlık haysiyetini korumak adına topluma düşen bir vecîbedir.
-
Mü’min, Engellilere Dînî ve Meslekî Eğitim Verilmesine Yardımcı Olmalıdır:
Görme, işitme, konuşma ve zihinsel özürlülerin eğitilmesi, bir meslek sâhibi yapılması, dînî, bilgilerin verilmesi ve eğitilmesi, özürlü ve hasta yakınlarının eğitilmesi çok önemlidir.
Özür ve râhatsızlık ne kadar erken tespît edilir ve tedâvîye başlanırsa sonuç daha iyi alınır. Bu konuda âilelerin bilinçlendirilmesi gerekir. Âilelerin; çocukların sakat doğmaması, doğan çocukların sağlıklı olarak büyütülmesi ve çocukların sonradan sakat olmaması için bilinçli hareket etmeleri; özellikle annelerin hâmilelik döneminde sigara ve alkol kullanmaktan sakınmaları gerekir.
Rehâbilitasyonunun başarısı, ebeveynlerin terapi becerîlerinin geliştirilmesine bağlıdır. Bireyi tehdit eden özre engel olmak, özrün artmasını önlemek veyâ özrün sebebi ne olursa olsun, sonuçlarını hafifletmek âile ve devletin görevidir. Bu konuda âilelerin bilinçlendirilmesi gerekir. Her türlü tedbîre rağmen çocuk sakat doğdu veyâ sonradan sakat oldu ise aşırı üzüntüye kapılıp feryât etmemek gerekir. Anne ve babalar duruma sabretmeli, çâre aramalı, bakım ve tedâvîye çalışmalı, gerekirse bu konuda ilgili dernek ve kuruluşlardan psikolojik yardım ve eğitim desteği almalıdırlar. Sakat ve özürlü çocukları toplumdan gizlemek, onlardan utanmak ve eziklik hissetmek doğru bir davranış değildir. Kul, Allâh’tan gelene râzı olmalıdır. Dünyânın bir imtihân olduğunu, imtihânı başaranların ilâhî mükâfata ereceklerini ve bakıma muhtâç kimselere bakmanın Allâh’a kulluk ve büyük sevâp olduğunu düşünmelidir. Allâh (c.c.), mü’min kulunu belki, bu sayêde Cennet’ine koyacaktır.
Devlete, kamu kurum ve kuruluşlarına ve sivil toplum örgütlerine özürlü çocukların ve âilelerinin eğitimi ve rehâbilitasyonu konusunda büyük görevler düşmektedir. Bu konuda hizmet veren dernek ve vakıfların desteklenmesi insânî, dînî ve sosyal bir görevdir.
Unutmamalıyız ki, engelli kardeşlerimize göstereceğimiz en ufak bir ilgi, onları hayâta bağlayacaktır. Yaşamaktan zevk almalarına vesîle olacaktır. Onların bu hâli de onlarla ilgilenenlerin dünyâ ve âhiret de mutlu olmasına imkân sağlayacaktır.
-
Mü’min, Engellileri Ziyâret Etmelidir:
Peygamber Efendimiz, engellileri ziyâret edilmeye daha lâyık ve hak sâhibi kişiler olarak görür, bu sebeple engelli insânları ziyâret etmeye ayrı bir önem verirdi. Peygamberimiz sallallâhü aleyhi ve sellem, “Haydi, ‘iyi gören’ (basîr) adama götürün beni!” diyerek berâberce sahâbî dostlarıyla âmâ olan Umeyr b. Adiy’i (r.a.) ziyârete gitmiştir. Bu davranışıyla insânların engelli ve ihtiyâç sâhibi olan kişileri ziyâret edip onlara moral desteği vermesine ve toplumda kuvvetli bir dayanışmanın meydâna gelmesine çalışmıştır.
Hasta ziyâreti, dînî ve ahlâkî bir görevdir. Peygamberimiz (s.a.s),
“Açları doyurun, hastaları ziyâret edin, çektikleri acıları çözün.”[17] buyurarak muhtâç ve hastalarla ilgilenilmesini istemektedir. Kendisi bizzat hastaları ziyâret eder, onların günüllerini alırdı.
Peygamberimizin (s.a.s) bildirdiğine göre Yüce Allâh, kıyâmet günü şöyle der:
-Ey Âdemoğlu! Ben hastalandım, Beni ziyâret etmedin. İnsan cevâp verir:
-Ey Rabb’im! Sen âlemlerin Rabb’isin. Ben seni nasıl ziyâret edecektim? Yüce Allâh cevâp verir:
-Hani filân kulum hastalandı da onu ziyâret etmedin ya. Eğer onu ziyâret etseydin Beni onun yanında bulurdun.
-Ey Âdemoğlu! Ben senden yemek istedim de Beni doyurmadın. İnsan cevâp verir;
-Ey Rabb’im! Sen âlemlerin Rabb’isin. Ben seni nasıl doyuracaktım? Allâh cevâp verir:
-Hani filân kulum senden kendisini doyurmanı istedi de onu doyurmamıştın ya. Eğer onu doyursaydın Beni onun yanında bulacaktın.
-Ey Âdemoğlu! Ben senden bana su ikrâm etmeni istedim de benim susuzluğumu gidermemiştin.
İnsan cevâp verir:
-Ey Rabb’im! Sen âlemlerin Rabb’isin. Ben sana nasıl ikrâm edebilirdim? Allâh cevâp verir:
-Hani filân kulum senden su istemişti de ona su vermemiştin. Eğer onun susuzluğunu giderseydin Beni onun yanında bulacaktın.”[18]
-
Mü’min, Engellileri ve Âilesini İncitmemeye Özen Göstermelidir:
Allâh Teâlâ’nın insânları “biricik/orijinal” kul olarak yarattığı gerçeğiyle, toplumun saygı, sevgi ve yardımlaşarak yaşaması esâstır. Yaratılıştan veyâ sonradan oluşan hastalık veyâ engellilik ise, insânın tasarrufunda bulunmayan, Allâh’ın takdîr ettiği özel bir durum olması sebebiyle özenle davranmayı gerektirir. Engelli kimseler, kendi husûsî durumları sebebiyle daha hassas ve kırılgan olabilmektedirler. O yüzden onlarla iletişimde çok daha dikkatli olunmalıdır. Bunun için şu husûslara âzamî riâyet tavsiye edilmelidir:
- a- Sâdece bir kere karşılaşılan bir engelliden engel durumları sorulmamalı; kimin ve neyin buna sebep olduğu öğrenilmeye çalışılmamalıdır.
- b- Yardım etmeden önce; “Size yardım edebilir miyim?” diye sorulmalı. Yardım istenildiği takdîrde, “nasıl yardım edilebileceği” öğrenilip öyle destek olunmalıdır.
- c- Görme engelli biriyle konuşulurken bulunulan ortam ve yol tasvir edilmeli; işitme engelli biriyle konuşulurken yüz yüze olunmalıdır ki bu sâyede dudak okumasını yapabilsin ve söylenenleri duymasa da tahmin yürütebilsin.
- d- “Geçmiş olsun!”, “Üzülme!” gibi klişe ifâdelerle onları incitmemelidir. “Tekerlekli sandalyeye” ya da “yatağa mahkûm” gibi yargılayıcı ifâdeler kullanılmamalıdır. Konuşulurken onların üretken ve pozitif olduğu noktalara değinilmelidir.
- e- Evli ve çocuklu ise, evlilik hayâtları sorgulanmamalı, onların da anne-baba olabilmesi yadırganmamalıdır.
- f- Önlerine çıkan engeller, ortadan kaldırılmalıdır.
İnsan olmak, insânca davranmak ve insânları incitmemek; en önemli vazîfemizdir.[19]
Mü’min kişi, farkında olmadan bağırıp çağıran engelli çocuğu azarlamamalı, böyle evlâtları var diye bir âileyi küçümsememeli, aşağılamamalıdır. Bu davranışları sergileyenler, dînimize göre büyük bir yanlış içinde olup yarın aynı şeyle kendileri de imtihân edilebilirler. Bu husûsta Rasûlullâh (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:
“Kardeşinin başına gelen bir şeye sevinip gülme sonra Allâh onu bağışlar ve merhamet eder de seni o şeyle imtihân eder.”[20]
Engellinin durumunu görmesine rağmen küçümseyen bakışlar atan veyâ rahatsızlığını ifâde eden kişilerle karşılaşan engelli âilesi, bu kişilere sâdece engellinin durumu ile ilgili kısa ve aydınlatıcı bilgi vermeli, mümkünse hiç tartışmamalı, vakarla hareket etmeli[21], engelli ile ilgilenme işini en iyi şekilde yapmaya özen göstermelidir. Zor da olsa bunu yapmak ve bu durumlara sabretmek, ilgilenenlerin sevâp katsayısını arttıracaktır.
Dipnotlar:
[1] Hucurât: 49/10.
[2] İbni Ebi Şeybe, Kitabu’l-Îmân, s.33.
[3] Sancaklı, Saffet, Hz. Peygamberimizin Engellilere Bakışı ve Örnekliği, Diyânet Aylık Dergi, Sayı 257, Mayıs 2012.
[4] Kulaksızoğlu, Adnan; Engelli Çocuk ve Ergenlerin El Kitabı, s.292.
[5] Buhârî, “Teheccüd” 36.
[6] Buhârî, “Ezân” 40.
[7] Ahmed b. Hanbel, Müsned, III, 160, VI, 349- 350.
[8] Müslim, “Selâm” 5.
[9] https://www.muftulukhaber.com/yazarlar/yrd-doc-dr-ahmet-emin-seyhan/engellilere-sâhip-cikmak-İslâm-in-emridir/2718/
[10] Buhârî, “Mezâlim” 3 (2442).
[11] Müslim, “Birr” 67 (2586).
[12] Buhârî, “Ferâiz” 25.
[13] Ahmed b. Hanbel, V, 168-169, 154.
[14] Ahmed b. Hanbel, II, 350.
[15] İbni Mâce, “İkâme” 78.
[16] Ahmed b. Hanbel, Müsned, V, 169, 217, 309, 317, 350; (Kenzü'l-Ummâl, 6:15398).
[17] Buhârî, “Merdâ” 4 (5649).
[18] Müslim, “Birr” 43.
[19] Küçük, Seher; Engeller Hep Birlikte Aşılır, Şebnem Dergisi, Sayı: 160 (Haziran 2018).
[20] Tirmizî, “Sıfatü’l-kıyâme” 54.
[21] Furkân: 25/63.
Kaynak: Hasan Serhat YETER, Engellinin İlmihâli, 2022








YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!